üç beş ay kadar önce x şehrinden y şehrine gitmek üzere otobüs biletimi aldım. o gün otogarda otobüsü beklerken en içten dileklerimle yakardım tanrıya, yanıma teyze oturmasın deyu. otobüse binerken bu konuda her zaman heyecanlanmışımdır, bu kez de aynı heyecanla koltuğuma gittim. Bingo! Teyze yanına düşmüştüm. müsaade isteyip yerime geçtim oturdum. altı saatlik bir yolculuk bizi bekliyordu. kafamda senaryolar canlanmaya başladı, teyze ne okuduğumdan başlayıp yedi sülalemi sorgulayabilecek potansiyelde idi. gözlerinde bu ışığı görmüştüm. bütün bu gereksiz muhabbetlere dahil olmamak için hemen kulaklığımı taktım. ilk molaya kadar her şey normal seyrinde ilerledi. çünkü hal ve hareketlerim teyzeye onunla iletişime kapalı olduğum mesajlarını göndermişti ki bu durumdan ziyadesiyle memnundum. mola bittikten sonra yeniden otobüse döndüğümde araştırmacı gazeteci ruhlu teyzemin performansını gösterme vaktinin geldiğini anladım. kulaklığımı yeniden takmama fırsat yaratmadan ismimi, cismimi, nerede okuduğumu, ne okuduğumu, anamı, babamı, kardeşimi, memleketimi bir çırpıda soruverdi. muhabbet o kadar soru cevap şeklinde ilerliyordu ki kitlenmiş bir vaziyette pat pat cevap veriyordum, adeta kendimi durduramıyordum. tüm bu sorulardan sonra hayat standartlarımı iyice içselleştirdi ve sıra özel hayata geldi.
-ee arkadaşın var mı bakalım? hani ciddi bir şey? (Manita kontrol)
+ıııığğğ şey. (hapsurup burada nasıl yanıt vermesi gerektiğini düşünüyor) yok. (aslında var)
hanım teyze o kadar yüksek sesle konuşuyordu ki sohbetimiz onun haykırması ve benim cevaplarım üzerine kuruluydu. eğer bir sevgilim olduğunu ifşa edersem onun da kim olduğunu sorgulayacak ve ilişkimizi tüm otobüse beyan edecekti. bu durumun yaşanmaması için yok deyip geçiştirmeyi tercih ettim. Böylece muhabbet kitlenir yolumuza bakarız diye düşünmüştüm. ama yanılmıştım. teyze beni adeta savunmasız yakalamıştı. otobüste başıma gelip gelebilecek en trajik anları yaşatmasına ramak kalmıştı. yok cevabım üzerine gülümsedi, "seni çok sevdim" dedi. adımı yeniden sordu. bu üçüncü soruşuydu. sık sık unuttuğu için dur not alayım en iyisi dedi ve çantasındaki küçük not defterini çıkarıp adımı ve soyadımı not aldı. bu sırada askerdeki oğlundan söz etmeye başladı. sıçtığım andı. alternatif gelin adayı bakışlarını iliklerime kadar hissettim. "ismini oğluma vereceğim seni facebook'tan eklesin, konuşun" dedi. kitlendim. hiçbir cevap veremedim. donuk bir yüz ifadesiyle yan tarafta kusmakta olan çocuğa bakıyordum. yeniden beni çok sevdiğini dile getirdi, saçımı okşadı. "Ay inşallah anlaşırsınız, inşallah olur" dedi. ayaküstü oğluna ayartıyordu beni, artık kendine gelmeli ve dur demeliydim. saçma sapan konuşma teyze hangi yüzyılda yaşıyoruz amk diye haykırmak istedim. fakat ağzımdan sadece yok olmaz sözcükleri döküldü. pencereye döndüm, kulaklığımı taktım. geri kalan üç saat boyunca teyzeden tarafa dönmeyeyim diye dışarıyı izledim. hep izledim. Evren bu üç saati bana boyun tutulması olarak geri pasladı. bu da böyle bir anımdı.