--spoiler--
IŞiD gibi örgütler bu gençleri nasıl kendisine bağlıyor?
Cevabı aşağıdaki yazıda:
(03/2014)
Niğde'nin Ulukışla ilçesi'nde bir astsubay, polis ve vatandaşı öldüren El Kaide bağlantılı IŞiD üyesi oldukları iddia edilen üç zanlılardan Çendrim Ramadani'nin mahkemede ifade vermeyi reddedip, "Ben yalnızca Allah'a hesap veririm. ifade vermem, hepiniz müşriksiniz. Jandarmayı öldürerek sevap işledim" dediğini öğrendiğimde, aklıma bir buçuk yıl önce Der Spiegelde okuduğum Cemalin kardeşleri adlı makale geldi (bkz. Djamals Brüder 34/2012). Yakalanan zanlılar Almanca konuştuklarından, dergide ele alınan örneklere benzer bir süreçten geçtiklerini varsayabiliriz.
Bu genç insanların nasıl böylesi birer ölüm makineleri haline geldiklerini anlamak için, Cemal ve Boranın hikâyesini sizlerle paylaşmak istedim:
Cemal amcasının büfesinde ülkesine has nohut köftesi kızartırken, bir taraftan da Kant, Platon ve Nietzscheyi okuyormuş. Ancak sonunda radikal islamcı olmuş. Kutsal savaş için Hamburgun göbeğinde asker toplamaya başlamış. Cemal o zamanlar avcıymış.
23 yaşındaki Boranın annesi ve babası Türk ve ticaretle geçiniyorlar. Boş geçen hayatına eğlence ve anlam katma isterken, yolu radikal islamcılarla kesişmiş. O da avmış.
Bulundukları kahve eskiden radikal solcuların buluşma yeriymiş. Üniversiteye yeni başlayanlar buradaki konuşmacılara kulak vererek, radikal çevrelere geçiş yapıyorlarmış. Cemal burasını çalışma mekânı edindiğinde, solcular gideli çok olmuş. Yeni müşterileri de soruların cevabını Marx ve Leninde değil, Kuranda aramaya başlamışlar. Kahve, Hamburg devlet kütüphanesinin sadece birkaç metre uzağında ve Boranın deyimiyle arkadaşlarla takılmak için ideal bir yer. Cemale göre de onlarla takılmak, onları avlamak için mükemmel bir fırsat.
Bunu nasıl başardığı sorusuna ise Cemal, Önce onları avlamalısın, ondan sonra şarj edilen piller gibi oluyorlar. Dolduruyorsun, boşaltıyorsun ve tekrar dolduruyorsun diyor. Cemal ve Bora 20 ay önce o çevreyi terk etmişler. Bu bodrum katında eskiden çok karşılaşmışlar, ancak birbirleriyle hiç ilişkileri olmamış. Çünkü birbirinin avı ve avcısı değillermiş. Ancak anlattıkları hikâyeleri, Alman yasalarının hükmünün geçmediği o dünyayla ilgili çok çarpıcı bilgiler veriyor.
O dünyada hayat bir ceza ve sınav yeri. O dünyaya girenler ahrete yöneliyorlar, üniversite eğitimine değil. O dünya toplumu ümmet ve kafir olarak ikiye ayırıyor. O dünyada diş fırçası değil, misvak kullanılıyor. O dünyaya girenin pili kutsal savaşa hazır olana kadar şarj ediliyor. Gençlik hareketlerinin en radikal unsurlarını olan bu cihadın Alman askerleri, sürekli olarak Alman anayasa mahkemesini uğraştırıyorlar.
Cemal bu dünyaya üç yıl önce girmiş. O zamanlar, toplumda kendine bir yol çizemeyen 19 yaşındaki bir genç olarak, Kant ve Nietzscheden umudunu kesmiş. Aylarca eserlerini incelemiş ve zor durumda yardımları dokunur diyerek beğendiği cümlelerini not etmiş. Ancak babası annesini terk ettiğinde ve okulu kötü gittiğinde bu cümlelerin ona hiçbir faydası olmamış. Hayatın anlamını partilerde ve bazen de alkolde aramış. Annesi sonradan Müslüman olan bir Almanla evlenince, iPoduna Kuran ayetleri yüklemiş. Çünkü Lübnanlı göçmenlerin çocuğu olarak, bir Almanın Kuranı kendisinden daha iyi bilmesine içerlemiş. Bahsedilen kahvede takılmaya başlayınca da, hızla radikal çevreye girmiş.
