sözlük yazarlarından şiirler

entry5574 galeri ses1
    3380.
  1. açsam mı gözlerimi?
    ne bekliyor bugün beni?
    her şey sen, her yerde sen!
    merhabada sen, günaydında sen…

    günaydın boncuk…
    artık günaydınlar başkalarına…
    “esma bana bir bardak su getir.”
    “tamam, getiriyorum.”
    esma, tamam deme bana, deme!

    kumandayı alıyorum elime.
    seninle kanallar yüzünden tatlı tartışmalarımız geliyor gözümün önüne.
    sonra senin büküşün o güzel dudaklarını…
    benim kıyamayıp kumandayı sana verişim.
    esma artık bu evde televizyon kullanılmayacak!
    örtün üstünü…örtün ki toz kaplamadan kolay silinsin yeri.
    kolaymış, peh… senden zor ne vardı ki koca dünyada…

    e be papatyalar… solmaya durmuşsunuz.
    siz de ona mı bağlıydınız benim gibi.
    siz suyla yaşıyordunuz, ben o’nunla.

    yürürken yere bakıyorum artık.
    taşlarla oynuyorum çoğu kez.
    bakılacak o sımsıcak gözler yok artık.

    of… bu merdivenler ne çokmuş böyle…
    kaç tanesiniz allah aşkına?..
    yoruldum…
    inatla saymayacağım sizi.
    biliyorum… değişen tek şeyin o olduğunu
    ve o’nun sayesinde her şeyin değiştiğini…
    merdivenlerin sayısının bile…

    daha önümdeki kaç kişin benzeyecek sana!
    ne zaman bıkacağım arkandan koşmaktan ve yenilmekten.
    daha kaç kişiyi sen diye göreceğim!

    çiçek satan çingeneler bile önemsemiyor artık beni.
    allah bir ömür boyu kimi mutlu edebilir?
    sen yoksun ki…

    her zamanki çay içtiğimiz yere sürüklüyor ayaklarım beni.
    hayır diyemiyorum…
    masaya oturuyorum. elim küllüğün şekline eşlik ediyor.
    karşımdaki sandalye boş…
    seviniyorum, sen yoksun; sigara içebilirim gönül rahatlığı ile…
    elim cebime gidiyor, tereddüt ediyorum çıkarmakta sigarayı.
    ne zayıfmışım meğer…
    çayım geliyor.
    karşıdaki genç kızın telefonla konuştuğunu görüyorum.
    izleyerek karıştırıyorum çayımı…
    sen pek sevmezdin telefonla konuşmayı.
    “yeterince görüşüyoruz zaten, özleyeyim biraz…” diyip gülüverirdin ardından…
    yoksa… ah aptal kafam…
    demek o zamandan beri soğumaya başlamıştın benden…
    kaç kere daha bilmediğim veya bilmemezlikten geldiğim şeylerin farkına varacağım?
    kaç kere daha “demek bu yüzden…”le başlayan saplantı soruları kemirecek beynimi?
    “hey garson, bak biraz.”
    “buyurun efendim.”
    “bu çay ne zamanın çayı. pekala bayat bu!”
    “hayır efendim, bugünün çayı.”
    git yanımdan… acizliğimi, zayıflığımı niye herkes yüzüme vurmak zorunda!
    niye ezilen ben olmalıyım!
    niye içtiğim çayın ve sabahların tadı yok!
    niye niye niye…
    allah kahretsin…
    at kendini sokağa… kurtulacağını mı sanıyorsun?
    her köşede onun izleri yok mu?
    onunla anlamlı değil miydi gezdiğin yerler?
    her şeyi anlamsızlaştırmak zorunda mısın?
    hayır, bu son olacak.
    her şeye karar veren ayaklarım yine bir şeye daha karar verdi.
    yürüdü… yürüdü…
    işte uçsuz bucaksız mavi…
    işte istediğin sonsuzluk…
    işte seni bekleyen gökyüzü…
    güllerini mi atacaksın sulara…
    mektuplarını mı dökeceksin…
    her şeyi çoktan silmemiş miydin?
    kendin hariç,
    sıra sende.
    *
    0 ...