ben bu yazıyı yazdım

entry43 galeri
    30.
  1. yazıyorum. çünkü başka yapacak bir şeyim yok. tek yapabildiğim yazmak zaten. başka bir numaram yok benim.

    neden her şey bu kadar tatsız? hiçbir şey gerçek değil gibi hissediyorum. kargaşa içinde kalsam bir yere gitmeden ölmeyi beklerim heralde orda.

    birkaç video izledim geçen gün. öldürülen, işkence edilen, kanlar içinde yatan, boğazı kesilmiş..... insanlar.. savaş.. oradaki insanlar nasıl yaşıyor? biz burda ne yapıyoruz? bazı görüntüler o kadar kötüydü ki anında bilgisayarın başından kalkıp balkona kaçtım. oturduğum yerden kalkmamla o görüntülerden kurtulmam bir oldu. balkonda güzel bir manzara, her şey yerli yerinde. sakin. ya o insanlar oradan kaçıp kangi balkona çıksınlar? bir kırmızı çarpı işareti yok ki mahallelerinde tıklayıp da kaldırabilsinler gözleri önünde yaşananları..

    sonra gündemden haberler duydum. taksimmiş, gezi parkı'ymış, olaylar..olaylar.. dedim "bu insanların derdi ne? savaş ülkelerinde insanlar nelere maruz kalıyor, size rahat mı batıyor? anneni mi öldürmüşler? babana işkence mi etmişler? çocuğunun kolu bacağı mı kopmuş? kızına, karına tecavüz mü etmişler? evini mi bombalamışlar? dertleri ne bunların?". biraz takip ettim olanı biteni. ağaçla, yeşillikle başlayan eylemler çığırından çıkmış. iktidara olan nefreti sergilemeye dönmüş. sebeplerine bakıyorsun. içki kısıtlanmış, mustafa kemal'e ayyaş imasında bulunulmuş, polis onun bunun çocuğuymuş, silivri'de suçsuz yere yatanlar varmış. özgürlük getireceklermiş.. ve birkaç neden daha.. o an o kadar saçma sapan yoktan yere ortalığı karıştırmak için yapılan salakça bir hareket gibi geldi ki bana. ve çok kızdım içten içe. biber gazı yemiş diye ağlıyorlar orda burda. tabi twitterda facebookta paylaşım yapmayı da ihmal etmiyorlar. ne uğruna bunlar?! güven içinde yaşıyorsun ülkende, kimse ailene zarar vermiyor. arkadaşın, eşin dostun öldürülmüyor. memnun değilsen yönetimden, bunu siyasi yoldan giderek, hukuksal mücadeleyle, sandıkta oyunla gösterirsin. eylem yapacaksan da anarşi çıkarmazsın. ve o sebep olduğun tehlikeli alanlara milleti çağırıp da zarar görmelerine yol açmazsın. polise bir öfke birikmiş. polis kim? "kaskını çıkar biber gazını bırak adam gibi gel.." vs diye sloganlar atıyorsun, neden savaşmak istiyorsun polisle sen? neden buna davet ediyorsun? niçin düşman addediyorsun? sanki gavurun evladı bu polisler. sanki çok istekliler milletle çatışmak için. vatandaşına biber gazı atmak için birbirleriyle yarışıyorlar sanki.

    üzülüyor insan. bir tarafta her gün dehşet verici olaylarla, ölüm, namus korkusuyla yaşayan insanlar..bir tarafta da ..böyle işte.. bizim ülkemiz. oysa ne şükretmiştim bilgisayarın başından kalkıp, balkona çıktığımda her şeyi normal, yerli yerinde gördüğümde. ama sonra bu olayların bu kadar büyümesi ve insanların zarar görmesi, ve bunun ne uğruna olduğunu duyunca, üzüldüm tekrar. vatandaşına, aynı dili konuştuğun, aynı toprağı paylaştığın, dedelerinin zamanında omuz omuza savaştığı insanlara laf anlatamamak, anlaşamamak, bu derece ayrı yollara düşmek ne acı.. dua ediyorum herkes için. Allah sonumuzu hayretsin.

    herneyse aslında bunlarla ilgili yazmayacaktım. bir de uzatmışım ki. velhasıl işler iyi gitmiyor. her sabah uyandığımda kimlik sorgulaması yapıyorum. neden burada olduğum, amacımın ne olduğu, dün neler yaşadım, bugün günlerden ne, ne zaman uyudum, uyanmak için bir sebebim var mı? yataktan kalkıp ne yapmam gerekiyor? .. her sabah gözümü açtığımda bunların cevabını veriyorum kendime ve öyle kalkıyorum. ya da cevapsız bırakıp yatmaya devam ediyorum. düşünmüyorum bazen de. 'ne gerçek ne yalan' sorgulamasına da girmiyorum. fakat çoğu zaman elimle tuttuğum şeyden bile şüphe ediyorum.

    bazı geceler "olsun" diyorum. olsun, zaten bu dünyanın gerçek olması gerekmiyor. burayı sevmem ve mutlu olmam gerekmiyor. yeter ki sebep görmeyeyim bir şeyi, bir kimseyi bu halime. suçlu tutmayayım, engel görmeyeyim. yoksa kurtulmaya çalışıyorum. yoktan yere savaşa giriyorum. tek sebep ben olayım. her şey kendi yüzümden olsun. engel de suçlu da ben olayım. kendimle savaşırım ama kurtulmaya çalışamam nasıl olsa. kırarsam da kendimi kırarım. olsun..ne ettiysem onu bulayım. her sabah zehirlenmiş gibi uyanmamın nedeni sadece kendi hatalarım, günahlarım, pişmanlıklarım, yanlış kararlarım olsun. "olsun" diyorum ve uykuya dalıyorum...

    sabah yine başlıyor beynimde yoğun bakım.. bazen ikindi civarı karışıyorum insanlar arasına, odada ya da sokakta. konuşuyorum, şakalaşıyorum. iyice giriyorum gerçeklik göremediğim hayata. ben de bir yalan oluyorum. fakat uzun sürmüyor. zira her vakit allah huzuruna çağırıyor. düşünüyorum. eğer olmasaydı namaz diye bir şey.. her şeyi bırakıp yatarsın, oturursun, elini ayağını çekersin de onu bırakamazsın işte. ben bu sorumluluğu kabul etmiyorum diyemezsin. ve böyle de bir amacın vardır uyandığında. sorduğun sorulardan birisi de "dün hangi namazları kıldım?" dır..
    iyi ki çağırıyor rabbimiz bizi huzuruna.. duyuyor, dinliyor, görüyor bizi..
    0 ...