mahallenin son trendi bonibon kutularının kapaklarını toplamak. hani renk renk olurdu ya, kapağın altında harfler olurdu.. ben o kapaklarla soyadımı oluşturan harfleri toplayabilmiştim. ama adımı oluşturan harfleri henüz toplayamamıştım..mahallede bunu yapabilen ilk kişiydim .
kapakları soyismimi oluşturacak şekilde duvarıma yapıştırmıştım.
benim babaannem köylüydü. okuma-yazması yoktu. köyde doğmuş, büyümüş ve muhtemelen köyde ölmeyi arzu ederdi. arkadaşlarımın her yaz yazlığa gittiğini düşününce burun kıvırdığım ninemin köyü, onun incisiydi. tavukları, bağı bahçesi hatta 1,2 ineği vardı.
sağlık sorunu pek olmayan standart bir köy kadınıydı. hani şu 80 küsür yaşlarında ölen, öldüğü ana kadar deli gibi çalışan kadınlardan.
o yaz midesinde ur bulunmuş.
istanbul'a geldi, tedavi olmaya. oğulları-kızları seferber oldu, günlerce hastanede kaldı, bir o kadar da kimin evinde kalacağı konuşuldu. o en büyük oğlunun* yanında kalmayı seçti.
ameliyat olmuş..uru aldık demiş doktorlar, ama yayılmış bayağı da demişler. hali vahim, dönsün köyüne, en sevdiği yerde yaşasın son günlerini demişler.
bizimkiler göndermedi. başka doktorlara-hastanelere gittiler. bu sırada ninem bizde, benim odamda, benim yatağımda yatmaya devam etti.
bense yatağımın dibine serilmiş yer yatağında yatıyordum.
ninemin okuma yazmasının olmadığını ilk o zamanlar öğrendim; bir akşam yatsı namazını kıldı ben onu izlerken. sonra çıkardı tesbihini çekmeye başladı. sonra dualar okudu mırıldanarak. bana hiç dua bilip bilmediğimi sordu. ezbere bilmediğimi ama dua kitabından okuyabildiğimi söyledim. okuyabilmek benim için ozamanlar en değerli şeydi zira henüz okula başlamamıştım, ama okuyabiliyordum.
sonra annemin kapıya gelen satıcı adamların birinden aldığı dua kitabını çıkardım.
bana "okumam yok " dedi. şaşırmıştım çünkü o büyüktü. ve her büyük insan okuma bilir diye düşünmüştüm.
ninem bana çocukluğundaki fevkalade yoksulluktan bahsetti. sen bana oku dedi.
o gece beraber dua okuduk. sonra ona duvarıma yapıştırdığım bonibon kapaklarını gösterdim. soyadım yazıyor ama henüz adımı yazamadım dedim. güldü geçti.
bir kaç gün sonra ninemi hastaneye kaldırdılar. midesindeki sorun büyümüş. bana ve kuzenlerime hiç bir sorun yok izlenimi veriyordu büyükler.
ailecek evde kahvaltı yaparken gelen bir telefonla apar topar hastaneye koştuk.
biz oraya vardığımızda ninemin yatağının etrafını çocukları, torunları sarmıştı. küçük amcam ninemin elini tutmuş, dua ediyordu. ninemin hastane odasındaki diğer hastalar da baş ucunda duruyordu.
ninem gözleri kapalı bir kaç hırıldadı. az bir sessizlik oldu. ve herkes ağlamaya başladı..
sonra hastane işlemleri, cenaze, defin olayları gibi tatsız şeylerle uğraşılar. cenazeye gitmeme izin vermediler. akşam sessizce yemek yedik ve annem beni yatırmaya geldi odama.
elinde cüzdanı vardı. bozuk para koyulan yeri açtı. içinden 4 adet bonibon kapağı çıkardı. ismimi oluşturan harfler...
-ninen hastanede hemşireye söylemiş adını. hemşire de bir sürü bonibon almış. ninenle bu harfleri biriktirmişler. bonibonları da odasındaki diğer hastaların torunlarına-çocuklarına vermişler.
sonra sarıldık ve ağladık.
kapakları odamın duvarına, soyadımın yanına yapıştırdım. tam da bu yazıyı yazarken oturduğum yerin karşısına, duvar saatimin altına. 14 yıl boyunca o kapaklar bazen düştü, ben yine yapıştırdım.
adımın altına da ninemin ismini oluşturan uzun uğraşlar sonucu topladığım kapakları yapıştırdım.
şimdi düşünüyorum da bonibon denen ürünün hayatımda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu..okuma yazma bilmeyen bir kadının, hayatının son günlerinde beni mutlu etmek için böyle çabaladığını...bir tek jestin onu gözümde tanrıça yaptığını...