Dünya genelinde işçi bayramının bir şenlik havasında coşkuyla kutlandığı gündür.
Hamburg'ta gece yarısından sonra bir kısım provokatör zihniyetliler kısa süre polisle çatıştıktan sonra etkisiz hale getirilmişlerdir, bunun haricinde başka da olay olmamıştır. Sanırım bu haberden birçok almanın da haberi yoktur.
Gelelim türkiye cumhuriyeti'ne...
Günlerdir tırmandırılan sendika ve hükümet arasındaki gerilim sebebiyle neredeyse kale haline getirilen taksim sessizliğini korurken, diğer semtler savaş alanına dönmüştür.
Türban konusunda son derece demokrasi ve özgürlük yanlısı kesilenler, iş işçi bayramına gelince en faşist elbiselerini giyerek demokrasi kavramının da içini boşaltmayı başarmışlardır.
Bayramlarını kutlamak ve haklarını aramak isteyen işçilere devlete başkaldıran asi muamelesi yapanların bu faşist tutumu, insanları sindirmeye yetmiş ve sendikalar eylemlerinden vazgeçtiklerini açıklamışlardır. Ya ne olacaktı ki? Bile bile ölüme mi gideceklerdi?
işin daha da trajikomik boyutu, hak aramak için meydanlara çıkmak isteyen ve polisle karşı karşıya kalan emekçilerin, başka emekçiler tarafından anarşist olarak görülmesidir.
Faşist uygulamaları ve özgürlüğün kısıtlanmasını haklı bulan işçiler...
Ne kadar komik değil mi?
işte bu yüzden türkiye'de bir işçi sınıfı ve kültürü oluşmamıştır. Var olan küçük bir zümrenin dışında kalanlar işçi değil ameledir. Ve bu ameleler "deveye diken insana siken yaraşır" sözünü sürekli olarak tekrarlamaktan ve bunu eyleme dökmekten büyük bir haz almaktadırlar.
Ve yine bu nedenle de türkiye'de bir işçi sınıfı olmayacaktır.
Türkiye'de hiçbir şey olması gerektiği gibi olmayacaktır.
Çünkü artık türkiye'de sadece ülkesini düşünen kimse kalmamıştır.