ülkücüler, binlerce yıllık mirası yüreklerde yaşayan, yaşatan, Ülkesi ve Milleti için korkmadan öne atılan, Ata yadigarı bu toprakları sonsuza kadar yaşatmayı ülkü edinen Türklük gurur ve şuurunu, islam ahlak ve faziletini benimsemiş Türkiye'nin en büyük sivil, organize siyasi oluşumudur.
Ülkücülük düşüncesi ; Türk milletinin muhtaç olduğu kudretin, damarlarındaki asil kanda olduğunu hatırlatan bir siyasi harekettir. Ülkücülük, Milliyetçi Hareket Partisi'nde olur. Milliyetçi Hareket'in kurucusu, önderi, Başbuğ'u Alparslan Türkeş böyle diyordu.O Türkeş ki; tam bir gençlik lideriydi. Gençliği içine düştüğü elim durumdan kurturmayı, kurtuluşu Moskova 'da, Pekin'de veya başka yabancı Başkent'lerde değil, Türk Milleti'nin ruhunda aramayı uygun görüyordu. Gençliğe Yesevilik, Alperenlik ruhu anlatılmalı, 9 ışık prensipleri doğrultusunda yepyeni bir Türkiye ve Türk Dünyası vizyonu yaratılmalıydı. Ülkücü Hareket, ''Tanrı Dağı kadar Türk Hira Dağı kadar Müslüman ''olanların, Orta Asya ve Balkanlar'da Komünizm zulmü içinde inleyen soydaşlarımızı bu vahim durumdan kurtarmayı ülkü edinen gençlerin davasıydı. Onlar, yapılamayanları yapmak için yola düşmüşlerdi. Bu yol zorlu, çetin ve tuzaklarla doluydu. Ülkenin içine düştüğü durum oldukça kötüydü. Gençler, 1968 yılıyla birlikte sol franksiyonların etkisine girmiş, Üniversiteler birer cephane yuvası haline gelmiş, Komünist devrim için üss olmuştu. Bu sol grupların bu silahları , yuvalarından çıkarıp ellerine almasıda çok gecikmedi. Ve ilk kan, akıtılıyordu. 4 Ocak 1968 günü, Ülkücü Hareket ilk şehidini veriyordu. Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi öğrencisi Ruhi Kılıçkıran iftarını açtığı sırada Komünist kurşunlarına hedef oluyor ve şehadet mertebesine ulaşan ilk ülkücü oluyordu. Ruhi Kılıçkıran ilk idi, ama son olmadı.21 Mart 1970 de Süleyman Özmen, 8 Haziran 1970 de Yusuf imamoğlu ve 23 Kasım 1970 de de Ertuğrul Dursun Önkuzu şehadet şerbetini içerek, kanla sulanan bu aziz topraklara , şehadetle giren birer vatan evladı olarak şanlı adlarını yazdırıyorlardı. Bitmedi,bitmeyecekdi,bu kızıl oyunun,sonu gelmeyecekti. Sözde ABD emperyalizmine düşman, ama Sovyet- Rus emperyalizminin piyonları, borazanları, beşinci kolları kızıl zülmü bu topraklarda sürdürmeye kararlıydı. Her yerde Lenin'in, Stalin'in ve Mao 'nun kan kokan resimleri vardı. Üniversitelere, ülkücü gençler giremiyordu. Üniversitelere ülkücü gençleri sokmayan gruplar, tam 49 franksiyona bölünmüş, hepsi ayrı koldan ülkücü gençlere saldırıyorlardı.Kimi gruplar Moskova yanlısı bir Marksist-Leninist örgütlenmeyi benimserken, kimi gruplar da Mao'cu Pekin yanlısı bir silahlı mücadele prensibini benimsemiş dört bir koldan tek bilek, tek vücut olan ülkücülere kan kusmayı görev bellemişlerdi. Ecdad ruhu rahat değildi, bu kızıl oyuna artık yeter diyenlerin tek umudu, yine ülkücüler ve MHP oluyordu. Başbuğ Türkeş ve bir avuç ülkücü, son nefer, son nefes ve son damla kana kadar mücadele etmeyi,ölsekde yenilmeyelim düsturuyla, son ana kadar mücadele bilinciyle hareket ediyorlardı. Bu dönemde MHP 'li bir çok Gazeteci, Bakan, Milletvekili il, ilçe ve Belediye Başkanı saldırıya uğruyordu. Recep Haşatlı, Hikmet Tekin, Ali Rıza Altınok ve ailesi ,ilhan Darendilioğlu ve tabii ki Gün Sazak bunların en bilinenleriydi. Ülkücü Hareket, 12 Eylül 1980 yılına kadar 5000 e yakın şehit verdi. 12 Eylül'le birlikte,ülkücüler için yine zorlu günler başlıyordu. Zaten ülkücülük demek aynı zamanda zorluk, çile ve dert demekti .Ülkücülerin dertleri,çilesi hiç bitmedi.Sürekli birileri tarafından hor görüldü sevdaları, ülküleri , gelecek ümitleri...
Ülkücü Hareket'in banisi Başbuğ Türkeş, 4 Nisan 1997 günü ebedi aleme göç etti.Arkasından milyonlar, ''Başbuğlar Ölmez''diye yürürken o, bu gençlere iki emanet bırakıyordu. Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları... Bu kutlu hareket üzerine oynanan oyunlar hiç bir zaman bitmedi, bitmeyecekde. Çünkü Ülkücü Hareket bazı ihanet odaklarının karşısında geçmişte olduğu gibi bugün de bir kale vazifesi görüyor. MHP ve Ülkücü Hareket Türk milletinin son kalesinde dalgalanan Üç Hilal dir. Devlet Bahçeli 'nin, asrı Türk asrı yapma ülküsüyle yola devam eden ülkücü gençler, bu en önemli zamanlarını ülkelerine ve ülkülerine adayarak zaten bu Millete en büyük hizmeti fazlasıyla yapmaktadırlar. Ne mutlu ki onlara.
Ne Mutlu Türküm Diyene !...