Hepimiz bir katliamı seyrediyoruz. Daha önce seyrettiğimiz, hatta babalarımızın ve dedelerimizin seyrettiği katliamlara benzer katliamlar. Osmanlı devletinin tasfiyesi Müslümanlarında tasfiyesi manasına geldiğinden 19 ve 20. asır belkide en çok Müslüman kanı dökülen zaman dilimi. Son dönemde bile Bosna-Çeçenistan ve Filistin'i hatırlarken Etyopyanın Somali işgalini, Taylandın patani Müslümanlarına uyguladığı zulmü hiç hatırlamadık bile.
Konumuz Filistin olduğundan bu bölgedeki katliamlara dönebiliriz. Siyonist katliamları anlamak için kıdemli Siyonistlerden Vlademir Jabotinsky'nin 1923 yılında yazdığı Demir Duvar makalesini okumak oldukça faydalı olacaktır. Ama önce Vlademir Jabotinsky'i ve fikirlerini tanıyalım.
Jabotinsky Siyonist terör örgütü Haganah'ın kurucusudur. 1880'de Odessa'da doğmuş, Rusya'da eğitim almış ve 1898'de Bern ve Roma'da hukuk öğrenimi görmüştü. Geçimini gazetecilikle kazanıyordu. 1901'de Odessa'ya döndüğünde Siyonist hareketten iyice etkilenmiş durumdaydı. Ayrıca, Rusca, ibranice, Yiddiş, ingilizce, Fransızca ve Almanca dillerini bildiğinden, nereye gitse kalabalıkları yönlendiren bir güce sahipti. Bu nedenle, Siyonist kongrelerinde oldukça etkileyici oluyordu. Önceleri, Yahudiler'in Filistin'e yerleşmelerini ve Diaspora'daki politik ve eğitimsel eylemlerini destekledi. Doğu Avrupa ve Rusya'da Yahudi düşmanlığının toplu katliamlara dönüşmesi nedeniyle birçok Siyonist lider gibi o da Theodore Herzl'in düşüncelerine katılmıştı. Bu sırada çıkan 1. Dünya Savaşı'yla Odessa gazetesi onu batıya gönderdi. Osmanlı imparatorluğu Merkezi Güçler (Almanya-Avusturya-italya) yanında savaşa girdiğinde, Jabotinsky de Avrupa'nın hasta adamı'nın artık yıkılacağını öngörmüştü. Bu öngörüsü onu, o ana kadar tarafsız olan Siyonist hareketin Filistin'le ilgili emelleri için, savaşta artık itilaf Güçleri (ingiltere-Fransa-Rusya) yanında yer alması gerektiğine inandırmıştı. Jabotinsky, 1908 Jön Türk devriminden sonra istanbul'a gelmiş ve geniş bir çevre yapmıştı. Jön Türkler arasında da aktifti . 1917 yılında yayınladığı "Turkey and the War" [Türkiye ve Savaş] adlı kitabında, I. Dünya Savaşı'nın çıkış nedeninin, itilaf devletlerinin iddia ettiği gibi Alman militarizmi değil, "şark meselesi" olduğunu ileri sürecekti. Savaşın Osmanlı Asyası'nı paylaşmaktaki ahenk yoksulluğundan çıktığını söyleyen Jabotinsky'ye göre Almanya, tüm Osmanlı'yı himayeye almak bahanesiyle Şark'ın zenginliklerine sahip çıkmak isterken; Fransızlar Suriye'ye, ingilizler Mezopotamya'ya, Rusya Doğu Anadolu ve Boğazlar'a, Yunanlılar ve italyanlar da izmir'e göz dikmişlerdi.. Ona göre, Osmanlı imparatorluğu artık parçalanmaya yüz tutmuştu. "Osmanlı imparatorluğu'nun yıkılmasını isteyen, Türk halkının düşmanı değil dostudur" diyen Jabotinsky'ye göre, Osmanlı artık bölünmeli ve milli devletlerin kurulmasına izin verilmeliydi. Bu düşünceler ve Siyonizm davası, onda Osmanlı'ya karşı savaşma fikrini doğurmuştu; Jabotinsky bu savaşı yüksek sesle öneren ilk kişiydi.
