iyi neşeli sabahlar-iyi neşeli günler, haftalar dilerim.
bakanın sadece adı değişmiş soyadı aynı.
Bugün cumada gördüğüm bakan. hutbe okunurken geldi yer bulamadı merdivene oturdu farzı kılarken yanıma gelip safları sıklaştırdı bana ön safa geçmemi söyledi .
Karısıyla birlikte bindi. Gelibolu'daki balıkçılardan çıkıp bolayır'daki yazlığına gitmek istediğini söyledi. Beyaz saçlı ve uzun sakallı suavi gibi bir adamdı.
Daha önce onu bir kere daha taşımıştım. Abi beni tanıdın mı dedim.
Gülerek, aaa eski sevgilim dedi.
Yok abi, seni daha önce de taşımıştım dedim. Hatırladı.
Yol boyunca omzuma vurup karısına aşkım bizi kıskanma bu benim sevgilim dedi.
Bir tomar parayı alıp cebe attım. Çok iyi geldi.
Şimdi evde balkonda sigara keyfi yapıyorum.
Bence duygusal olarak çöküntünüzü söylemiştir. Anneler gönül gözüyle görür.
blogger, vlogger, youtuber, zarter, zurter... bu ne biçim bi yaşam felsefesi amk?
Gezdiği yerleri çeken insan.
Bu sıralar duygusal dayanıklılığımdan zorluyor beni hayat, neyse ki çıtam bayağı yükseklerde artık. Ama daha da yükseklerde olması için zorluyor sanki.
Sürekli alayına isyan modundayım, sürekli savaşmak ve kendini koruma içgüdüsü ile hırçınlaşmak durumunda kaldığım bir dönem. Modum savaş modu, dokunan yanıyor.
Önceleri "aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey." tadında bir insandım. Ne zamanki asla vazgeçmem dediğim kişiden vazgeçmek zorunda kaldım, galiba orada bir şeyler koptu bende.
Eskiden “Herkesi idare ederim, ben susarım, yeter ki kavga/olay çıkmasın. aman huzur bozmayayım, çok da takmayayım” diyen ben'den şimdi “Benim sınırlarım var, çizgim var, kimse o alanıma dokunamaz, dokunanı yakarım.” diyen ben'e dönüştüm şu sıralar. Kötü mü iyi mi karar veremiyorum.
Bu beni hırpalıyor aslında, farkındayım, sürekli savaş modunda olmak. Rüyalarım aşırı yoğun ve yorucu olmaya başladı, ben uyusam da zihnim uyumuyor sanki. en ufak şeye bile aşırı tepki vermeye başladım, "kendimi korumalıyım.", içimde sürekli bu ses var. Ama ilginçtir ki eskiden hayal kırıklığına yol açan ve beni paramparça eden çoğu şey artık sarsmıyor bile beni.
Bir yanım da diyor ki: "Hayat seni zorlamıyor; hayat seni güçlü, özgür ve merkezinde bir hale getirmek için seni yeniden şekillendiriyor. bu bir öfke hali değil, aslında bir kendini yeniden inşa süreci. Beni incitmesinler diye sessiz kalan birinden kimsenin incitemeyeceği bir iç güce sahibim diyeceğin birine dönüşmek üzeresin.
Sakin bir güç halinde olan, artık bağırman ve savaşman gerekmeyeceği, gücü ve dengeyi elinde tutan bir enerjiye dönüşüyorsun. Daha seçici, daha derin, daha sezgisel, daha cesur."
Tabi bu duruma bulunduğum çalışma ortamının da etkisi olduğunu düşünüyorum, güvende hissetmediğim ve tehdit altındaymışım gibi hissettiren bazı şeyler oldu. Neyse ki az kaldı, kurtuluyorum. ilk işim kendimi doğanın kucağına atmak olacak. Biraz dinleneceğim ve bana iyi gelecek, biliyorum. Belki de bu savaş modu bu şekilde son bulacak ve yeni versiyonum tamamlanmış olacak.
Bekleyip göreceğiz.
Daha gece olmadan erken vakitte, hele ki okullar açılmadan ve sözlük ergen doluyken sorulmaması gereken sorudur.
Çoğu tercih ediyormuş.
Kuzenim söyledi.*
hak deliği varken bok deliğinde ne işiniz var kardeşim dememize neden olan tercih meselesidir.
sözlükte hiçbir cinsel ilişki deneyimi yaşayamadan 70 yaşına varmış elleri nasırlı yaşlı amcalar varken böyle anketler yapılmamalıdır.
işten çıkarma neyse de toplu işten çıkarma adama koyar be. Hele ki kararı veren sen değilsen ama istemeye istemeye bunu uygulamak sana düşüyorsa daha da zor olur. Tüylerim diken diken oldu valla. Düşünmesi bile kötü.
ifşaları kimseye zarar vermedi, ifşaları yüzünden kimse mahkemelik olmadı. Sonuçta süreç kendi canından olmasına sebep oldu.