latin'in katoliğine italyan, ortodoksuna yunan, müslümanına türk denir diye bir tabir var. bu ülkelerin(coğrafyaların) ortak tarihine bakıldığında helenistik kökenden uyarlanmış birer yansıma oldukları ortaya çıkar ve dinlerin etkisi, yorum farkı ve komşu kültürlerin hinterlandına girmesi ile bugünkü şekle büründükleri gerçeği de ele alındığında birinci cümledeki sözün gücü anlaşılır.
osmanoğlu, tarih içinde sıradan bir yurtlukta atlı-göçebe bir halden pax-ottoman denen barış haline kendi bilgeliğiyle ulaşmadı. mikenlerden, iyonlardan, giritlilerden, slevkos ve sair helenlerden romalılara geçen; oradan da bizansa (ki aslen doğu roma imparatorluğudur) aktarılan yönetsel, kültürel örgütleme ve ideolojik sistemi kopyalayarak, özümseyerek ve yorumlayarak tarih sahnesine çıkmıştı. osmanoğlu asla ve kat'a şövenist türklerin iddia ettiği gibi bir türk imparatorluğu değil; din olarak güncellenmiş (islam) bir nova-roma davasıydı. bizans'ı okurken "eh işte köhneleşmiş, kokuşmuştu, üç türkle esir alınacak mallıkta bir devletti" bakış açısıyla yaklaştığımız için yeniden tarihin acı tokadını yemeye mahkumuz.