milliyetçi hareket partisi

entry5032 galeri
    732.
  1. ''o adam orada durdukça asla oy vermem.”

    “türkeş’in çizgisinden çıktı, chp’nin peşine takıldı.”

    “zaten babası da eskiden chp’liymiş.”

    “türkeş böyle miydi? bahçeli darbecilere sahip çıkıyor, referandumda darbecilerin yargılanmasına hayır dedi.”

    “namaz kılmıyor.”

    “partiyi bitirdi…”

    kısaca özetledim yukarıda, siz daha çok madde ekleyebilirsiniz…

    seçim sathı mailine girdik, sokakta, kahvede, mahallede bu tür konuşmalar, kafa bulandırma operasyonları arttı.

    sokakta, markette, cami avlusunda, berberde, iş yerinde karşılaşıyoruz selam sabah derken konu açılıyor.

    hep aynı terane “bahçeli oradayken mhp’ye oy vermem.”

    “niçin?” diye sorduğumda yukarıda sıraladığım cümlelere sarılıyorlar.

    “peki” diyorum, tek tek ele alıyorum mhp’ye oy vermemek için sıraladıkları sebepleri.

    soruyorum, “sn. devlet bahçeli ile şahsi bir sorunun var mı?”. yok.

    “öyleyse sorun ne?”

    ''partiyi türkeş’in çizgisinden çıkardı, bitirdi” diyor.

    “sen rahmetli türkeş’in sağlığında oy verdin mi mhp’ye?” diyorum; ezici çoğunlukla “hayır” cevabı geliyor.

    hayır, cevabı verene “e,canım kardeşim türkeş’e oy vermemişsin; demek ki mhp ile bir ilgin yok, nereden biliyorsun bahçeli’nin türkeş çizgisinden çıktığını. hem sana ne? oy vermediğin bir parti hakkında yorum yapmak sana mı düştü?” diyorum ses gelmiyor, duvar oluyor karşımdaki.

    tek tük de olsa rahmetli türkeş zamanın da oy vermiş olanlar çıkıyor karşıma.

    bahçeli varken oy vermem diyene soruyorum, içlerindeki ceraheti patlatmak için: “türkeş’in hangi yolundan çıkarılmış ve nasıl bitmiş mhp?”

    türkeş'in "çizgisini" bilmiyor, anlatamıyor ama barajdan, altta kalmaktan, sandığa gömülmekten dem vuruyor.

    rahmetli türkeş döneminde mhp’nin hiçbir zaman seçim barajı aşamadığından, en yüksek oyumuzun ancak % 8 olduğundan haberi yok. tek tek, tarih tarih anlatıyorum; mhp’nin gelişimini.

    babası chp’liydi diye atılıyor.

    o yıllarda türkiye’de chp’den başka parti olmadığını çok sevip baş tacı ettikleri adnan menderes ve celal bayar’ın da chp’li olduğunu sonradan demokrat parti’yi kurduklarını anlatıyorum. kendi dedesinin bile chp’li olduğunu çünkü başka seçeneğin bulunmadığını anlatıyorum uzun uzun; şaşırıyor.

    devam ediyorum anlatmaya ve “babası chp’li olan birinin evladı mhp’li, akp’li veya başka bir partili olamaz mı; iki öz kardeşin birinin chp’li diğerinin msp’li veya mhp’li olduğu ve birbirlerini vurdukları zamanı yaşamadık mı? sen şimdi akp’li veya has partili olabilirsin yarın çocuğun mhp’ye gönül verirse senin baban akp’liydi buraya gelemezsin mi diyeceğiz?” diye soruyorum.

    cevap veremiyor, konuyu değiştirip “millet size 1999 da şans verdi ama bahçeli gitti dsp’nin kuyruğu oldu. rahşan ülkücülere bir sürü hakaret etti bahçeli sustu” diyor.

    rahşan’ın bir kere sövdüğünü fakat tayyip erdoğan’ın msp geçlik kolları yöneticiliği zamanlarından beri ülkücüler ve türkeş aleyhine yaptığı açıklamaları, hakaret ve küfürleri arşivden çıkarıyorum önüne. çıtı çıkmıyor.

    dsp ile kurulan koalisyonun mevcut şartlar içinde en doğrusu olduğunu ancak 28 şubat darbesinin henüz sıcaklığını koruması ve mhp yönetiminin iktidar acemiliğinin üzerine geçirdiğimiz iki büyük depremin verdiği hasarı hatırlatıyorum.

    ecevit’in dinsiz olduğunu iddia edip niçin onlarla ortak olduğumuzu soranlara, ecevit’e oy veren dindar cemaatlerini hatırlatıyorum. ecevit’in en dinsiz bilindiği 70’li yıllardaki chp-msp koalisyonunu hatırlatıp “biz dsp’nin islam’a en saygılı olduğu zamanda koalisyon yaptık. sizin koalisyonunuz zamanında akıncı ağabeyleriniz chp’li militanlarla kol kola gezerken o militanlar ülkücü katlediyordu o zaman müslümanlığınız neredeydi” diye soruyorum.

