uzun bir süredir gerçekleşen durumdur. özellikle de tek başına iktidar olmaları çok nadirdir. aslında sırf bu konu hakkında bile yüzlerce akademik çalışma yapılabilir ama bence bunun analizini en iyi şekilde, sol partilerin önde gelenlerinin yapmış olması gerekir diye düşünüyorum.
sağ, sol ne ola ki; bu zamanda sağ-sol mu kalmış ki, tartışmalarına fazla girmeden; dsp, chp gibi partileri sol parti olarak var sayarsak eğer, zannımca daha kolay analiz ederiz bu durumu.
geçenlerde memlekete gittim. üniversite okuyan, siyasetle fazla ilgilenmeyen bir arkadaşım bana, okuduğum okulu öğrenince, şöyle bir soru sordu: "orada çok zengin var, o zaman solcusu da çoktur değil mi?" bunu soran sadece o da olmadı aslında. nedense öyle bir algı var memleketin önemli bir kesiminde.
böyle sorular geldiği zaman, soruya soruyla karşılık vererek; sokratesin yaptığı türden bir zihin yoklamasına giriyorum. çevrende zengin dediğin kişileri saysana, diyorum. sayıyorlar. bunların çoğu hangi partilere oy veriyor diye soruyorum. tahmin edersiniz ki sol partiler azınlıkta kalıyor. tabi, bu bir kıstas değil. başka bir şehirde, başka sonuçlar çıkabilir belki. ama onlara bu soruyu sormamın bir tek sebebi var. acaba bu insanların çevresindeki zenginler solcu olduğu için mi böyle bir tespitte bulunuyorlar, yoksa bambaşka sebeplerden ötürü mü?
görülüyor ki, ikincisi daha doğru. peki neden bu insanların kafasında sol=zengin gibi bir denklem oluşuyor? kaldı ki sol fikirler zenginleri değil, fakirleri kayırmak üzerine kuruludur, ya da kurulu olmalıdır. demek ki bir terslik var burada.
benim kendi tespitim odur ki, bu yanılgının arkasında, o insanların chp ile ve zenginlerle özdeşleştirdikleri bir şeyler var. ben bunu halka soğukluk ve uzaklık olarak görüyorum. bunu söylediğim vakit bazı chpli arkadaşlarım "el insaf, k.k. daha ne yapsın halkla iyi ilişkiler kurmak için" diye soruyor. k.k. yı eleştirebileceğim pek çok nokta var, ama bu konuda chp tarihi açısından değerlendirirseniz, hakkını vermek lazım, halkla ilişkileri en çok umursayan oymuş gibi görünüyor, bülent eceviti saymazsak.
ama bu, belli ki tek başına bir anlam ifade etmiyor. zaten edemez de. çünkü chpnin halka uzak görüntüsünün temelleri üç beş yılda atılmadı ki üç beş yılda bozulsun. türkiyede chpyi temsil eden, ismet inönü, deniz baykal gibi isimler; turgut özal gibi, adnan menderes gibi, necmettin erbakan gibi, tayyip erdoğan gibi halkın kendisiyle özdeşleştirebilecekleri kimseler değillerdi. halkın bu konudaki kıstasları hiç bir zaman zenginlik olmadı. eğer öyle olsaydı bizim içimizden de bir ahmedinejad mutlaka çıkardı. ya da bülent ecevit, ahmet necdet sezer gibi, nispeten mütevazı hayatlar yaşayan siyasetçiler daha da çok sevilirdi.
bizim halkımız, bu konuda en çok din, inanç, gelenek gibi konulara hassasiyet gösterir. en çok bunlara göre bir insanı kendisiyle özdeşleştirir. işte türk solu, geçmişten bugüne, bu değerlere sırt çevirerek bu günlere geldi ve türkiyede azınlık olmaktan kurtulamadı. bunu en iyi temsil edenler de solcu memurlar oldu. çocukluğumda gayet iyi hatırlarım, şehir merkezine giden köylüler en çok da bir devlet dairesine girdikleri zaman utanır, sıkılırlardı. o binalar insanları boğardı. oradaki memurlar, insanların inançlarına saygı göstermezlerdi pek. o dönemleri yaşamış olan pek çok akrabam üç aşağı beş yukarı aynı şeyi söyler; "başımızda baş örtüsüyle devlet dairesine giremezdik. girsek, insan muamelesi görmezdik."
şimdi o memurların çocuklarıyla konuştuğum zaman bana şunu söylüyorlar, "aslında baş örtüsünden korkardım ama bence fazla da bir sıkıntı yok baş örtüsünde. isteyen giysin, istemeyen giymesin". eh be aga. sizin üç beş senede anladığınız şeyi, bizi yönetenler bir asırda ancak anlayabildi farkında mısınız? o yüzden hep derim, türkiyede solun halkçılığı; kolpa bir halkçılıktır. hiç bir zaman halkı olduğu gibi kabul etmez. halkı, olmasını istediği gibi giydirir, o şekilde yedirir, içirir, düşündürür, o şekilde bir dine inanmaya zorlar. türkiyede solun halk sevgisi, eline eldiven geçirip, köpeğin kafasını iki defa okşayan adamın köpek sevgisine benzer.*
işte bu geçmiş yüzünden, anadolunun büyük bir kesimi, kendisiyle özdeşleştiremiyor solu ve özellikle de chpyi. o yüzden baş örtüsü açılımları da, yenilik hareketleri de hep boşa gidiyor. chp liderliğindeki türk solu, öyle zannediyorum ki, halkla çok uzunca bir zaman özdeşleşemeyecek ve halk partisi değil de bir "cumhuriyet partisi" olarak kalacak o insanların gözünde.