fenerbahçenin büyüklüğü ile ilgili imiş. öyle diyolla. yani diyolar ki, şikemizi de yaparız, şike yapan başkana sahip de çıkarız, her türlü yolumuza devam ederiz biz. kimse de bize bir şey diyemez. yani şimdiye kadar sürekli "fenevbahçe cumhuviyeti" dedikleri şey buymuş demek ki. sonra da çamur at izi kalsın politikasına bağlıyorlar. zaten ülke olarak en sevdiğimiz politika bu. çamur at izi kalsın.
peki bir şey diycem, ortada hiç bir şey yokken koskoca bir sene boyunca neden bu olayla uğraşıldı? neden maa gibi fenerbahçeli bir yönetici istifa etti. neden spor gündeminin tamamı bu olaya odaklandığı halde 1 sene boyunca bir türlü karar aşamasına gelinemedi? hükümetin oyunuymuş şuymuş buymuş. aziz yıldırım daha düne kadar başbakanla en içli dışlı başkandı, tt arenayı bile yaptırmak için kendisi ikna etmişti başbakanı hani? ne oldu da birden tersine döndü işler? fenerbahçeyi bitirme operasyonuymuş, bunu söyleyen aklını peynir ekmekle yemiştir. bir düşünün, 20 milyondan fazla taraftarı olan ve bunun önemli bir kısmı gençlerden oluşan bir takımı bitirmek hangi siyasi partinin işine gelebilir? böyle bir durumda akp en az bir kaç milyon genç vatandaşın oyunu kaybeder. 2 milyon oy kaybetse beş puan düşer oyları. ne diye böyle bir ahmaklık yapılsın? ama buna bile inanmak isteyen saftirikler çıktı.
"bir tek biz mi yaptık" ağlaklığı var bir de. ulan biz de demiyoruz ki bi tek siz yaptınız. ama belli ki birileri bir şeyler yapmış. fenerbahçeden de şu anda bir tek aziz yıldırım var. adam sadece şikeden değil, daha pek çok şeyden dolayı mimli. ve futbolun hukuku çok keskindir. bu bir spor, oynamasını bilmeyeni, beceremeyeni cezalandırırsın. siz hiç yanlışlıkla rakibini sakatlayan bir oyuncuya kart cezası vermek için mahkemenin sonucunu bekleyen bir hakem gördünüz mü? futbolun hukuku farklı bir süreçtir. peki madem ortada bir senede çözülemeyecek kadar karmaşık bir mesele var, o halde yapılacak iş bellidir. kimler olaya ne kadar karışmış, ona bakılır. kişilerin ve kulüplerin savunması alınır. yönetim kendi kriterlerine göre ve mevcut kanunlar ölçüsünde cezaları verir. beş kulüp karışmışsa beş kulüp, onsa on, yirmiyse yirmi. ama öyle yapılmadı. adalet hiç bir zaman konuşulmadı. yayıncı kuruluş konuşuldu, play off getirildi. uefa konuşuldu, fener avrupadan men edildi. uefa tekrar konuşuldu, gerekirse avrupaya gitmeyiz denildi. sonra uefa ile masaya oturuldu, fener casdaki davasını çekti, 16 kulüp pfdkya gönderildi.
eğer niyet fenerbahçeyi ya da galatasarayı ya da başka bir takımı bitirmek olsaydı şimdiye kadar hepsi de on defa bitirilmiş olurdu hiç kuşkunuz olmasın. "gerekirse beş yıl avrupaya gitmeyiz" diyebilen bir başbakanın 1 senede feneri veya başka bir takımı bitirmek isteyip de bitiremeyeceğine inanan varsa onlar da s.ktirsin gitsin. öküz terbiyecisi değilim ben. mesele fenerli veya galatasaraylı taraftarın hassasiyetleri de değil emin olabilirsiniz. tek sorun şu bence; ortada bir pislik var ama pek çok takım bir şekilde içinde. hepsini cezalandırsan lig duman olacak, feneri düşürsen diğerlerine göz yumsan fener sessiz kalmayacak (haklı olarak). o zaman hepsini sümen altı edelim, yayıncı kuruluşu da sıkıntıya düşürmeyelim. futbol izlemek isteyen enayilerden (bizlerden) çok para yedik, bunu rezil etmeyelim.
işte bütün mesele budur. yoksa her ne olursa olsun şimdiye kadar çoktan kararlar verilmiş olur cezalar da çekilmiş olurdu. düşünün bankasyaya düşürülen bir takım şu an geri yükselmiş olacaktı. puan cezası alanlar çoktan sezonu tamamlamış olacaktı. ama olmaz, neden? çünkü birilerinin tekerine taş dokunacaktı o zaman.
mesele fener cimbom beşiktaş meselesi değildir futbolseverler. mesele futbol sektörünün geldiği boyutta bir takım hesaplar uğruna adaletin, fair playin hiçe sayılması, türk futbolunun rezillikler içinde boğulmasıdır. bugün artık biz futbol severler bilmekteyiz ki: futbol bir meşin yuvarlak ile değil, bir takıma gönül vermiş taraftarlarla ve onların tuttukları kulüplerin haysiyetleriyle oynanır. ve futbolda iyi oynayan değil, arkası kuvvetli olan iş adamları, para babaları kazanır.