Jabotinsky 1923 yılında yazdığı Demir Duvar makalesinde fikirlerini gayet net açıklar ki bu fikirler daha sonra israil devletinin politikalarını da anlamamızda etkili olacaktır Ne şimdi ne de görünür gelecekte Araplarla bir uzlaşmaya varmamız söz konusu bile olamaz. Doğuştan kör olanları saymıyoruz ama tümü ile iyi niyet sahibi insanlar bile artık anlamışlardır ki , Filistin'in bir Arap ülkesi olmaktan çıkarılıp Yahudi çoğunluğa ait bir ülke haline getirilmesi konusunda Filistinli Araplarla gönül rızasına dayalı bir anlaşma sağlamak kesinlikle olanaksızdır. Her biriniz sömürgecilik tarihi üzerine az çok bir şeyler biliyorsunuz. Bir ülkenin , o ülkenin yerlisi olan insanların rızası ile sömürgeleştirilebileceğini kanıtlayan tek bir örnek gösterebilir misiniz? Böyle bir şey hiçbir zaman olmamıştır... Bir yerin yerlisi olan her halk o yeri kendi kutsal ikametgahı olarak görür, tabi kendisini de oranın gerçek sahibi. Dolayısı ile böyle bir durumda yeni bir sahip hiçbir zaman gönül rızası ile kabul edilmez. Araplar için de durum aynıdır. Şimdi aramızdaki bazı uzlaşma yanlıları , gerçek ve temel bazı hedeflerimizi bir takım formülasyonlarla allayıp pullayıp Araplara yutturabileceğimizi, Araplarında bu oyuna gelecek kadar sersem olduklarını söyleyip bizleri ikna etmeye çalışıyorlar. Bense Filistinli Araplar konusundaki bu görüşü açıkca reddediyorum... Biz Filistine karşılık ne Filistinlilere ne de öteki Araplara hiç bir şey veremeyiz. Öyleyse gönül rızası ile anlaşamayız. Bu gün sömürgeleştirme faaliyeti, en sınırlandırılmış haliyle bile , yerli halkın iradesine rağmen sürdürülmek zorundadır. Dolayısı ile bu faaliyet ancak ve ancak yöre halkının hiç bir şekilde kıramayacağı, adına Demir Duvar diyebileceğimiz bir güç kalkanının ardında sürdürülüp , geliştirilebilir. işte bizim arap politikamız budur. Bunu herhangi başka bir biçimde formüle etmeye kalkışmak da olsa olsa ikiyüzlülüktür... Zor mutlak surette kullanılmalıdır, hem de bütün şiddeti ile, hiçbir hoşgörü olmaksızın. (Siyonizm'in Gizli Tarihi- Ralph Schoenman-Kardelen Yayınları- istanbul 1992 S. 26)
Jabotinsky başka bir yazısında da komşusu ne kadar iyi ve candan olursa olsun ona inanan aptaldır. Adalete inanan da aptaldır. Adalet, bileği güçlü olanın ve bu bileği büyük bir ısrarla istediklerini gerçekleştirmek için kullananındır( Filistin Sorunu- Mim Kemal Öke Ufuk Kitapları- istanbul 2002 S. 248) demektedir. Jabotinsky'e bu fikirlerinden dolayı rakipleri Vlademir Hitler lakabını verirler. Jabotinsky italyan Faşistleri ile çalışır hatta italyada kurduğu askeri okul Mussolini tarafından denetlenecektir ( Filistin Sorunu- Mim Kemal Öke Ufuk Kitapları- istanbul 2002 S. 249)
Silahlı Siyonist örgütlerin kuruluş amacı terördür. Joseph Weitz bu konuyu en açık şekli ile açıklıyor Galile'yi araplardan temizlemek için terör, adam öldürme, yıldırma , toprak gasbı, sosyal hizmetlerden men gibi yollara başvurmak zorundayız ( Siyonizm'in Gizli Tarihi- Ralph Schoenman-Kardelen Yayınları- istanbul 1992 S. 34)
israil Silahlı Kuvvetleri Genel Kurmay başkanı Rafeel Eytan ise Açıkca ilan ediyoruz ki arapların israilin bir santimetresini dahi işgal etme hakları yoktur. Siz iyi yürekli , yumuşak huylu insanlar şunu iyi bilin ki Adolf Hitlerin gaz odaları bile birer cennet sarayıdır Aynı kişi israil Parlementosu Savunma Komitesinin önünde şunları söylüyordu Topraklara yerleşmeyi tamamladığımızda, bütün arapların yapabilecekleri tek şey, şişenin içindeki ilaç yemiş hamamböcekleri gibi panik halinde bir oraya bir buraya koşturmak olacaktır (Siyonizm'in Gizli Tarihi- Ralph Schoenman-Kardelen Yayınları- istanbul 1992 S. 35)
Roger Graudy Siyonizm dosyası isimli eserinde şöyle der Bugün kutsal savaşı körüklemek amacıyla askeri hahamlar tarafından durmaksızın dile getirilen ve israilde okullarda ders kitabı olarak okutulan Yeşunun Kitabı ele geçirilen ülkelerde halkın kutsal amaçlarla yokedilmesi ve herkesin, erkekler gibi kadınların da, çocukların da ihtiyarların da kılıçtan geçirilmesi üzerinde ısrarla durmaktadır( Düşman Kardeşler- Ömer Turan Ak Ka yayınları- istanbul 2002 S. 110)
Bunca laf yapan siyonistler bunu filiyata da dökmüştür; ilk büyük katliam Der Yasin katliamıdır. 9 Nisan 1948 sabahı saat 04'te başlayan katliamda akıl almaz vahşetler işlenir. Bu katliamdan sağ kurtulan Halime Eyd isimli genç bir hanım olayı ingiliz görevlilere şöyle anlatır. "bir adamın doğurmak üzere olan yengem Saliha'ya ateş ettiğini daha sonra da kasap bıçağı ile karnını yardığını gördüm"
Nane Halil isimli başka bir hanım da olayları şöyle anlatıyor "bir adamın eline geçirdi bıçakla Cemile Hişm'i baştan aşağı yardı, sonra aynı adam yengem Fatma'yı aynı şekilde öldürdü."
