canım sıkıldığında, yapacak bir şey bulamadığımda, tüm 'şey'lerin beni boğacakmış hissine kapıldığımda ya marcel proust okurum, ya bande a part'ı izlerim ya da nazım hikmet'in internetten bulduğum resimlerine göz gezdiririm.. bu saydıklarım, kişiye yaşama zevkini fazlasıyla verir, yaşama zevkinden kastım; sanattan alınacak haz seviyesi.. ne zaman proust okursam; şiirlerin muhteşem dizelerini, müziklerin keşfedilmemiş anlamlarını, eşsiz güzellikte yaratılmış çiçeklerin ve lezzetini kelimelerin enerjisinden farkedebildiğim pastaların, çaya bandırılan madlenlerin yarattığı mutluluğun hissini doyasıya yaşarım. bande a part filminde ise siyah beyaz dünyanın nostaljik güzelliğini, fransızca dilinin muhteşem estetiğini, cafelerde oturup kahve-sigara eşliğinde entelektüel muhabbetlerin, anna karina güzelliğini etkileme sanatının.... bu noktada susmak gerek.
bir de ne demiştim; nazım hikmet fotoğrafları. o fotoğrafları anlatabilmenin imkanı yok. fakat çok şey hissederim. mutluluk bazında hisler bunlar.