solcu olarak tatlı su gezicilerinden iğreniyorum

entry29 galeri
    23.
  1. "tek yol devrim" sözünü kendisine parola edinmiş olan birisinin sözü. kendince haklı, kendince tutarlı. ama sorun şurada başlıyor, ya ben dünyayı senin gördüğün gibi görmüyorsam? ya ben olayları senin okuduğun gibi okumuyorsam?

    devrimci kesimin temel sıkıntısı bu. bir noktadan sonra artık bütün dünyayı sınıfsal çatışmalar ekseninde okumaya başlıyorlar. kendilerini "burjuva" diye adlandırdıkları insanlardan daha sonra da mümkünse "lümpen" diye sınıflandırdıklarından izole ediyorlar. bunun sonucunda da devrim için kan dökmek, kan akıtmak kolaylaşıyor. daha da önemlisi meşrulaştırılabiliyor.

    anlayabiliyorum yaşadıklarını. ya da daha doğrusu, hiç bir zaman tam olarak anlayamayacağımı biliyorum. bu yüzden aynı şekilde düşünmemizin, dünyayı benzer şekilde algılayabilmemizin mümkün olmadığını biliyorum. içinde bulunduğumuz düzenin ne kadar adaletsiz olduğunu da biliyorum ve görüyorum. bu adaletsizliğin temelinin sınıfsal ayrımlarda yattığı konusunda da hemfikirim.

    hemfikir olmadığım konu, ya da sende olup ben de olmayan şey ise; kan akıtılarak yapılacak bir devrimin tüm bu adaletsizlikleri temelinden söküp kaldıracağına ve adil bir dünya düzeninin inşa edileceğine dair inançtır. çünkü bana göre, halkın yalnızca bir kısmının desteğini alarak ve fiziksel şiddet kullanarak yapılmış bir devrim kendi meşruiyetini sağlayamaz. böyle bir devrim, karşı-devrim korkusu içerisinde radikalleşmeye, otoriterleşmeye ve dolayısıyla adaletsizleşmeye müsaittir. sovyetlerin deneyimlediği olgulardan ders almak gerekir. her ne kadar sovyet rejimi başta bir takım sosyalist düzenlemelere gitse de, zaman içerisinde kapitalist düzenin kurallarına göre oynayan, karşı devrim korkusu yüzünden stalin gibi bir diktatöre yol veren bir rejime dönüştü. insanların hepsini yoksullukta ve devlete bağımlılıkta eşitlemenin bir anlamı yok ki?

    şiddet yoluyla ele geçirdiğin yönetimi hangi araçlar vasıtasıyla meşru kılabileceksin? birisi sana çıkıp "siz bizi eşitlik, adalet, hürriyet diyerek kandırdınız. yönetimi de zorla ele geçirdiniz. biz sizi ve kurduğunuz rejimi tanımıyoruz. gerekirse kan dökerek elde tuttuğunuz bu haksız kudreti elinizden alacağız" dediğinde onlara şiddetten başka hangi yollarla cevap verebileceksin? ya da devrimin üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra bile eğer halk arasında sosyalizme olan inanç ve güven hala yerleşmemişse yapacağın seçimlerle rejimi, rejim karşıtı kitlelere teslim edebilecek misin?

    içinde bulunduğumuz sistemin en azından meşruiyetini halktan alması(en azından belli bir yere kadar) gibi bir avantajı var. sınıfsal çatışmaları, siyasal düzlemlere kanalize ederek sınıflar arasındaki uçurumu azaltma şansını bu sistem bize tanıyor. kıta avrupasında bu yolun ne kadar etkili bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. iskandinav ülkelerinde nasıl da etkin bir refah devleti modeli kurulduğunu gözlemleyebiliyoruz. tüm bunlar bizi sosyalizmin ve sosyal eşitliğin devrimle değil, belirli bir kültürel, sosyal ve siyasal evrim süreci ile gelebileceği yönünde ümitlendiriyor.

    bunlar aramızda tartışabileceğimiz ve her zaman da tartıştığımız meseleler. ama asıl kabul edemeyeceğim nokta şu. tüm sosyalizmi ve merkez sol da dahil her türlü sol fikri kendi hegemonyanız altına alamazsınız. sizin dünya görüşleriniz farklı olabilir. ama şunu sormanız lazım kendinize: herkes benim gibi düşünmek zorunda mı?

    örneğin gezi eylemlerine katılan herkes sizin gibi şiddet yanlısı olmak zorunda mı? ya da herkes sizin gibi sandıktan ve demokrasiden ümidini kesmek, seçimleri boykot etmek zorunda mı? herkes sizin gibi "tek yol devrim" demek zorunda mı?

    "akpliler sizden daha haysiyetli" demişsin ama bu nokta da ben de şahsen senin gibi düşünenlerin ve senin gibi hareket edenlerin akpnin ekmeğine yağ çaldığına inanıyorum. hatta bu yüzden de dhkpcnin manipüle edildiği hissine kapılıyorum son zamanlarda. çünkü akpye en kritik dönemlerde en can alıcı argümanları kurma fırsatı veriyor dhkp c şu sıralar. gezi eylemlerinde benim de dahil olduğum "tatlı su gezicileri", şiddetin tırmanmasından endişe duymuşlardı. hiç bir vatandaşımıza ve polisimize zarar gelmesini istemiyorduk. istiyorduk ki halk sesini duyursun. ana akım medyanın yapamadığını biz kendimiz yapalım. madem akpliler sesimizi televizyondan duymuyorlar (malum medya yüzünden) o halde sesimizi sokaklardan duyuralım istedik.

    ama oradaki insanların bir çoğu şiddeti arzulamamışken sadece belli bir örgütlü kesimin ipleri eline alması, o topluluk adına karar vermesi ve şiddeti artırması, buna da tüm muhalifleri ortak etmesi ne kadar ahlakidir?
    0 ...