merhaba,
gün içerisinde aslında sık sık yaşadığımız bir gel-gittir. sürekli düşünür dururuz bir şeyleri, birilerini. her insana başka türlü davranırız. sevdiklerimize iyi davranmaya, sevmediklerimize soğuk davranmaya ve tanımadıklarımıza da mesafeli davranmaya çalışırız. öyle ayrımlar yaparız ki kafamızda, öyle şeyler düşünürüz ki aslında var olmayan ve öyle anlarımız olur ki kendimizden kaçtığımız, şaşırırız bazen davranışlarımıza, söylediklerimize, kendimize. aslında sürekli gidip geliriz iyilik ve kötülük arasında. bazen bilerek incitiriz karşımızdakini, sevdiklerimizden de olsa, bazense farkına varamayız incittiğimizin. iyi olmak ister çoğumuz, sevmek ve sevilmek ister. hatta bazen öyle bir noktaya gelir ki kendinden vazgeçer insan, yeter ki der sevdiklerim mutlu olsun. çırpınıp dururuz balık misali bu okyanusta. bir yer edinmeye çalışırız bu karanlıkta ve yalnızlıkta. amaçlar edinir, sever, sevilir, nefret eder, edilir ama her şeye rağmen karşı koymaya çalışırız akıntılara. inanırız, güveniriz, hayaller kurarız, öğreniriz, öğretiriz bıkmadan, usanmadan. çocukluğumuzdan beri iyi olmak isteriz. iyiye yöneltilmek, iyi bir insan ve vatandaş konumuna getirilmek isteriz. peki, nedir iyilik dediğimiz bu kavram? iyilik evrensel midir gerçekten? yoksa bireyselliğe mi indirgenir? iyilik sevmenin ön koşulu mudur? iyilik hizmet etmek midir tüm insanlara ve insanlığa? iyilik bağışlamak mıdır aynı zamanda? herkesin iyiliği kendine midir yoksa? iyilik dediğimiz şu derin ve parlak kavram kişiden kişiye değişebilir mi aslında? evet, iyiliğe sorulacak çok soru olabilir, çokça cevaplarda bulabiliriz lakin iyilik dediğimiz kavram; çocukluktan beri zihnimize dokunan, istenilen davranış modellerinin eyleme dönüştürülmesidir. evet, eylemsizlik de bir iyiliktir bazen lakin iyilik ve aynı zamanda kötülük bir davranış modeli uydurur bizlere, fedakarlık da getirir beraberinde. öyleyse, iyilik mutlu mu olmayı gerektirir her eyleme dönüştürüldüğünde? yoksa sadece vicdanlara serpilen bir bardak dolusu bir su mudur? iyilik iyilik mi yapmayı gerektirir her seferinde? kötülük dediğimiz o karanlık düşünceler ve eylemleri kullanarak iyilik yapılamaz mı? yapılır elbet. o zaman iyilik sadece iyi eylemlerden oluşmadığını kanıtlar bizlere. peki, iyilik yapmak, iyi olmak incinmek midir aynı zamanda? kötülüğün verdiği gücü, insanı kendisinden bile uzaklaştırdığı zihin bulanıklığını kullanmak bazen iyilik değil midir kendimize? bile bile aynı hataları yapmak, bile bile güvenmek ve bile bile ateşe yürümek iyilik midir karşımızdakine canımızı yanacağını bilse bile? kötülüğü kullanmayı öğrenmek, iyiliğimizin varlığını inkar etmek midir? kötülük ve iyilik arasında ölüm ve hayat gibi bir bağ var, bir yakınlık! ya ölürsün, ya yaşarsın ortası yoktur bu işin. iyilik ve kötülükte de öyledir aslında, ya iyisindir ya da kötü. peki, insan hangi tarafı seçmeli? onca acı, onca hayal kırıklığı, onca gözyaşı ve onca uykusuz gecenin bir bedeli olmalı karşımızdakine. unutamayız çektiğimiz onca dertleri. silemeyiz bize yapılan kötülükleri. peki, o zaman hangi tarafı seçmeli? vicdanımız iyi ol der durur böyle anlar, aklımız kötü olacaksın kötü diye paralar bizi. peki, hangi tarafı seçmeli? ortası yok bu işin, ya iyi olacaksın ya da kötü. işte, gün senindir, haydi, ye kendini, bitir dur!
edit: iyilik ve kötülük arasında gidip gelirken yazılmıştır, imla.