yaz akşamı, hafif serin rüzgar gündüz sıcağının kavurduğu çıplak teninizi okşarken, kimi kabuk tutmuş kimi yeni açılmış diz yaralarınızla evin bahçesindeki çimene oturup, babaannenin topladığı ' hızanım çok yeme ama kurban olsun nenen karnın ağrır' diyerek getirdiği dalbastı kirazını yiyerek sepet ören dedenin maharetli, nasırlı ellerinin çabuk çabuk hareket etmesini şaşkınlıkla izlemek.
ne çocukluk bir daha geri geliyor, ne dizlerdeki yaralar, ne kurban olduğum diyen diller ne de o nasırlı eller...