Kendime bir nescafe hazırladım. Sigarayla iyi gideceğini düşündüğüm için. Nedense birden aklıma büyük bir rüyada mıyız gibi bir soru geldi? Acaba dedim herkes akıllıda bana deli muamalesi mi yapıyor? Ya da herkes deli de bir ben mi akıllıyım?
Düşündüm. 28 yıl ne çabuk geçmişti. çocukluğum aklıma geldi. mutlu olduğum zamanlar. ailem, mahallem, arkadaşlarım... Yan komşumuzun bize yemek getirmesi, necla teyzenin annemle dedikodu yapması, babamın arkadaşlarının bana hangi takımlısın diye sorması, arkadaşlarla yaptığım mahalle maçları, gizlice gittiğim atari salonu, futbol oynadığım kulüp, ilkokul aşkım, üniversite hazırlığı, işe başlamam...
Zaman ne kadar çabuk geçiyordu, ya da biz çabuk büyüyorduk. Dostoyevski haklıydı. Tatlı olsun, acı olsun. Anılar insana hüzün verir. iklimim yine Karadeniz olmuştu. Duygularımın yoğun yağmur altında kaldığı zamanlar. Elimde nescafem, boğazımda sigara dumanı, gözlerim gökyüzündeki yıldızlarda.
freud`un buz dağına titanik gibi çarparken, Sheaskpeare gibi büyük bir yalnızlığa düşmüştüm. Ne demişti sheaskpeare :
Yıldızları süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın.
Uçar gider, koşsan da tutamazsın...
Galiba hayat böyleydi. Zamanla kabullenmek zorunda olduğum gerçekler. Hiç bir zaman çocuk olamıyacağım düşüncesi. Bir yanımın hep acıyacak olması. Nereye ait olduğunu bilememe hissi. ve ben yine rüyadayım.
Umarım uyandığımda kendimi güzel bir rüyadan uyanmış gibi hissederim.