ey hayat sana bir hassiktir armağan ediyorum, gönlümün derinlerinden gelen. parıl parıl, mis gibi, ağız dolusu bir hassiktir. biliyorum sen daha fazlasını hakediyorsun fakat elimden bu kadar geliyor. hep dondurmasından bedava çıkan çocuk gibiyim. mutlu ve sevinçli bir şekilde bakkala gittiğimde kampanyanın bittiğini öğreniyorum. koşa koşa gidip leblebi tozu alan, fakat öksürürken hepsini yere döken bir çocuk. son sigarasını tersten yakan bir adam. bazen çocuğuna bir flüt alamayan ibrahim tatlıses...
ey hayat, annemin sabah uyandığımda altımı kontrol ettiği yaşlarda sabah okul vakti televizyonda çıkan en sevdiğim çizgi film gibisin, sana doyamıyor insan. bazense bir buçuk saatlik saçma sapan bir dizisin.
sen kollarımda uyurken ensesini kokladığım sevdiğim gibi güzelsin hayat. yarin gözlerinden dökülen yaşlar gibi ince ve yavaşça kayıp gidiyorsun elimden. sen hayat öyle bir kaypaksın ki türkiye büyük millet meclisindekiler ellerine su dökemezler.
ey hayat sen bir uyuşturucu gibisin. her gün farklı bir halüsinasyon, her gün farklı bir trip. bir su gibi her yıl beni farklı kaplara sokuyorsun ve zorla o kabın şeklini almamı bekliyorsun benden. benden her dönem farklı bir insan yaratıyorsun. sen, sen hayat benimle dalga geçen antik dönemden kalma bir muzip tanrı gibisin.