Ben Dünyayı akılcılaştırmış , onun psikolojik saldırısına karşı mantığın zırhına bürünmüştüm, dünya ise beni renksel ön yargısıyla geri püskürtmüştü . Madem ki , anlaşılmak akıl planında bile mümkün değildi , o zaman benim için yapılacak bir tek şey kalıyordu: Gerisin geri yeniden akıldışına gömülmek . benden daha akıldışı bölgelerde dolaşıyordu beyaz adam , dolayısıyla , bunun vebali olarak , geri çekilme taktiğinin benimsemiştim , ama yine de bunun benim , için tuhaf , alışılmadık bir silah olduğunu ortadaydı . Burada evimdeydim , irrasyonelden kurulmuş bir benliktim artık , onun içinde yüzüyordum . boğazıma kadar batmıştım akıldışına . Ve Titreyerek çıkıyordu sesim şimdi :
''Ne barutu onlar buldu
ne pusulayı
Onlar değildi başeğidiren buhara
ve elektiriğe
kaşifi de onlar olmadı okyanusların
ve göklerin
ama tanımadıkları yer kalmadı yine de
kahrın ve acının kol gezdiği ülkede.
uzun yollara düşmeyeceklerdi
köklerinden söküp alan fırtınalara olmasa
uygar ve kamçılı fırtınalar ,
başeğip diz çökmeyi öğreten
evcil ve dinibütün olmayı
eğilmeyi beyaz insanlar önünde
soysuz türedi döller
ayrık otları , ayrık otları toprağın !
toprak ki , onlarsız toprak olamaz
çile dolu , kavruk toprak
kıraç mı kıraç
ama bereketli , acı çeken bir ruh kadar.
o ruh ki , kirli bir çıkın gibi saklar , saklar da dertlerini
olgun yemişler halinde sunar
toprağın özünü,
sızılarını yeryüzünün.
taş değil, kaya değil benim
zenci yüreğim,
sağır belki- ama sağırlığı
uğultusuna meydan okuyor zamanın
zenciliğim , ölü bir gözyaşı
damlası değil benim zenciliğim
ölü gözünde dünyanın
karadeham benim , zenciliğim,
ne bir kule yükseltti
ne de katedral
güneşin kızıl etine gömülü yüreğim
göğün sızılarla tutuşan etine
koskoyu ve devasa ehramına sabrın
gömülü zenvi yüreğim .