Müslüman bir toplumda ırza tecavüz olaylarının çok da rahat anlatılamayacağını göz önüne almamıza rağmen bu olayda bir çok hanım bu çeşit pislikleri de aktarmak zorunda kalmışlardır. Cesetlerin parçalanması ise vaka-i adiye dendir. Bu konuda Kudüs ey Kudüs isimli kitap ana kaynaklardan biridir.
Hagana komutanlarından Zvi Ankori koparılmış cinsel organlarla karınları deşilmiş kadınlar gördüm... Düpedüz katliamdı... demektedir ( Siyonizm'in Gizli Tarihi- Ralph Schoenman-Kardelen Yayınları- istanbul 1992 S. 36)
Katliamda sağ kalanları toplayıp bir kamyona doldurdular. Bunlar Kudüs'ün yahudi mahallelerinde alay ve hakaret edilerek dolaştırıldılar( Tarih boyunca Yahudilerve Türkler-Hikmet Tanyu-Bilge Yayınevi S. 707)
Katliamın planlayıcısı Begin olayın mantığını şöyle açıklayacaktır " Eğer biz bu tarz bir eylem yapmammış olsaydık Arap halkını dehşete düşürüp bölgeden çekilmesini sağlı sağlayamayacak , sindiremeyecektik. Dolayısı ile B.M tarafından kurdurulan, yeni israil devleti kağıt üzerinde kalmağa mahkum olacaktı"
Der Yasin'in katillerinden biri olan Scheib isimli bir siyonist 1967 yılında bir konuşmada Der Yasin olmasa idi, bu gün israil devleti topraklarında hala yarım milyon arap yaşıyor olacaktı Ve tabii israil Devleti de olmayacaktı. Bunu hiç hesaptan çıkarmayıp hep sorumluluklarımızın bilincinde olmamız gerekir. Demektedir. Nobel Barış Ödülü sahibi Menaham Begin Deyr Yasin katliamından sonra gönderdiği bir mesajda şöyle diyor bu görkemli fetih eyleminden dolayı tebriklerimi kabul ediniz. Bütün komutan ve askerlere tebriklerimi iletiniz. Ellerinizi sıkarak tebrik ediyoruz. Bu büyük saldırıdaki mükemmel liderlik ve savaşçı ruhu dolayısı ile hepimiz gururlandık. Ölülerimizin anısına saygı duruşuna geçiyoruz. Yaralılarımızın sevgi ve muhabbetle ellerini sıkıyoruz. Askerlere söyleyiniz ; bu hücumunuz ve fethinizle israil'de tarih yazdınız. Zafere kadar buna devam ediniz. Deyr Yasinde olduğu gibi , bundan böyle her yerde, düşmana saldıracağız ve darbeler indireceğiz. Tanrı, Tanrı sen bizi fetih için seçtin (Terörün efendileri-Mesut Karaşahan ; Pınar Yayınları- 2003 S. 195)
1948'deki Dueyma katliamı resmi israil Savunma Kuvvetleri tarafından yapılmıştı . Katliamla ilgili olarak aşağıda anlıntılanacak satırlar katliama katılmış bir askerin Siyonist işcilerin yönettiği Histadrut Genel işçi Federasyonunun resmi yayın organı Davar'da çıkmıştır;
araplardan 80 ile 100 arası erkek, kadın ve çocuk öldürdüler. Çocukları kafalarına sopalarla vura vura öldürdüler. Bütün evler cesetlerle doluydu. Önce erkeklerle kadınlar aç , susuz evlere tıkıldı, sonrada kundakçılar tarafından üzerlerine dinamit atıldı.
