brezilyalıların feijoada diye bir yemekleri vardır, yemeği yedikten 5 ay sonra öğrenmiştim ne anlama geldiğini alex sayesinde.
(7-8 ay önce) o gün fenerbahçe'nin maçı vardı, 10 numaralı alex formamı üstüme geçirip gittim o yemeğe. yemek sırasında konuşulmadı, sonra herkes farklı bir konudan bahsederken brezilyalı bir (siz deyin dede ben deyim amca) amca yanıma geldi. 'fenerbahçe bu sene çok sıkıntılı' dedi. bir an şaşırdım, fenerbahçe'yi almanlar bile çat-pat tanırken bu adamın formanın renginden fenerbahçe olduğunu anlayabilmesine hayret ettim. sonra ona şike olaylarını, 17/18i, insanların içeriden çıkamadığını anlattım. bu sırada birkaç alman arkadaş da merak edip konuşmaya katıldılar. tüm olayları anlattım; 'bugün de maç var o formayla geldim, yoksa boş zamanlarımı forma giyerek geçirmiyorum' diye de bitirdim. alex sırtıma baktı, 'ül-ker?' dedi. 'hayır dedim, alex - seninle aynı isme sahip.' Yaşının ilerlediğinden bahsettim, övgüler methiyeler dizdim. en sonda takımın kötü top oynadığı aklıma geldi, biraz üzüldüm; 'ama şampiyon olamayacağız' dedim. o ana kadar gözlüklerin arkasında beni dinleyen mavi gözlerde bir mutluluk belirdi, 'türk futbolunu takip ediyorum, kim haklı kim haksız; olaylar siyasi mi orasını bilmiyorum, ama alex varsa o işin başarıya ulaşma ihtimali daima fazladır, koşsa da koşmasa da - brezilya'da da eleştiriyolardı, şimdi dönsün diye her sene ağlıyorlar.' diyerek sözlerini tamamladı. gururlandım, 'değerini biliyoruz' dedim.
ışığı sevmeyen fenerbahçe'nin ışığıydın, ama bu parlaklığa dayanamadı kimse.