yine sana yazıyorum. biliyorum ki sen bundan habersizsin.
izin verdim yine girişine hayatımın en dibine kadar. belki bu sefer olur dedim. aldanmışım. hatta kendimi aldatmışım. bir şekilde sen ve ben "biz" olamıyoruz. sorgulamaktan yoruldum aslında. nedenlerini bulmaya çalışmaktan da... senin kapıların bana tamamen kapalıyken ben nasıl girebilirim bir hırsız gibi. bana ait olmayanı senden zorla almak... bu sevgi değil sadece insafsızlık olur. ki zaten ben senin gibi insafsız olmayı asla başaramazdım, sen de biliyorsun.
hayatımı alt üst etmeye hakkın yoktu aslında ama bu hakkı ben kendi ellerimle sana verdim. şimdi de oturmuş ağlıyorum: sana ve senin için kaybettiğim zamana. ağlamaya hakkım var mı? sanırım yok. göz yaşlarım kağıdın her yerine yavaş yavaş yayılırken seni düşünüyorum ve yine gülüyorum. sanırım senin için çektiğim acılar artık zevk vermeye başladı. ve ben artık hasta bir ruha sahip oldum.
biliyor musun? senden önce keşkelerim yoktu benim. senden sonra keşkeler biriktirdim hayatıma pul koleksiyonu yapan bir çocuk gibi. bu ben olamamn dediğim zamanlarım hep sana ait anlarımdan oluşuyordu ve bütün keşkelerimin sebebi oldun. "bundan bana ne? bu benim sorunum değil." dediğini duyar gibiyim. evet bundan sana ne? bu sadece benim. "keşke" bize ait olsalardı.
kilometrelece uzaktayken bana aslında ben hep seninleyim sadece sen bilmiyorsun. keşke o kahrolası şehirde olmasaydın da ben bu yazıları sana yazmak istemeseydim. keşke ben bu yazıyı sadece yaşadığımız güzel anları hatırlamak için yazsaydım.