camus'lar, sartre'lar henüz portakalda vitaminken yaşamın amaçsız bir mücadele olduğunu söyleyerek takdirimi kazanmış filozof. varoluş bunalımını, varoluşçular gibi sadece insanın olumsallığında aramamış, doğa kanunlarının dahi amaçsızca gerçekleştiğini savunmuştur.
schopenhauer deyince aklıma bir Dıranas dizesi gelir: "söylenmemiş aşkın güzelliğiyledir"
söylenmemiş aşk güzel midir? söylenmemiş aşk, iradenin var gücüyle başka bir bireyi arzulamasıdır. ona sahip olunca en büyük mutluluğa erişeceğine inanmasıdır. söylenip de kabul görmüş aşk ise tatmin olan iradenin başka isteklere yelken açmasıdır. bu yüzden itiraf edilen her aşk sönmeye yüz tutmuştur. bir de reddedilme ihtimali var tabii. kendini doyuramayan irade kaşıdıkça kaşınan bir sinek ısırığı gibidir. akıl karşısındakini elde edemeyeceğini anlasa da, irade doyuma ulaşmak ister. bu açıdan bakınca, söylenmiş ve reddedilmiş aşk, söylenmemiş olandan daha kuvvetlidir, daha yıkıcıdır. ama söylenmemiş olanı kadar güzel ve masum mudur, orası tartışılır.