O zamanlar öğrenciyim sözlük.
Kış mevsimi ve ben Eskişehir- izmir arası yolculuk yapıyorum. Bir bayrama gitmek için bindim otobüse. Aslında binemiyordum da, siz deyin orospuluk, ben diyeyim işim görülsün, otobüs acentasındaki elemana bayağı bir ayar verdim. Gülümsemeler, tatlı kız ayakları, çaresiz sığınmalar. Yok yok korkmayın, sevişmedim!
Neyse efendim, zar zor bulduğum yere(2 numara!), yerleştim güzelce. Yanımda da bir yaşlı teyze, elinde bastonu oturuyor. Teyzem o derece yaşlı ki, konuşamıyor bile, yazıktır, günahtır ama ben çok sevindim bu duruma. En azından o mal soruyla karşılaşmayacağım diye.
Az gittik, uz gittik dediğime bakmayın, daha yarım saat oldu yola çıkalı. Kıyamadım yaşlılığına, ve aramızda küçük bir diyalog yaşandı.
-Teyzecim, baston sizi yorar, yere koyun isterseniz.
-Yok evladım, yer pistir. Dursun böyle.
-Peki, siz bilirsiniz.
Dedim, bir yandan da teyzem de pek tatlı diye düşünüp, gülümsedim. Yine az gittik, uz gittik, artık uykuya daldım ben. Omzumda bir matkap etkisi hissederek uyandım. Teyze beni dürterek uyandırdı.
-Efendim teyze.
-Kızım eşarbımı düzeltsene.
-Peki, düzelteyim.
Dedim ve bağladım yeniden başını. Tam uyuyacağım. Teyzem aynı matkap etkisini yine gösterdi.
Peygamber olmalıymışım sözlük!
-Efendim?
-Kızım şu bastonu tut bi.
-Tamam
deyip aldım elinden bastonu. Bekledim, bekledim almıyor. Nerdeyse elimde baston yarım saat, gözler yarı uykulu halde bekledim. Tabi bir gün öncesi vizeler vardı, pek yorgunum. Uyuyakalmışım elimde bastonla.
izmir' de gözlerimi açtım. Elimdeki baston yoktu. Bastonun sapı ağzımda, güzelce sarılmışım. Tabi ağız açık uyuyunca bastonun her yanı salya olmuş sözlük. Kirlenecek diye yere koymayan teyze uyuyor Allah' tan. Hemen kazağımın koluyla güzelce sildim bastonu. Kimse görmemiştir inşallah diye dualar ederken, muavinin pis bakışlarıyla karşılaştım. Ama önemli değildi ne de olsa temizledim bastonu.