osmanlı padişahları cinayetleri sıralı tam liste

entry12 galeri
    6.
  1. iktidara sahip olan ve onu muhafaza etmek için karşı taraftan her kim olursa olsun bertaraf eden zihniyet. tarihin ve insanların inkar edemeyeceği gerçekler. bu gerçekleri demogoji unsuru hale getirince işimize gelmeyen gerçeklerde ortaya çıkıyor. o zaman en son ''devletin bekaası'' için yapılan dersim olaylarını da göz ardı etmememiz gerek (işinize gelmedi değil mi) Resmi belgelere dayanarak, "havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla" kadınlar ve çocuklar dahil 14 binden fazla kişinin öldürüldüğünü, 12 bin dolayında kişinin yurtlarından sürüldüğünü, 2 bin kişinin daha sürülmesi kararı alındığını gerçeği artık ortada.

    --spoiler--
    Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihiyle yüzleşmeye başlamasında bir dönüm noktası olduğu muhakkak. Sayın Başbakan bu açıklamasıyla, (Ahmet Altan'ın ifadesiyle) yalanlarla dolu resmi tarihi parçalarken, gerçek bir tarih anlayışının canlanması için bütün topluma büyük bir fırsat kapısı açtı. Başbakan'ı bu önemli adımı attığı için, tarihin yalanlardan arındırılmasını isteyen bütün yurttaşlar gibi ben de candan kutluyorum.
    --spoiler--

    Bu açıklama çok sayıda ama özellikle iki soruyu gündeme getiriyor. Birincisi, 1936-1939 arasında Dersim'deki Alevi Kürt yurttaşlar niçin katliama uğratıldılar ve sürgüne tabi tutuldular? Bu insanlığa karşı suçlar nasıl olur da Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasına ve Cumhuriyet'in kurulmasına önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk ve yakınlarının irade ve idaresiyle gerçekleşmiş olabilir?

    Başta Atatürk olmak üzere Cumhuriyet'in kurucu kadrosu, Osmanlı devletinin yıkıntıları üzerinde sadece yeni bir devlet (bir Türk ulus devleti) değil, yeni bir ulus, bir Türk milleti inşa etme misyonunu yüklenmişlerdi. Bugün modern bir devletin, başta ifade, örgütlenme ve inanç özgürlükleri olmak üzere bireylerin temel hak ve özgürlüklerini tanıyan; siyasette, ekonomide ve kültürde çoğulcu bir demokrasi olduğuna inanılıyor. Cumhuriyet'in kurucuları ise o dönem Avrupa'da da yaygın olan, otoriter nitelikte bir modernleşme anlayışına bağlıydılar. Bu anlayışa göre: Modern bir toplum ancak dinsel inançların etkisini yitirdiği bir toplum olabilirdi. Bunun için dinin devlet tekeli ve denetimine alınması, dinsel özgürlüklerin kısıtlanması gerekiyordu. Modern bir toplum ancak tek-dinli, tek-dilli ve tek-kültürlü bir toplum olabilirdi. Bunun için bütün toplum, tek bir dil (Türkçe) ve tek bir kültüre (Türk kültürü) asimile edilmeliydi. Toplumu modernleştirecek reformlar da ancak modernleşmeci seçkinlerin otoriter yönetimi altında, yukarıdan aşağıya topluma dayatılmasıyla, gelebilecek direncin zor kullanarak kırılmasıyla başarılabilirdi.
    0 ...