    "karpuz" kesiyorum ortaya, "yeşil komünist" tanımının nereden geldiğini anlatıyorum...

    duvara konuşuyorum…

    eline fırsat geçmiş gibi sırıtarak atılıyor, “koray aydın deprem yardımlarını cebine attı”.

    koray bey’i tanımadığımı ama deprem bölgelerinde yaptığı kalıcı konutlar ve organizasyona japonların bile parmak ısırıp ödül verdiğini, hem koray bey’in dokunulmazlık zırhından sıyrılıp yargılandığını; yargı sonunda 11-0 suçsuz bulunarak aklandığını söylüyorum.

    kanun önünde masumiyeti tescil edilmiş bir kişiye “hırsız” demenin suç olduğunu hatırlatıp dinen günah olduğunu hatırlattıktan sonra “sizin ali dibo’cular ve gemicik sahipleri dokunulmazlık zırhını niye kaldıramıyor?” diye soruyorum.

    süngüsü düşüyor...

    batık bankalar sorununun eski iktidarlar döneminden katlana katlana gelip üçlü koalisyonun kucağına nasıl düştüğünü belgelerle izah ediyorum. o dönemde bankalar operasyonu yapıp daha çok kayıp vermeden operasyon yapıldığını ve başarıldığını, batak bankacıların içeri tıkıldığını fakat akp iktidarı tarafından hepsinin dışarı salındığını gözüne sokuyorum nazikçe.

    mecliste hakkında yolsuzluk dosyası olmayan tek liderin sn. devlet bahçeli olduğunu, diğerlerinin dokunulmazlık zırhının arkasında yaşadığını gazetelerdeki haberi gözüne sokarcasına göstererek anlatıyorum.

    tıss..sesi duyuyorum.

    namaz ve iman bahsi kıran kırana geçiyor, din kendi tekellerinde ya…

    bir insan ben dinsizim demedikçe dinsiz, imansız olmakla suçlanamayacağını hadis ve kıssalarla izah ediyorum. bahçeli’nin davul zurna eşliğinde veya mankenler gibi kamera eşliğinde camiye gitmediğini anlatıp “sen türkeş’in hacı olduğunu biliyor muydun?” diye soruyorum. bazıları ilk defa benden duyuyor. alışmışlar kendi liderlerinin her gittiği yerde aynı namazı iki üç defa kılmasına, alışmışlar "hacca da giderim viskimi de içerim" felsefesine.

    “ülkücüler ibadeti gösteriş için değil, allah rızası için yapar; benim veya bahçeli’nin namazından sana ne? günahı varsa hesabını allah’a verecektir. namaz kılıp namussuz olmaktansa kılmayıp namuslu olmayı yeğlerim” diyorum.

    bahçeli'nin namazını eleştirenlerin çoğunun camiyi cuma'dan cumaya gördüğünü öğrendiğimde ben şaşırıyorum. "dinime söven bari müslüman olsa" vecizesini hatırlatıyorum.

    müslümanlık siyaseti yaparak iktidar olanların zinayı suç olmaktan çıkaran, domuzu kasaplık et sınıfına alan kanunlarını hatırlatıyorum. bu milletin vergileri ile onarılan ve ibadete açılan kiliselerden habsediyorum.

    allah ile kandıranları anlatıyorum susuyorlar...

    laf lafı açıyor, referandumdaki “hayır” oyuna geliyoruz. mhp’ye son bir çamur atmak için üretilen bildiğimiz klişe sözleri tekrarlayıp duruyor.

    biliyorum, damarıma basıp kavga çıkartmak için bütün bunlar. kavgaya tutuşursam “ülkücüler böyle işte, hepiniz kavgacısınız” deyip sıvışacak.

    referandum yapıldığından beri hangi darbeciyi yargıladıkları soruyorum. referandumun “kötü karakteri” kenan evren’e yapılan maaş zammını soruyorum.

    28 şubat diyorum.

    çevik bir diyorum.

    27 nisan diyorum…

    musluktan tısss sesi geliyor yine…

    bahçeli mhp’de ülkücü bırakmadı, hepsini kovdu diyor.

    mhp’de aktif ve üst düzey görevdeki “eskimez” ülkücülerden aklıma gelenleri sayıyorum…

    mhp’den gidip şimdi mhp aleyhine çalışanların rahmetli türkeş’e neler yaptıklarını anlatıyorum kısa kısa.

    mhp’den fiili olarak ayrı olsa bile mhp çizgisini koruyan ve o uğurda elinden gelen gayreti gösterenleri anıyorum.

    kendi akp'sindeki, chp'sindeki uyuşturucu baronlarını, genç kız hastaklarını, apo'nun ev arkadaşlarını, ülkücü katillerini, bölücü yandaşı vekillerini zimmetçi, rüşvetçi, kasetçileri hatırlatıyorum.

    daldan dala geçiyor, konudan konuya atlıyor.

    çok uğraşıyor, kaşınıyor ama bir türlü kaba kuvvet faslına çekemiyor.

    biliyorum her konuşmamızda, anlattıklarımdan bazıları aklını kemiriyor, her görüşmemizde içine bir kurt düşüyor.

    ama kimler kurduysa zembereğini her seçim döneminde ortaya çıkıp aynı şeyleri söylüyor: “bahçeli oradayken mhp’ye oy vermem.”

    şimdilik…
    0 ...