lars von trierin filmi. film tarkovskyya adanmışlığı ve içerdiği metaforlarla sanat çevrelerini meşgul etse de asıl olarak şiddet sahneleri ile kadın ve femizm gibi konularda sanat çevrelerini çoktan aşan tartışmaların gündemine oturdu. her ne kadar korku sineması başlığı altına sokulsa da, şahsi görüşüm bu filmde korkudan çok gerilim ve karanlık hakim.
--- spoiler ---
dikkat entrynin bundan sonrası yüksek dozda spoiler içerir!!--- /spoiler ---
kendileri sevişirken,çocukları camdan atlayıp ölen bir çiftin konu olduğu filmde özellikle annenin manyadığını ve ağır depresyona girerek sonunda gözünün döndüğünü görüyoruz. ki charlotte gainsbourgun bu gözü dönmüş kadın rolünün hakkını verdiğini söylemeliyim. zaten kendisi bu rol ile cannes film festivalinden en iyi kadın oyuncu ödülünü kucaklayarak döndü. ancak willem dafoe için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. film ne kadar gerçeküstü sahnelere yer verse de insanı gerçekçiliği ile çevreliyor. ancak hollywood etkisi olsa gerek, dafoenin karizması bu gerçekçiliğe ket vuruyor gibi.
psikolog olan adam,karısının düşüncelerini anlamaya, ona yardım etmeye çalışıyor ve seanslar için ormanın içinde bir dağ evine kapanıyorlar. bütün o sahneler ardı ardına gelen metaforlarla süslenirken, filmin alt metni kadının doğasından oluşuyor. filme göre her kadının doğasında yer alan olgu şeytan. bu olguyu tabii ki cadılık üzerine tez yazarken, bi süre sonra kendisi de o düşüncelere saplanan kadın üzerinden gümbür gümbür veren yönetmen, ilerleyen sahnelerde kadına adamın penisini de kırdırıyor, onun ayağına ucunda hayvani bir ağırlık olan demir de saplatıyor ve karakterin kendi vajinasını kör bir makasla deşip klitorisini kesmesini de bizlere gösteriyor ve bütün bu sahneler sizi oturduğunuz yere mıhlarken, boğazınıza da bir yumruk oturtuyor.
filmin açılış sahnesindeki ağır çekim sevişme sahnesi, arka fona döşenen müzik ile iyiden iyiye estetik görünürken, sonraki sahneler o estetikten uzak gerçekleşiyor. ancak kadının içindeki şeytanı hissetmesi ve kocasının üzerine atlayıp cinsel haz ile şeytanın sesini susturmaya çalışması ise film boyunca olağan bir hale geliyor. hatta en can alıcı noktalardan birinde ''ağlayan kadın hile yapan kadındır'' diye bir cümle dökülüyor kadının ağzından.
orta çağdan hortlayan cadılık* müessesinin hala kadınlara biçiliyor olması ve kadın doğası dendiğinde saf bir şeytandan bahsedilmesi, erkeklerin çok saf oldukları falan filan gibi konular ise işin sanatsal olmayan boyutu. ancak yine de filmle birlikte insanın kafasını kurcalayan ve öfke yaratan konular.
bu kadar eleştirsem de, filmin etkileyici olduğu kesin. izlendikten sonra gözler önünden gitmeyen görüntüler, beyni kurcalayan düşünceler belki oldukça rahatsız edici ancak şiddet görüntülerine dayanıklılığınız ve karanlık şeylere ilginiz varsa, bu filmi de izlememeniz için bir sebep yok.