Bir komutan askerlerden birine az sonra havaya uçuracağı eve iki kadın getirmesini emretti... Bir başka asker bir arap kadına öldürmeden önce nasıl tecavüz ettiğini gururla anlatıyordu. Yeni bebeği olmuş bir arap kadınına iki gün boyu ortalık hizmeti yaptırdıktan sonra bebeği ile birlikte vurdular. Kaliteli çocuklar diye nitelenen iyi öğrenim görmüş, iyi hal bilir komutanlar...en aşağılık katillere dönüşmüşlerdi ve bu bir savaş çılgınlığı filan da değildi; sürme ve yoketme yöntemi sonucu böyleydiler .Ne kadar az arap kalırsa o kadar iyi idi onlar için ( Siyonizm'in Gizli Tarihi- Ralph Schoenman-Kardelen Yayınları- istanbul 1992 S. 40)
intifada olayları Filistinlilerin cesaretini yükseltince Şamir olayların korku engelini yıktığını söylüyor ve ekliyordu yapmamız gereken , bu engeli yeniden inşa edip bölgedeki Araplar arasında ölüm korkusunu tekrar yerleştirmektir Bu beyanat aslında israil'in terörü nasıl resmileştirdiğinin belgesidir.
Prof. Benjion Dinor Haganah'ın tarihinde "ülkemizde Yahudilerden başkasına yer yoktur. Araplara çekilin diyeceğiz. Eğer razı olmaz ve direnirlerse onları kuvvet kullanarak geri atacağız" diyerek aynı mantığı sergilemektedir. Filistine Yahudi göçünden sorumlu Yahudi Ajansı Göçmen Dairesi başkanı J. Weitz 1940 yılında şunu diyordu Şu noktada herbirimiz tarafından açıkca bilinmelidir ki, bu topraklar üzerinde iki ayrı halka yer yoktur. Eğer Araplar bu küçücük ülkede yaşayacaklarsa biz hedefimize hiçbir zaman varamayacağız demektir. Öyleyse, Arapları buradan uzaklaştırıp komşu ülkelere sürmeliyiz hem de hepsini. Tek bir köy tek bir aşiret kalmamacasına (( Siyonizm'in Gizli Tarihi- Ralph Schoenman-Kardelen Yayınları- istanbul 1992 S. 40)
Başbakan Moşe Şaret (1954-55) günlüğüne şunları not etmişti Kamuoyu, ordu ve polis serbestçe arap kanı dökülebileceği konusunda fikir birliği içindeler
1936 da tüm Filistin'in ancak % 6'sı Yahudilerin elindedir. Oysa BM'nin israilin kuruluşunda yaptığı paylaşımda israil işgaline 950.000 filistinli ve 500'e yakın köy ve büyük şehir düşmüştü. Altı aydan daha kısa bir süre de yapılan katliamlar ile Filistinli nufusu 138.000'e düştü ve 385 yerleşim birimi haritadan silindi.
Moşe Dayan ise öğrencilere karşı yaptığı konuşmada sınır tanımaz arapların yaşadığı bu ülkeye geldik ve şimdi burada bir ibrani Yahudi devleti kuruyoruz. Arap köylerinin yerini yahudi köyleri aldı.Sizler bugün o köylerin adını bile bilmiyorsunuz. Kınamıyorum çünkü artık o coğrafya kitapları yok...Sadece coğrafya kitapları değil , o köyler de yok... Tek bir yeni yerleşme yeri yoktur ki eski bir arap köyünün üzerine kurulmuş olmasın
Siyonistlerin duygularını anlamak için bu olaylara katılan birinin ,Har Sion'un , yaptıklarından pişmanlık duyuyor musunuz sorusuna verdiği cevaba bakalım Vicdan azabı mı ? Hayır. Niçin duyayım ki ? bir adamı tüfekle öldürmek kolaydır... Fakat bıçak bambaşkadır.Başarılı bile olsanız, ölümle burun buruna gelirsiniz. Düşmanın bıçağı size hava kadar yakındır. Fantastik bir duygu bu. Erkek olduğunuzu hissediyorsunuz (Terörün efendileri-Mesut Karaşahan Pınar Yayınları- 2003 S. 185)
1982 yılında ise Şabra ve Şatilla katliamları yaşanır. israilin Londra büyükelçisine 3 haziran'da yapılan suikastten sonra israil saldırı için hazırlıklarını tamamladığı Lübnana büyük bir saldırı düzenler ve 40.000 israil askeri Lübnana girer. israil bu kuvvetleri 82 mayısından itibaren sınıra yığmaya başlamıştı. 13 haziranda Beyrut önlerine gelen israil askerleri FKÖ'nün direnişi ile karşılaşır. israil hava kuvvetlerinin Beyrut'ta gerçekleştirdiği bombardımanın şiddeti ,Kanada büyükelçisi tarafından 1944 Berlin'i bunun yanında çay partisi gibi kalır sözleri ile ifade edilmiştir. (Yahudilik ve Siyonizm tarihi, Ertuğrul Bayramoğlu, Pınar yay.)
