ah dostlarım hayat işte, acımasız, soğuk ve zalim...
sınava bir kaç hafta kalmıştı, uyku kitap aralarındaydı.
liseyi bitireli iki yıl olmuş ama ağzımda büyüyen ve yemezsem arkamdan ağlayacak olan üniversiteyi henüz kazanamamıştım. ilk başlarda sadece hafta içi olan dershanemiz, etütler ve deneme testleri adı altında hafta sonlarımıza da sirayet etmişti.
bir cumartesi deneme sınavımızdan sonra birlikte ders çalışmak için kaan'ın evine gitmiş, annesinin bizim için hazırlayıp dolaba koyduklarını ısıtıp beslenme faslını geçtikten sonra, ebedi istiratgahımız olacağını düşündüğüm ders kitaplarının arasına geri dönmüş, ertelersek kurtulacağımızı düşündüğümüz dersler katlanarak önümüzde durduğunu görmüştük.
çalışma takvimimiz bir saat konu tekrarı, bir saat test çözme ardından yarım saat dinlenme şeklindeydi, lakin her şey kağıt üzerindeki gibi yürümüyordu, konu tekrarı ve test çözmeyi yarım saate düşürmüş araları ise birer saate çıkarmıştık.
saatler gece yarısını çoktan geçmiş, rakamlar, yazılar, resimler anlamsız nesne toplulukları gibi gözlerimin önünden akıp gidiyordu, üst üste içtiğim kahveler de fayda etmeyince "benden bu kadar" dedim, kaan da bunu dememi bekliyor olmalıymış ki neşeyle "aynen" dedi, "bir film izleyelim mi? yarın pazar nasıl olsa" önerisini de ekleyerek.
birazdan battaniyelerimizi kapmış kanepeye kurulup filmimizi izlemeye başlamıştık ama ben o kadar yorgundum ki, ekrana biraz anlamsız anlamsız baktıktan sonra uyuyakalmışım.
derken geceyi bir bıçak gibi bölen tiz bir sesle uykumdan sıçradım ve galiba biraz da bağırmış olmalıyım ki kaan da uyanmış "ne oldu?" diyordu. ben panikle ışığı açmış saate bakarken ses yeniden başlamıştı.
kaan durumu anlayıp bana sarılmış, ardından gülerek;
- tatlım gelirken görmedin mi, hemen iki bina mesafede cami var, sabah ezanı okunuyor...
ilk şaşkınlıktan sonra zaten ben de tanımıştım ezan sesini, yinede biraz kızgın biraz şaşkın sordum;
- ama bu gün pazar ve saat daha sabahın beşi, güneş bile doğmamış henüz?
+ sabah ezanı işte, her gün okunuyor...
- tamam ama işte herkes uyuyordur neden böyle yüksek sesle okuyorlar ki ezanı, hem hafta sonu, içlerinde okusalar tanrı duymaz mı sanki!
+ boş ver tatlım, sabah konuşuruz hadi kalk sen benim yatağımda uyu, ben buradayım.
- tamam.
birazdan içeri geçmiş yatağa uzanmıştım. lakin uykum kaçmıştı artık ve kendi kendime düşünüyordum; insanlar neden kendi inançlarını başkalarına dayatırlar, isteyen saatini kurabilir istediği saatte namazını da kılabilir orucunu da tutabilir ama neden bunun yerine tüm insanlar rahatsız ediliyor? hem de cumartesi-pazar aldırmadan, hastası-çocuğu düşünülmeden... din gibi insanların vicdanı ile ilgili bir konuda bu dayatma niye?