açsam mı gözlerimi?
ne bekliyor bugün beni?
her şey sen, her yerde sen!
merhabada sen, günaydında sen
günaydın boncuk
artık günaydınlar başkalarına
esma bana bir bardak su getir.
tamam, getiriyorum.
esma, tamam deme bana, deme!
kumandayı alıyorum elime.
seninle kanallar yüzünden tatlı tartışmalarımız geliyor gözümün önüne.
sonra senin büküşün o güzel dudaklarını
benim kıyamayıp kumandayı sana verişim.
esma artık bu evde televizyon kullanılmayacak!
örtün üstünü örtün ki toz kaplamadan kolay silinsin yeri.
kolaymış, peh senden zor ne vardı ki koca dünyada
e be papatyalar solmaya durmuşsunuz.
siz de ona mı bağlıydınız benim gibi.
siz suyla yaşıyordunuz, ben onunla.
yürürken yere bakıyorum artık.
taşlarla oynuyorum çoğu kez.
bakılacak o sımsıcak gözler yok artık.
of bu merdivenler ne çokmuş böyle
kaç tanesiniz allah aşkına?..
yoruldum
inatla saymayacağım sizi.
biliyorum değişen tek şeyin o olduğunu
ve onun sayesinde her şeyin değiştiğini
merdivenlerin sayısının bile
daha önümdeki kaç kişin benzeyecek sana!
ne zaman bıkacağım arkandan koşmaktan ve yenilmekten.
daha kaç kişiyi sen diye göreceğim!
çiçek satan çingeneler bile önemsemiyor artık beni.
allah bir ömür boyu kimi mutlu edebilir?
sen yoksun ki
her zamanki çay içtiğimiz yere sürüklüyor ayaklarım beni.
hayır diyemiyorum
masaya oturuyorum. elim küllüğün şekline eşlik ediyor.
karşımdaki sandalye boş
seviniyorum, sen yoksun; sigara içebilirim gönül rahatlığı ile
elim cebime gidiyor, tereddüt ediyorum çıkarmakta sigarayı.
ne zayıfmışım meğer
çayım geliyor.
karşıdaki genç kızın telefonla konuştuğunu görüyorum.
izleyerek karıştırıyorum çayımı
sen pek sevmezdin telefonla konuşmayı.
yeterince görüşüyoruz zaten, özleyeyim biraz diyip gülüverirdin ardından
yoksa ah aptal kafam
demek o zamandan beri soğumaya başlamıştın benden
kaç kere daha bilmediğim veya bilmemezlikten geldiğim şeylerin farkına varacağım?
kaç kere daha demek bu yüzden le başlayan saplantı soruları kemirecek beynimi?
hey garson, bak biraz.
buyurun efendim.
bu çay ne zamanın çayı. pekala bayat bu!
hayır efendim, bugünün çayı.
git yanımdan acizliğimi, zayıflığımı niye herkes yüzüme vurmak zorunda!
niye ezilen ben olmalıyım!
niye içtiğim çayın ve sabahların tadı yok!
niye niye niye
allah kahretsin
at kendini sokağa kurtulacağını mı sanıyorsun?
her köşede onun izleri yok mu?
onunla anlamlı değil miydi gezdiğin yerler?
her şeyi anlamsızlaştırmak zorunda mısın?
hayır, bu son olacak.
her şeye karar veren ayaklarım yine bir şeye daha karar verdi.
yürüdü yürüdü
işte uçsuz bucaksız mavi
işte istediğin sonsuzluk
işte seni bekleyen gökyüzü
güllerini mi atacaksın sulara
mektuplarını mı dökeceksin
her şeyi çoktan silmemiş miydin?
kendin hariç,
sıra sende. *