Dream Theater'ın 11. stüdyo albümü. Hakkında elimden geldiğince uzatmadan, yüzeysel, bilgi vermek amaçlı bir giride bulunacağım. Davulların klavye ile rol değiştirdiği bu albümde farklı melodiler denemişler fakat bunu yaparken dinlediğinizde yine "dream theater" olduğunu hissettirecek şekilde. Portnoy'un ayrılışıyla birlikte Jordan Rudess kendini her zamankinden fazla ön plana çıkarma fırsatını buldu ve bunu iyi bir şekilde değerlendirmiş. Albümde Klavyesinin yanında morphwizi ile de ufak sürprizler yapıyor bizlere. Her şeyi eleştiren yılların eleştirmeni bazı dinleyici kardeşlerimizin dediği gibi "albümü sik..."memiş. Aksine şarkılara hoş bir senfonik hava katmış. John Petrucci'ye artık söyleyecek söz bulamıyorum. Her grup onun gibi birinin kendi grubunda olmasını ister. Baş kahraman her zamanki gibi JP olmuş. Belli aralıklara karşımıza çıkan doğu ezgili JP kolajından bu albümde de görüyoruz. Melodik olarak doyuma ulaşacağımız bu albümde şarkı sözleri 90'lardaki albümlerin derinliğine ulaşamasa da black clouds and silver linings'teki kadar basite kaçılmış da değil. Nedense Petrucci bir önceki albümde söz yazımında yalın bir dil kullanmıştı. John Myung'ın Petrucci'yle ortak yapımı Breaking All Illusions albümde bizi eski zamanlara götüren bir parça. John Myung'ın nadir yaptığı hem söz hem şarkı yazımı hususunda yine hayal kırıklığına uğramıyoruz. James Labrie için bu albümün kayıtlarının hiç zor geçmemiş olması gerek. Zira 2 şarkı dışında sesini zorladığını hiç görmedim. Bunlardan bir tanesi Dream Theater'ın bu albümdeki farklı deneyimlerinden biri olan Build Me Up, Break Me Down daki çığlıkları ve Bridges In The Sky daki vokali. Kendisinin röportajlarda verdiği demeçlerden diğer grup elemanları gibi albümden ne kadar memnun olduğunu biliyoruz. Bu adamlardan artık eski albümlerinin tadında albüm yapmasını beklemek hayalcilik olur, yeni müziklerini eskilerden kareler sunarak üretmeye devam edecekler ve bu işi iyi yapıyorlar. Uzun lafın kısası, abilerimiz işi yine kotarmışlar. Hepimize afiyet olsun.