Lise diplomasıyla ne yapacağını bilemeyen Cemalın hayatında ilk defa anlamlı bir görevi olmuş. Hizb-ut Tahrir örgütü için genç asker toplamaya başlamış. Bu örgüt 2003 yılından beri Almanyada yasaklı, ancak halen yer altında faaliyetlerine devam ediyor. Selefi islamı yayıyorlar ve din devleti kurmak istiyorlar. Bu örgütün avcıları genç ve eğitimli, ama her şeyden önce Cemal gibi hitabetleri kuvvetli.
Cemal sureleri ezberlemeye başlamış. En önemli kural her şeyi bilen imajı verebilmek, inanmayanlara karşı hiçbir zaman yenilmemek. Başlangıçta önemli olan islam değil, karşındakini susturabilmek. Cemale göre Almanların dini bir temeli yok, buna karşın felsefe yapamaya bayılıyorlar. Öyle olunca da Cemal onlara Kant ve insanın sınırlılığıyla karşılık veriyormuş. Sadece yaratıcı olmalısın, ondan sonra onlara istediğini anlatabilirsin diyor.
15 ile 25 yaş arasındaki gençler onu büyülenmiş gibi dinliyorlarmış - söylediklerinin yarısını anlamasalar da. Zaten bu işin prensibi de buymuş. Cemalin sözleri bilgi, yön ve anlam yüklü duruyormuş. Cemale kimse avcı olma görevini vermemiş, zaten o dünyada bir lider veya bağlayıcı hiyerarşiler yok. Ama böyle yapması o çevredeki itibarını yükseltiyormuş.
Başlangıçta bu işi bir nevi hobi olarak görmüş, kendini tutkuyla hazırladığı bir oyun gibi. Haftalarca interneti tarıyor ve saatlerce Alman islamcıların baş vaazcısı Pierre Vogelin konuşmalarını dinliyormuş. Kahvede bu öğrendiklerini anlatıyor ve kâfirlerin nasıl yanlış yolda olduklarını dünyadaki örneklerle gösteriyormuş. Hiç zorlanmıyormuş, çünkü soru soran çıkmıyormuş. Eğer dinleyicilerin arasında siyahîler varsa, hemen konuyu Malcom Xe getiriyormuş. Dediğine göre, bu her zaman çalışan bir formülmüş.
Çoğunlukla Cemal karşısına Bora gibi hafif avlar çıkıyormuş. Bora, Cemal ve arkadaşlarıyla ilk karşılaşmalarını çok iyi hatırlıyor. Amerikan tarzı spor giyimli, ama yine de farklılarmış. Daha dostane, sakin ve barışçıl. Diğerleri kadınlar, spor ve futbol konusunda tartışırken, bu yeniler hayatın anlamı, Allahın varlığı, big bang ve evrim teorisini anlatıyormuş. Bora onlara dinlemeye doyamamış.
Bu 18 ile 30 yaş arasındaki beş erkek Borayı yanlarına davet etmişler. Hep aynı stratejiyle çalışıyorlar, oturup Allahtan konuşuyor ve kimin dikkatle dinlediğine bakıp yanlarına çağırıyorlar. Bora gibi hafif avlar, Alman şehirlerinde doğup büyüyenler. Ebeveynleri onlara islami terbiye veriyor, ama onu kendilerine göre uyguluyorlar. Pierre Vogel onları Noel Baba Müslümanları olarak adlandırıyor. Yasaklara uymuyorlar ve camilere de sadece bayramdan bayrama gidip, cemaati taklit ederek namaz kılıyorlar. Bora gibi gençlerin vicdanı bu durumdan her daim rahatsız, bundan ötürü çok kolay Cemal gibilerin kurbanı oluyorlar.
Cemal gençleri daha iyi ikna edebilmek için, Otto von Bismarck ve sosyal demokrat Philipp Scheidemannın konuşmalarını okumuş. Notlar alıp yanında getiriyormuş, çünkü neyle karşılaşacağı belli olmuyormuş. Çok sıkıştığında, parmak ucu izine başvuruyormuş (Evet, parmak uçlarını dahi düzenlemeye gücümüz yeter. 75/4). Günümüzde genetik parmak ucunun varlığı ispatlanmıştır ve Kuran da bunu yüzlerce yıl öncesinde bildirmiştir. Buna kimse karşı gelemiyor ve bundan sonrasını Cemal deşarj etme olarak tanımlıyor.
