bizzat yaşanmıştır. yani bizzat tanık olarak yaşamışlığım olan bir hikayeden bahsedeceğim. kesinlikle ibretliktir.
çarşı izni bitimine yakın saatlerde- ki saat 4 sularına tekabül eder- askerler dolmuş durağında toplanmaya başlar. herkes son ana bıraktığı için dönme işini bir birlik dolusu asker birliğine dönmek için aynı anda dolmuş bekler.
işte yine öyle bir günde çakal karlos bir dolmuşçu "asker abiler buraya, kapıya kadar bırakıyorum hadi hadi" nidalarıyla aslında sadece askerlerden ibaret bir dolmuşta yarım saatlik yolu geçirmek istemeyen(ki haliyle gına gelmiştir bari çarşı izninde olmasındır) lakin diğer dolmuşları beklemekten sıkılmış ben dahil bir otobüs dolusu askeri bir otobüse doldurmuştur.
bizi kurbanlık mal gibi gördüğünü millet dolmuşa girerken kapıda durarak tek tek koyun sayar gibi sırttımızdan ,kolumuzdan çekiştirip ittirerek, dolmuşa sokmasından belli etmektedir gözleri fıldır fıldır dönerek. biz üç kısa dönem ve geri kalan uzun dönem askerler henüz o an itibariyle çakal dolmuşçunun aklından başka bir çakallık daha geçtiğini bilmiyorduk. nihayet herkesi almıştır kapı kapanmıştır dolmuş hareket etmiştir bir sonraki durağa kadar ama. bir sonraki durakta ne hikmetse orospu giyimli bir bayan beklemektedir.(burası yanlış anlaşılmasın orospular genelde orospu olduklarını belli etmek için davetkar giyinirler ki iş yapabilsinler) çakal karlos dolmuşu durdurur kapıyı açar ve "abla kusura bakma asker abileri götürüyorum" der. ve yine ne hikmetse abla da bizimle aynı güzergeha gidiyordur ve bir dolmuş dolusu askerin arasına dalmasında hiç bir sorun yoktur. selam vererek gülücükler saçarak girer kendisi çok sevecendir.(aralarında en zeki olan biz üç kısa dönemin bile ortalama bir zeka düzeyine sahip olduğumuzdan ne biz ne de diğerleri tarafından bunun aslında bir tezgah olduğu hala anlaşılamamıştır-halbuki çok barizdir, askerliğin daha da mallaştırdığını unutmayalım tabi-)
kızın rahat tavırlarından cesaret alındıktan sonra birçoğu birbirini bile sikecek kıvama gelmiş , sokacak delik arayan abazan askerlerimiz bir köpekbalığı sürüsü gibi kızın etrafında bir çember oluşturmuşlardır. ittirilerek, sürttürülerek kızımız iyice araya alınmıştır. tüm bu olanlar karşısında kikirdemesini artıran kızımız karşısında cesaret sınırı yükselmiştir ve doruğa yaklaşmıştır.(henüz doruk değildir). dolmuşta ava yakın olmak için amansız bir yer kapma yarışı başlamıştır. bu arada kızımız daha da açılmış canımlı cicimli hayatımlı muhabbetlere başlamıştır. abisi de askerdir, arkadan dayayan asker nerelidir, önden pandikleyenin ismi nedir derken bu sefer amansız bir muhabbet yarışı başlamıştır.
kızımız artık numarasını verme aşamasındadır. işte bu aşamada kızımızın piyasa yapmak için aslında ek iş olarak dolmuşçuluk yapan pezevengi tarafından yani dolmuşçuluk yapan pezevenk dolmuşçu tarafından , önceden tasarlanarak, kesinlikle çıkar sağlama amacıyla dolmuşa alındığı artık en aptal asker tarafından bile aşikardır.
kızımız şirinliklerine devam etmektedir ve kendisine " abla senin dudaglarin ne güzeldir" sözleriyle iltifatta bulunan bir askerimizi güzel dudaklarıyla öpmüştür. akabinde amansız bir öpüşme yarışı başlamıştır. ablamız da canlarım parayla değil sırayla(en azından şimdilik parayla değildir) söylemi takınarak dudaklarını herkesin tadacağı garantisini vererek çıldırmış kalabalığı sakinleştirmeye çalışmaktadır.
biz arkada oturan üç kısa dönem olayları hayretle ve utançla izlemekte (bkz: başkaları adına utanmak) ve bu seviyesi dibe vurmuş ortamdan kurtulmak için yolculuğun bir an önce bitmesini dört gözle beklerken , kimsenin beklemediği şok edici olay cereyan etmek üzeredir.
o esnada arkadan kıza dayanan eleman kıza dayandığı gibi hayvani içgüdülerinin kendisini etkisi almasına daha fazla dayanamayınca bir hayvan gibi hareket etti ve film orda koptu.(aynı zamanda cesaretin doruğa çıktığı noktadır, ve cesaretle aptallık arasında çok ince bir çizgi olduğunun kanıtıdır) bundan sonrası hayvani içgüdeleriyle hareket eden birinin insani özellikleri kendinde bir süreliğine barındırmadığına tanıklık etmemle devam etmiştir.
sonuç olarak alan razı veren razı bir durum vardı. hem pezevenk dolmuşçunun uyarıları hem de birliğe yaklaşmış olmamız nedeniyle bu sefer malum olay için bir yarış olmadı.
dolmuştan diğer askerlerin de pohpohlamasıyla bir kahraman edasında inen askere kısa dönem arkadaşımın " ya kızdan hastalık bulaşırsa, neden öyle korunmadan yaptın" sorusuna verdiği cevap ise ilginçti:
" olur mi ğoca yav heç hestelığ olir mi" diyerek eleman teşhisi koymuştu. eee o da haklı bir yerde sonunu düşünen kahraman olamaz. hay kahramanlık algınızı sikiyim sizin emi.