görevi koşmak olan atın, gerektiği ya da ondan beklendiği gibi koşmamasının bedelini ona acı çektirerek ödetmek için mi? yoksa, kamçı darbeleriyle ata yaşatılan acının, ilave adrenaline dönüşerek kanına karışmasını sağlamak ve ona yarışı kazanmak için gerekli azmi vermek için mi? kamçılamak sözcüğü; gerçek anlamını da bastıran mecazi anlamını nasıl kazanmıştır?
kuşkusuz, tazı yarışlarında, tazıların önünden bir ödül olarak sürüklenen yalancı tavşanlardan çok farklıdır kamçının etkisi. ne bir ödül ne de bir cezadır aslında. belki, yaşanılan acının verdiği ilave bir güç olarak tanımlayabiliriz bunu. tıpkı insan kavgalarında sıkça rastlanan, anaya-bacıya sövmeler gibi bir etki. gücünüzü sınamaya gerek görür müsünüz o an? yoksa, dayak yemek pahasına girişir misiniz kavgaya? bu sövgülerin ata vurulan kamçıdan ne farkı vardır sizce?
kleptomani, kişinin içerisine düştüğü ve kendisini kurtaramadığı büyük bir anafor olsa gerektir. eylem sonucu verilen cezanın büyüklüğü, bir sonraki çalma eyleminde yaşanacak korkunun ve dolayısı ile heyecanın düzeyini, diğer bir deyişle de kamçı darbesinin etkisini belirleyecektir.
komşunun bahçesinden çalınan erikler ve elmalarla başlayan, marketten çalınan çiklet ya da çikolatalarla devam eden, zaman içerisinde bir elektronik cihaza, hatta bir cüzdan çalmaya varan bu tutkunun sebebi de budur belki. her defasında duyulan daha büyük korku hissinin vücutta oluşturduğu ilave adrenalin ve gerçekleştirilen eylem sonucunda yaşanan daha büyük tatminler. tıpkı madde bağımlısı olmak gibi bir şey ama tam tersi aslında; her seferinde daha büyük dozlar alarak acılarından kurtulma ve incitici, yaralayıcı yaşamsal gerçeklerden uzaklaşma isteği değil de; kurallara meydan okuma, onlar çiğnendiğinde verilecek cezaları kamçı olarak kullanma ve her başarılı girişimi büyük bir ödül olarak kabul etme mantığı. korku var, heyecan var, azim ve kararlılık var, sonuçta alınacak hazlar, dolayısı ile güçlü bir tatmin hissi var. dahası, egonun yaşadığı ve iliklere kadar işleyen bir orgazm var. pekiyi! bütün bunlar içerisinde insani olmayan ne var?
- aklı, duygularına gem vuramamış ise bir insan daha ne isteyebilir ki... ve bir ödül niteliğindedir aslında, ilk bakışta sövgü gibi görünen şu sözler;
"pezevenk! yakalanmadığın için başıma geldi zaten bunlar da. seni bir gün yakalayamadılar ki şöyle bir güzel benim yerime pataklasınlar!"
- baba tarafından sürekli korunup-kollanmanın, bedelin hep onun tarafından ödeniyor olmasının da yusuf'un umursamaz tavrında etkisi vardır kuşkusuz;
"yıllardır her şeyi anladık, zaaf dedik hastalık dedik, gıkımızı çıkarmadık. elimizden geleni yaptık. çocukluğundan beri mahallenin milletin her şeyini yürüttün ses çıkarmadık da bu ne lan? paraya el uzatmak ne? lan senin çocukluğun yüzünden mahalleye her gün bir tomar para saydım ben. ahmet abi senin oğlan bahçeden elma çalıp kaçtı. ahmet abi senin oğlan top çalıp kaçtı. ahmet abi senin oğlan bizim kıza pandik atıp kaçtı."
- lakin, yusuf'un sürekli tekrarladığı şu sözleri;
"ben bir şey yapmadım baba."
- yıllardır dolan bardağın nihayetinde taşmasına da neden olmuştur.
"ikinci inkar ahmet in kayışını koparttı. elini geriye çektiği gibi okkalı bir tokat indirdi yusuf un sağ yanağına. yoldan geçen iki kadın durup baktılar. sadece bir saniyeliğine... ahmet onlara ters bir bakış atınca topuklu ayakkabılarının ritmini artırarak uzaklaştılar."
- şimdi ne yapacaktır yusuf? belki de ilk kez, yaptığı yanlış hareketin cezasını görmüştür. öyle midir gerçekten? yoksa, bu ceza değil de bir ödül müdür yusuf için? bir sonraki girişiminde onu daha çok heyecanlandırmaya ve daha büyük hazlar almasına neden olacak bir kamçı etkisi mi?
"benim farkım bu. zaafımın en büyük yeteneğim olması. ben yusuf gerçekoğlu. 2020 olimpiyatları 100 metre altın madalya sahibi rekortmen atlet. kazanacağım, uslanmadığım için. kazanacağım, kaderim olduğu için. düşünmeyi kesti.
çiçeklere baktı."
- öyle görülüyor ki ikincisidir.
vauvenargues'in, o yaratıcı zekasının yeni bir ürünü kleptoman bir atletin rüyası. bizleri, "şu-şudur" şeklinde kesin yargılara varamadığımız zorlu denklemlere sürüklüyor. insan denen o olağanüstü makinenin, varoluş ve gelişme sürecinde ne denli benzer ama sonuçları itibarı ile taban tabana zıt duyguların etkisinde kalabildiğini kanıtlıyor. derin derin düşünmeye ve hissetmeye zorluyor. bunu, başarıyla gerçekleştirdiği de bir gerçek, yürekten kutluyorum.
ifade anlamında görebildiğim tek kusur, ikinci alıntı metindeki "çocukluğundan beri mahallenin milletin her şeyini yürüttün ses çıkarmadık da bu ne lan?" tümcesinde |mahallenin milletin| ifadesi ki; |mahalleli milletinin| şeklinde yazılmasının hedeflendiğini düşünüyorum. yazımından sonra dikkatli bir okumayla bertaraf edilebilecek küçük bir kusur bu ama aynı nedenle de büyük bir kusur.