Burada temel bir konu var o da devlet işi ile dini konuların kesiştiği yerde artık kişisel özgürlükler 2.plana düşmesi.
Neden mi? Örnekle açıklayalım. Diyelim ki devlet hastanesine gittiniz ve fanatik anlamda dini değerlere kendini adamış erkek bir doktora muayene olmanız lazım. Burada şu pürüzlerin çıkmayacağının kim garantisini verebilir
a)Hasta(siz) kadınsa ve doktor size bakmak istemezse
b)Hasta(siz) müslüman değilse ve doktor size bakmak istemezse
c)Hasta(siz) doktor için yeterince müslüman değilse ve yeterince iyi ilgilenilmezse
Bu 3 seçeneğin gerçekleşmesi için ülkemizde yeterince geri kafalı , yeterince kadın , yeterince yetersiz müslüman ve yeterince gayri müslim olduğu açıktır.
Buna benzer örnekleri devlet elinde bulunan eğitim,iş,kültür-sanat alanlarına yaymak pek tabi ki mümkün. Özel sektör istediği gibi yapsın. Ona kimse karışamaz.
Demek ki neymiş , devlet dairesine girerken her anlamda inancını geride bırakacaksın ki alınan/verilen hizmetlerde pürüzler çıkmasın. Türbanı çıkarmak yada sakalı kesmek sadece biçimsel değişikliktir kafa hep aynı kafadır diyeceksiniz. Katılıyorum. Fakat kamu alanında bu biçimsel değişikliklerin zamanla refleks olarak çalışma disipline dönüşmesi için bir yerden başlamak lazım.
Toparlayıp konuya dönecek olursak , rahmetli Bülent Ecevit devlet ve din işlerinin ayrı tutulması gerektiğine dair olan kararlılığını olabilecek en zarif şekilde dile getirmiştir. Bir düşünün , dünya tersine dönse ve benzeri durum bu gün olsa. Recep Tayyip Erdoğan'ın duruma tepki göstermesi gerekse , kim bilir ne tartışmalar çıkardı.