demokrasinin en büyük handikapı olarak görülen ve antik yunandan günümüze tartışılagelen bu sorunun demokratik sistem içerisinde çözümü mümkün değildir. çünkü eşitlik günümüz demokrasisinin vazgeçilmez parçasıdır ve insan hakları bildirgesinin ilk maddesinde bütün insanların eşit haklara sahip olduğu vurgulanmaktadır. yani sizin karşı çıktığınız demokrasinin su sızdıran bütüne zarar vermeden tamiri mümkün ufak bir çatlağı değil evrensel eşitlik paradigmasıdır.
diğer taraftan demokrasiye yöneltilen bu eleştiri aynı zamanda temelsiz olduğu için de sürekli havada kalmakta, insanların midesini bulandırmaktan, farklı sınıflardaki insanları psikolojik olarak da birbirlerinden uzaklaştırmaktan başka sonuç vermemektedir. temelsiz olmasının sebebi ise eleştirinin yanında bir alternatif çözüm sunmamayışıdır. tezler antitezleriyle çürütülür ama eleştiri sahiplerinden kimse bugune kadar demokrasiye karşılık meşru bir seçenek sunamamıştır. bundan dolayı da ''demokrasi en kötü yönetim biçimidir,diğerlerini saymazsak''. elbette demokrasi içinde önemli sorunlar barındıran bir sistemdir ancak doğrusu fantastik sistemler üretmeye çalışarak değil, yine insanlık onuruna en yakışır yönetim olan demokrasinin içinde çözümü aramaktır.
tekrar başa dönmek gerekirse diyelim ki bu sorunların hepsinin üstesinden geldik ve yönetimimiz elitist bir sisteme dönüştü. kollevtivist fayda açısından yararlı olabileceği iddia edilse bilse birey merkezli düşndüğümüz zaman bu her bireyin kendinin yönetilmesindeki söz söyleme hakkını gasp etmektedir.demokrasinin eniyi yönetimi sağlayacak sistem olduğunu tartışabiliriz lakin sıfatı ne olursa olsun bir insanın kendi hayatını ilgilendiren bir konuda tamamen pasifize edilmesini kabul edemeyiz.
netice olarak, bir ülkenin yönetimyle ilgili rasyonel analizi tabii ki bir profosorun bir cobandan daha iyi yapmasını bekleriz. ancak bu sorunun önerilen çözümü bizatihi demokrasiye ve evrensel insan haklarına aykırı olduğu için, işe bunların tasfiyesiyle başlamak zorunda kalırız. dolayısıyla biz yine çözümü demokrasinin içerisinde aramalı , mesela vatandaşlık görevinin ve hakkının sadece ritmik aralıklarla oy vermek olmadığını anlamaya çalışmalıyız. ve o akıllı vatandaşlar baskı grupları oluşturmalı,sivil toplum kuruluşları kurmalı ve iktidarı denetlemeye çalışmalıdırlar.
aslına bakarsak şimdiye kadar konuştuklarımızın hepsi boş. çünkü türkiyeyi akıllı olsun akılsız olsun hiç bir zaman halk yönetmemiştir. zaten 1946 ya kadar tek parti diktasıyla yönetilen türkiye bu tarihte amerikanın baskısıyla çok partili sisteme geçmek mecburiyetinde kalmıştır. o günden günümüze askeri-sivil bürokratik oligarşinin vesayetinde yönetilen türkiye bu durumun hala devam ettiğini 27 nisanda ve yeni açılan kapatma davasında görmüştür. oynadığımız bu demokrasicilik oyununda bize çizilen çerçevenin dışına çıkmaya çalıştığımız anda ''memleketin asıl sahiplerinden'' tokadı yemekteyiz. bu halde alın oyların hepsi sizin olsun alın ister profösörlere kullandırın ister yardımcı doçentlere.
son olarak bi soru : ne bilgisi ne kötü niyeti olan nötr bir çobanın mı oyu daha zararlıdır , 2008 de darbeyi öven bir danıştay başsavcısının mı?