Koltuğun kenarına en makamında okunan ezan vaktinde sinmiştim, ne kadar süredir böyleyim; bilemiyorum. Gözlerimi biraz daha kenetliyorum ve kalbim organlarımla işbirliğini bozmuş. Gözlerimi biraz daha bastırıyorum, bir ter damlası şakağımdan bu delilik halinden sağ çıkmak ister gibi yastığa ulaşmaya çalışıyor. Zihnimin köhne kenarına yok edilme vaktimde sinmiştim, ne kadar süredir böyleyim; bilemiyorum.
Kemiklerim yeni varolduğumdaki gibi değişken, kafamın içi stabil. Yoruluyorum, avuçlarım yoruluyor hareketsizlikten. Kainat dikkatimi dağıtmak için seferber olmuş ya da ben kainattan kendimi ayıralı uzun bir süre. Bir tavla zarı yakalıyorum önce, ardından bir elma şekeri. Dolanıyorum. Bol ışıklı bir yer, bir mezarlık, beyaz önlükler, renkli balonlar ve birkaç kırmızı sıvı. Şaşkınlıkla bağlantı kurmaya çalışıyorum ama ipler kopuk yahut hiç yok. Birinin peşine takılıyorum göçük altında kalan diğerlerine ulaşmak için ama kainat tedirgin. Eğer ki ben hayal ve gerçek ayrımı yaparsam volkanlar patlayacak, denizler taşacakmış gibi. Bedenler asıl akrep ve yelkovan olmaktan vazgeçecekmiş gibi. Bana hiç olamayan zaman yok olacakmış gibi. Her dikkat dağıtıcı seste tutunduğum ipucunun ipinin ucundan kayıyor ellerim. Tırmanmaya devam ediyorum, gözlerim sıkı, ellerim kan, kainat revan.
Yükseğe zıplıyorum, daha da yükseğe. Hepsi havaya dizilmiş uzansam tutacakmışım gibiler fakat bir ses daha. Sonra bir rüzgâr ve karışıyor yine hepsi kırmızı, mavi, sarı. Atlıyorum sonunda birinin peşine çengel takıp sürüklüyor beni her şey hava boşluğunda. Hevesle fazla hareket etmeden izliyorum hepsini. Soluğum yok, nabzım ter damlasıyla yolculuk etmiş. hareket ettikçe uzaklaşıyorlar benden olabildiğince kıpırdamıyorum. Baktıkça En sona kalan olduğumu hatırlıyorum, özlüyorum, tatları var mı diyerek kontrol etme isteği duyuyorum. Peki ya kokuları? Var mı? Daha doğrusu; var mıydı? Düş kıtlığından geldiğimi söylerken yine bir ses, yine koltuğun kenarındayım. Baştan çabalıyorum, aynı noktaya gelebilmek için göz bebeklerimi göz örtülerimle parçalıyorum, emekliyorum...
Anılarımın en eskileri üzerine bir hayal vaktinde serilmiştim, ne kadar süredir böyleyim; bilemiyorum. Zihnimden alacaklarımı alıp çıkıyorum, gözlerim açık ama görüntüler düzgün yansımıyor. Ter damlasının yeri kaybolmuş. Ben hâlâ yaşananlar gerçekler miydi yoksa hayâl mi, çözemiyorum. Onca yolculuktan sonuç alamamak ürkütüyor. zoraki eskitilmiş bir eşya gibi alelade masanın birine zamansız bir döngüde bırakılmıştım, ne kadar süredir böyleyim; bilemiyorum...