sürekli ders çalışmak ile az ders çalışıp çok kültürel aktivitede bulunmak arasındaki farktır. tabii burada kültürel aktiviteden kastedilen 'kah-rol-sun meeee-lihhhh', 'aaa-keee-peeee is-tii-faaa' tarzı slogan ayinleriyse, belki doğruluk payı bulunabilir ancak bu konuda istanbul üniversitesi'nin bazı fakültelerinin kızları da oldukça iddialıdır. kültürün daha yaygın tanımını göz önüne aldığımız zaman ise, söz konusu üniversitenin bölümlerini inceleyebiliriz:
kimya öğretmenliği
moleküler biyoloji ve genetik
işletme
daha çok işletme
elektrik-elektronik mühendisliği
istatistik
psikoloji
metalurji ve malzeme mühendisliği
bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmenliği
iktisat
maden mühendisliği
vb.
daha genel olarak fakülteleri de inceleyelim:
eğitim fakültesi
fen-edebiyat fakültesi (edebiyat bölümü yok ama fakültenin adı bu şekil)
mimarlık fakültesi
mühendislik fakültesi
bir toplumun kültürünü inşa eden edebiyat, sinema, güzel sanatlar, konservatuvar, medya, diğer görsel sanatlar? sorun üniversitede de, üniversitenin kızlarında da değil. sorun, işletme/mühendislik okumanın yüksek kültürel bir kimlik kazandırdığını varsayan zihniyetin bütünündedir. en büyük kültürel faaliyeti molotof atmak olan kadın-erkek üniversite öğrencisi türü ise bir başka başlığın konusudur.