yaşamdaki en büyük güvencenin, arkanızda durduğunu kaybedene kadar hissetmediğiniz koca bir dağın devrilmesi.
kaybedildiğinde çocukluğunuza dönersiniz, kendinizi korunmasız, aciz, sokağa bırakılmış çocuk gibi hissedersiniz. hayattayken ne için üzdüyseniz, ne kadar üzdüyseniz hepsinin pişmanlığıyla vicdan azabından kıvranırsınız. her gün kendinizi yargılar, suçlarsınız. hiçbir zaman iyi evlat olamadım diye düşünür durursunuz.
anne, hep nankörlük edilen, ne yaparsa yapsın memnun edemeyen, buna rağmen şefkati ve anlayışı sonsuz bir canlı.
keşke hayatta olsaydı da her gün bağırsaydı, her gün tokatlasaydı; her şeyine razıyım, keşke bir an olsun geri gelebilse de sarılabilsem diye düşünmekten insan kendini alamıyor.
yanında olması şart değilmiş; nefes aldığını bilmek bile büyük bir güç veriyormuş insana.
özetle, ne yaparsak yapalım hakları ödenmez; ayaklarının altına kırmızı halılar da sersek iyi evlat olmaya yetmez.