yaklaşık üç sene sonra yollarımızın sinop'ta kesiştiği yazar. kendisiyle ilgili son tanımımda artık yolumuzun ayrılmaya başladığını yazmıştım. değişen bir şey olmadı olmasına da her ne olursa olsun nihada'nın tabutuna omuz vermiş bir adam memleketinize kalkıp geliyorsa bir hoşgeldin dememek olmazdı.
aslında bambaşka bir iş için gitmiştim sinop'a. duvarda da nihat genç söyleşini görünce hiç duraksamadan söyleşinin yapılacağı mekana gittim. eskiden konservatuar olan şimdi ise düğün salonu olarak kullanılan mekanda 2. sinop kitap fuarı yapılıyordu. n.g'de hem söyleşi hem de imza için geliyordu. havanın soğuk olmasının da etkisiyle ortalama bir kalabalık vardı. sandalyelerden birine oturup n.g.'yi beklemeye başladım. biraz geç kalsa da, hemen eline verilen mikrofonun da şaşkınlığı üstünden attıktan sonra başladı konuşmaya.
fazla değişmiş miydi? hayır. biraz yaşlanmış ve yorulmuş gördüm sadece. ama konuşurken bir volkana dönüşmesini görmek, söylediğine katılmasanız bile hala etkili. belki söylediklerinin çoğuna katılmıyorum ama bu toprağın çocuğu, bu toprağın aydını olduğu o kadar belli ki. o yüzden bu adam ne derse dersin kızamıyorum ona. derdimizin bir olduğunu biliyorum. ergenekon, chp, çin gibi konularda söylediklerine katılmasam da köylerin boşalması konusunda yaptığı tespitler, üretmeyen toplum, tembelleşen toplum, tarımın küçümsenmesi, göç gibi konularda söyledikleriyle kulak verilmesi gereken bir aydın olduğunu tekrar ortaya koyuyor. bunlar türkiye'nin gerçek sorunları ve hep sümenaltı ediliyor. bugün hiçbir köşe yazarı yaylalarda biçilmeyen otu sorun etmez. ama derdi olan adam bunu bilir. işte bu yüzden nihat genç hala dinlenmeyi hak etmektedir.
söyleşi bitip, güdümlü sorular geldikten sonra gerçekten başucu kitabı olan karanlığa okunan ezanlar kitabını imzalattım bir de köylerdeki durum ve tarım hakkında daha çok yazması gerektiğini söyledim. bunları her zaman yazdığını yazmaya da devam edeciğini söyledi. beni unutmayın dedi ben de teşekkür ettim ve yerimi kabarık saçlı ablalara bıraktım.