1982 haziranında israilin Lübnan operasyonunun en büyük destekcisi Falanjistler olmuştu. Zaten israilin bu harekette iki amacı vardı Bir askeri güç olarak FKÖ'yü yoketme ve....Lübnan hırıstiyanlarına ülkenin tümü üzerinde kontrol tesis etme imkanı sağlamaktı. Baskılar karşısında FKÖ Lübnanı terkeder .Bu işlem 1 eylül 1982 günü tamamlanır.. Ancak 16-18 eylül tarihleri arasında Sabra ve Şatilla kamplarına giren Hıristiyan falanjistler 3.000'den fazla silahsız Filistinliyi katlederler. Bahane hazırdır.israil kuvvetlerine komuta eden ariel şaron, FKÖ'nün Beyrut'tan ayrılırken geride 2000 gerilla bıraktığını ve bunların filistin mülteci kamplarındaki siviller arasında saklanmakta olduğunu ileri sürüyordu.
Evet Gazzedeki katliam bahanelerine ne kadar benziyor değil mi ?
Bu katliamlar inanılmaz olaylara sahne oldu .Bir çok bebek ve çocuğun kafaları duvarlara vurula, vurula öldürüldüğü daha sonradan anlaşıldı. Katliamın hemen başlarında Mikdat ailesinin 39 üyesinin tamamı, bazılarının boğazı kesilmek, bazılarının karnı yarılmak suretiyle öldürüldü. Aynı aileden 29 yaşındaki Zeynep 8 aylık hamile olduğu halde katledilmiş, katiller, kurbanın karnını yararak ölü bebeği dışarı çıkarmış ve annenin kolları arasına bırakıp gitmişlerdi. Mikdat ailesinin ırzına geçilen bir kız çoçuğu 7 yaşlarındadır. Kampın aynı bölgesinde bir başka vakada sayısız kadın tecavüz edilip öldürüldükten sonra çırılçıplak soyulmuşlar ve vucutları bir haç oluşturacak şekilde dizilmişlerdi. (Terörün efendileri-Mesut Karaşahan Pınar Yayınları- 2003 S. 202)
13 yaşındaki bir kız çocuğu yaşadıklarını şöyle anlatır.Yanımda sürekli ağlayan 9 aylık yeğenim vardı. Yeğenimin ağlaması askerlerden birini sinirlendiriyordu. Bu asker sonunda bu çığlıklardan bıktım, usandım dedi ve bebeğin omzuna bir el ateş etti. Bunun üzerine ağlamaya başladım ve bu bebeğin ailemden sağ kalan tek çocuk olduğunu söyledim. Bu söz askeri dahada öfkelendirdi , bebeği yakaladı ve bıçakla keserek vucudunu ikiye ayırdı.
israilin oluşturduğu Kahan komisyonuna ifade veren bir falanjist , kadınları ve çocukalrı niçin öldürdünüz sorusuna hamile kadınlar terörist doğuracak, çocuklar büyüyünce yine terörist olacaklar cevabını veriyordu
Bölgeyi katliamdan sonra ziyaret imkanı bulan batılı gazetecilerin gözlemleri korkunçtur boğazı parçalanmış çocuklar, infaz duvarına dizildikten sonra sırtından vurulmuş sıra, sıra genç erkekler, morarmış çürümeye yüz tutmuş bebek cesetleri hatta çöplükte ABD ordu tayınları, israil ordusu tıbbi mlzemeleri ve boş viski şişeleri arasında bebek cesetleri, hala küçük paraşütlerine bağlı olarak duran israil ordusunun aydınlatma fişekleri.
Bir çok ev içindekilerle beraber havaya uçurulmuş veya buldozerlerle yıkılmıştı( Filistin Meselesi ve Arap israil Savaşları-Fahir Armaoğlu-Türkiye iş Bankası Yayınları S. 562)