mehmet akif ersoy

entry614 galeri
    265.
  1. Çanakkale Şehitlerine
    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki
    dünyâda eşi?
    En kesif orduların yükleniyor dördü
    beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için
    Marmara’ya-
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir
    karaya.
    Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar
    kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir
    Avrupalı'
    Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan
    kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud
    kafesi!
    Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün
    akvâm-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi,
    hakikat mahşer.
    Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
    Avusturalya'yla beraber bakıyorsun:
    Kanada!
    Çehreler başka, lisanlar, deriler
    rengârenk:
    Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler
    denk.
    Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi
    bilmem ne belâ...
    Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i
    asil,
    Ne kadar gözdesi mevcûd ise
    hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup
    karşısına;
    Döktü karnındaki esrârı
    hayâsızcasına.
    Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o
    yüz...
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat,
    yüzsüz.
    Sonra mel'undaki tahribe müvekkel
    esbâb,
    Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir
    mülkü harâb.
    Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her
    siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan
    neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce
    lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce
    adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü
    püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-
    ı beşer...
    Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene,
    parmak, el, ayak,
    Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak
    sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o
    nâmerd eller,
    Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden
    seller.
    Veriyor yangını, durmuş da açık
    sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız
    teyyâre.
    Top tüfekten daha sık, gülle yağan
    mermiler...
    Kahraman orduyu seyret ki bu
    tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister, ne siner
    hasmından;
    Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat
    iman?
    Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek
    kahrına râm?
    Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkâm.
    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i
    beşer;
    Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi
    serhaddi;
    'O benim sun'-i bedi'im, onu
    çiğnetme' dedi.
    Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş
    gerçek:
    işte çiğnetmedi nâmusunu,
    çiğnetmiyecek.
    Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar,
    taşlar...
    O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez
    başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış
    yatıyor,
    Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler
    batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş
    asker!
    Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı
    değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor
    tevhidi...
    Bedr'in arslanları ancak, bu kadar
    şanlı idi.
    Sana dar gelmiyecek makberi kimler
    kazsın?
    'Gömelim gel seni tarihe' desem,
    sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez
    o kitâb...
    Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
    'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem
    başına;
    Ruhumun vahyini duysam da
    geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ
    namıyle,
    Kanayan lâhdine çeksem bütün
    ecrâmıyle;
    Mor bulutlarla açık türbene çatsam
    da tavan,
    Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam
    oradan;
    Sen bu âvizenin altında, bürünmüş
    kanına,
    Uzanırken, gece mehtâbı getirsem
    yanına,
    Türbedârın gibi tâ fecre kadar
    bekletsem;
    Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz
    etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam
    yarana...
    Yine bir şey yapabildim diyemem
    hâtırana.
    Sen ki, son ehl-i salibin kırarak
    savletini,
    Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
    Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
    Sen ki, islam'ı kuşatmış, boğuyorken
    hüsran,
    O demir çenberi göğsünde kırıp
    parçaladın;
    Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı
    adın;
    Sen ki, a'sâra gömülsen
    taşacaksın...Heyhât,
    Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz
    bu cihât...
    Ey şehid oğlu şehid, isteme benden
    makber,
    Sana âğûşunu açmış duruyor
    Peygamber.
    Mehmet Akif Ersoy
    0 ...