Yaza yaza yeni boyutlarına şahit olduğum, bazı noktalarında yalnız olmadığımı fark ettiğim, bu nedenle (#4861445) ile başladığım, (#11448956) ile devam ettiğim bu yazıların bir yenisinin olmasının, efendilik ve aile terbiyesinin olumsuz yanları ile ilgili örnek ve kavramların üzerinden bir kere daha geçmenin gerekli olduğuna karar verdim.
bunun temel sebebi ise kendimle ilgili bir çelişkiyi fark etmem oldu. (#11448956) da verdiğim örneklerde mutlu olduğum gözükmekte, çünkü kendimi bildiğim ve belli konularla ilgili nasıl hareket ettiğimle ilgili bir özgüven sağladığım için, elde ettiğim sonuçlardan fazlasıyla memnun olduğum bir an o yazıları yazmıştım. bugün de yazdıklarımın arkasındayım, ama o zaman farketmediğim, burada doğrudan muhalif olduğum bir bakış açısının meğerse kendimde yer etmiş olduğunu fark ettim.
diğer yazıyı yazma gerekçelerimin en başında, bu başlıkta efendiliğinin mağduriyetini yaşadığını belirten arkadaşlarıma moral olması açısından bazı maddeler sıralamıştım. iyi de, efendi ve aile terbiyesi sahibi olmak mağduriyet mi? Veya bir zayıflık mı? değil! Peki, bu şekilde düşündüğüm bir durumda, niye bu özelliklere sahip arkadaşlarıma moral vermek gibi bir düşünceye sahibim? bir taraftan yaptıklarının karşılığını bulacaklarının mesajını vermek istedim, tamam, ama bunun içinde aynı zamanda kendini normal görmemek de var. Normal nedir? Benim olamayacağım birşey, bunu biliyorum. Peki, normal olmanın dayatıldığı bir toplum yaşantısında, normlara uymak zorunda kaldığım bir durumda, benim nasıl hareket etmem lazım? Diyebilirim, hatta demekteydim ki, biz normal değiliz, normale uyum sağlamak ve kabul etmek zorundayız.
ee? iyi de, ben insanlarla abuk sabuk konularda rekabete girmek istemiyorum ki? huzur istiyorum, dünya barışı istiyorum, iyi ve kaliteli bir yaşam sürdürmek istiyorum. Peki sonuç? hep karşıma çıkan kabalık, anlayışsızlık ya da beni istisna gören insanlar. Ha, istisna olup da benim düsturumu standart olarak alsalar anlayacağım.. ama, hiç de sonuç öyle olmuyor arkadaşlar. karşıdakine nazik davrandıkça, düşünceli hareket ettikçe tepene çıkmaya çalışan onlarca insanla karşılaşıyorsun. kendini bir konudan sorumlu hissedince, o sorumluluğun tüm türev, boyut ve ilgili olaylarını senden bilmeye başlıyor normal toplum.
e o zaman benim daha önce mücadele ettiğim, kendimden taviz verdiğim zamanlara ne oluyor? hikaye. dönüp dolaşıp geldiğim yerde diyorum ki, çalışanlarım beni anlamıyor daha sert yapmam lazım. patronum beni anlamıyor, daha yüksek sesle konuşmam, daha hızlı hareket etmem lazım. nerede kaldı katlandıklarım? nerede kaldı prensiplerim? Yok, yok, yok!
gelip bu yazının sonunda kimseye hayata karşı acımasız olun, insanları düşünmeyin demem lazım belki de. çünkü görüyorum, aksini ispat eden insan sayısı o kadar az ki, diğer gaddarlarla uğraşmaktan hakedenlere hakkını vermeye ne vakit kalıyor, ne düşünecek zaman. kendi biriktirdiklerim ile bana bırakılanlar, hepsi bir araya geldiğinde ise stresten kaskatı kesilen, kendine vakit ayıramayan, ayırabildiği vakitte diken üstünde duran bir kelkeshoze buluyorum. halbuki bu adam, benim tek başıma eserim değil; dünya düzeni diye bize yutturulmaya çalışılan acımasız bir iklimin üzerimize bıraktığı asitten çiy damlaları.
Bu sebeple diyorum ki, kendinizi şaşırdığınız zamanda dönüp dolaşıp bir aynaya bakın. size kişiliğinizden farklı tavırları ya da olayları dikte edenler sizi doğru bir yola götürmüyorlar, pusulanız hep kendiniz, kendi doğru bildiğinizdir. çünkü emin olun, sinirlenirse çok kötü şeyler yapacak olan tek siz değilsiniz. ama farkında olmadan, bu tepki vermeme konusu bizi tüketiyor. bunun çözümü o zaman tepki vereyim demek değil tabii ki, tepkiyse kibar ama sert bir biçimde de verilir. Kanımca, bunu kendim de yaptığım için rahatça söylüyorum, katlanmak ya da alttan almak evet kibarlıktır, hoş da birşeydir, ama alttan alınca seni altına alan konuları alttan almak gözüken o ki çok da iyi değildir.
o nedenle efendilikle tepkisizliği karıştırmayalım, sonuçta dünyayı daha iyi hale getirmek bir takım nazik dokunuşlardan başka birşeyle gerçekleştirilemez. çevrenize bir bakın, nezaket olsun diye yol verdiğiniz, sizi geçmesine izin verdiğiniz, imkanları sizin yerinize kullananlar gerçekten sizden iyi iş çıkarmış mı? şayet çıkarmamışsa siz niye fedakarlık yapmışsınız, gerek var mıymış? yine efendi olalım, terbiyemizi bozmayalım, çok az şey bunlardan ödün vermeye değer. sadece çözüm noktasında, kendi çözümünüzü aramak yerine, sizden farklı birisinin çözümünü uygulamaya kalkarsanız, yani kendinizden taviz verip farklı bir formda davranmaya başlarsanız, işte o zaman sobeleneceksiniz. o zaman, tek seferlik bir davranışta bulunacaksınız ama size ait olmadığı için devamı gelmeyecek. istikrarsız davranışlar da düzen değil, olsa olsa kaos doğurur.
bu nedenle arkadaşlarım unutmayın, sizin yerinize karar veren, siz yorulmayın, zahmet etmeyin diye, belki beceremeyeceğinizden korkuyor diye sizi de tedirgin ve biraz paranoyak yapan insanların bu zulmü size yapmalarına izin vermeyin. kendi yaptıklarınızdan sorumlu olmak, yarım yamalak bir ucundan tuttuğunuz bir işi yapmaktan iyidir. ileriye erteliyorsunuz ya, o ileri geldiğinde de ertelemeye devam edeceksiniz, bunu aklınızda tutun ve ertelemeyin. Çevredeki insanlar derseniz, davranışlarda tutarlılık aranır ama hakkını aramamak ve haksızlığa sessiz kalmak tutarlılık değil, efendilik değil, korkaklıktır.