Giyim kuşamlarıyla ilgili sadece tavsiyelerde bulunuyorlar, hiçbir zaman zorlamıyorlar. Boraya göre böyle kandırıyorlar. Bora yeni arkadaşlarıyla ilgili şüphe duysa da, bunu şeytandan olduğunu söyleyerek şüphelerini dağıtmışlar. Cep telefonundan sürekli arayarak, onu gece ve gündüz tek bir saniye dahi boş bırakmamışlar. Böylece bu gençlerin günlük yaşantıları ellerinden alınarak, yenisine yer açılıyor.
Boranın grubunda kendine islami isim veren bir Gürcü, I love Islam yazılı tişört giyen Sri Lankalı ve Kuran ayetlerini ezbere bilen bir Ermeni varmış. Hepsi sakal bırakarak birbirine benzemeye başlamış. Ramazan gelince Cemalın asıl görevi, ganimeti camiye teslim etmekmiş. Ancak polisten kaçmak için Cemal onlarla gitmiyor ve bu saklambaç oyunundan da hoşlanıyormuş.
Camideki bir sürü genç insan ve cana yakın ortam, Boranın da hoşuna gitmiş. Kuvvetini ölçmek için onunla ara sıra Peygamber sünneti bahanesiyle güreş de yapıyorlarmış. Ancak 2010 yazında, cami aniden güvenlik nedeniyle kapatılınca, tedirgin olmuş. Arkadaşları sürekli babasının dükkânına gelip ona yasak koymaya ve zekât talep etmeye başlamışlar. Şüphelenmeye başlayan Bora, artık ne kahveye gidiyor, ne de telefonları açıyormuş.
Cemalden de aynı zaman dilimi içersinde milliyetçiliğin günah olduğu gerekçesiyle, Lübnandan gelen kolyesini çıkarmasını istemişler. Ayrıca spora çok fazla gittiğini, bu yüzden davaya yeterince zaman ayırmadığını söylemişler. Cemal ilk defa özgürlüğünün kısıtlandığını hissetmiş ve kafasında tarikat imajı oluşmaya başlamış.
islamı farklı kaynaklardan okuyunca, insanların yeni kültürlerle tanışmak amacıyla seyahat etmesi gerektiğini öğrenmiş. Âlimler, dini yaymanın peygamberlerin görevi olduğunu ve inançlı olmayan insanların ülkesinde yaşadığında, onların kurallarına uyman gerektiğini yazıyormuş.
Kardeşleriyle olan tüm bağını koparmış.
Cemal artık siyasetin yerine huzurun olduğu camide namaz kılmaya gidiyor. Borayla birkaç ay önce tekrar karşılaştıklarında arkadaş olmuşlar. Başka arkadaşlarıyla da buluşuyorlar ve parkta farklı et türlerine göre iki ayrı mangal hazırlıyorlar. Diğerleri içkilerini yudumlarken, Cemal seccadesini açıp akşam namazını kılıyor.
Cemal hala daima vicdan azabı ile yarım yamalak bilginin, av olmak için en iyi karışım olduğunu biliyor. Ama artık daha anlamlı uğraşılara yönelmiş durumda, daha çok sistem arıyor. Alman ordusunda başvurmuş.
(Serbest çeviri: Zuhal Nakay)
Tabii ki bu hikâyenin sonu herkes için böyle bitmek zorunda değil. Ancak Çendrim Ramadaninin hangi yollardan geçerek böylesine bir ölüm makinesi haline getirildiğini, Cemal ve Boranın yaşadıkları çok iyi özetliyor. Bu gibi beyni yıkanmış ve vicdanı rehin almış genç insanlarla da baş etmek çok zor.
Suriyeye bir buçuk dakikada içinde gidip gelip bomba atarak, korkarım ki arı kovanına çomak sokmaktan başka bir şey elde edemeyiz.
Çünkü karşımızda çevrelerinden tümüyle kopartılmış ve pilleri sürekli olarak düşman algısıyla boşaltılıp yeniden şarj edilen robotlar var.
Size insan gözüyle bakmayan robotlar.
Zuhal Nakay
--spoiler--