elazığ-malatya arası otomobil ile bir saat sürüyormuş. otobüsle bir buçuk saati bulabilirmiş. gemiyle bu seyahat mümkün değilmiş. ama analizlerime göre bu seyahat kemal sunal koşuşu ile doksan altı saat, cinnet geçirip çığlık atarak giden şener şen koşuşu ile seksen dört saat sürermiş. kadir savun ise bu yolculuğu yapmayı her zaman reddedermiş. ben de böyle sallarmışım.
küresel ısınma, "dünyanın çivisinin çıkması"nın bilimsel ismi değil de ne?
karpuz desenli çizgili pantolonuyla ayakları buz gibi olan bir obeliks var. daha ne olsun?
şehirler arası otobüsün ara koridoru boyunca önden arkaya doğru "siz su alır mıydınızss" diyerek gelen kibar muavinlerin sözleri 25 numaralı koltuktan sonra "sııssıısısss" 'a dönüşüyor. yakında "kıymetlimis" derler. ben böyle tahmin ediyorum.
12 metrelik belediye otobüsüne bir önde bir arkada olmak üzere sadece iki adet "duracak düğmesi" koyan otobüs üreticisi şerefsizdir! yani bu durumda ben "pardon düğmeye basabilr misiniiieeez" diye yırtınacağıma belediye otobüsünün şoförüne bağırsam "inecek vaaar" diye... aynı şey. yok ama, anlatamıyorsun arkadaş.
blöplü pişti.
"meclis ve hacurvan yan taraftadır."
gol yemez, sörf yer. yersen...
bundan on altı veya on yedi sene önceki fax marka sabunlarının reklamlarını hatırladım ve kendi kendime "aptalmışım" dedim. enteresan reklamlardı; reklamlardaki kadın "fax eriyip gitmez" diye şarkı söyleyip sabunları "tak tak" diye birbirine vuruyordu. sırf o "tak tak" sesini duyayım diye anneme zorla fax sabunu aldırdığımı hatırlarım. marketten alınan sabunları birbirine vuruşum sonucu duyduğum ses hayatımın en büyük hayal kırıklığıydı. "tak tak" sesini geçtim; elimdeki sabun kalıplarından çıkan en belirgin ses "lıb lub" du. eziliyordu namussuzlar. kendilerini kınıyorum.
aynı zamanlarda bir de çizgili bir sabun markası vardı. "gülen sabun" sloganı ile piyasaya çıkmışlardı. orada yaşadığım hüsranı ise hiç anlatmak istemiyorum...
ha sabundan kıl çekmek, ha tereyağından kıl çekmek.