sabah uyandığımda, yine o eski beyaz; ama sararmış duvarı görüyorum. her şeyi bırakıp gideceğim, diyorum duvara. aynen yatmadan önce söylediğim gibi.
dar koridordan geçip, küçük banyoya giriyorum. aynada, yine o eskimiş suratı görüyorum. elimi yüzümü yıkayıp, saçlarımı düzeltmeye çalışıyorum. banyodan çıkmadan önce, yine o eski beyaz; ama kararmış kapıyı görüyorum. her şeyi bırakıp gideceğim, diyorum kapıya.
kıyafetlerimi giyinip, kahvaltı etmeden dışarı çıkıyorum. yine o eski yeşil; ama sararmış durağı görüyorum. her şeyi bırakıp gideceğim, diyorum durağa. derken otobüs gelip, alıp götürüyor beni. her daim tıraşlı, o şişman soförü görüyorum yine. yaz - kış güneş gözlüğüyle, her daim ilginç bir karizması var. selam verip, elimdeki sararmış, değeri düşük yol parasını veriyorum.
ineceğim durağa gelirken, yine o kırmızı; ama beyazlamış düğmeye basıyorum.
durakta iniyorum, durağın önündeki ağaca her zamanki gibi selam veriyorum: her şeyi bırakıp gideceğim, biliyorsun değil mi, diyorum.
ilk defa ağaç cevap veriyor, ne zaman gideceksin, diye. susuyorum. istediğim yere gidemesem de, en azından bir gün sana son kez bunu söylemiş olacağım, diyorum. o da anlıyor, bir gün istediğim yere gidemesem de; her zaman gideceğimi bildiğim yere gideceğimi. ***