zeyrekkk
198 (mavi jojoba tanesi)
dokuzuncu nesil izinli yazar 1 takipçi 14.60 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    bazı insanlara anlam verememek

    1.
  1. çözünürlük yönünden berbat bir kamerayla çekilmiş kızın( ki kız zaten uzakta duruyo daha da gözükmüyo yüzü gözü) fotoğrafına çok güzelsin canım yazan şahısların bunu neden yazdıklarını anlamaya çalıştığımızda beynimizde oluşan boşluk.
    1 ...
  2. hacdayken girilebilecek facebook iletileri

    1.
  3. ölümüne şeytan taşlamak'ta.
    1 ...
  4. hayattan ümidi kesince yapılan şeyler

    1.
  5. kar yağarken kampüste tek başına bir bankta oturup öylece uzaklara bakmak. sonrasında kalkılıp kantine arkadaşların yanına gidilir hiç bir şey olmamış gibi gülümsenir. *
    2 ...
  6. misafirliğe gitmekten nefret etmek

    1.
  7. gitmeden önceki üstünü giy, saçını yap..
    kapıdan girdiğiniz andaki o öpüşmeler, el öpmeler, sarılmalar, yapmacık sırıtmalar..
    sonrasında saçma salak konuşmalar, hal hatır sormalar..
    bunların hepsi nefret etmeye nedendir.
    *
    2 ...
  8. ondan dolayı ona aşık olduğumuzu sananlar

    1.
  9. ne tipinden, ne konuşmasından, ne bakışındandır o aşk sadece kalbimizdendir.

    http://www.youtube.com/watch?v=7S5_vMtTqh4

    denize düşmüşüm yılanda ben olmuşum
    kurtuluş iksirlerini
    yanlış kazana dökmüşüm
    sen bir şey yapmamışsın ki
    elmayı parlatıp
    ben ısırmışım yine ben
    yine ben ölmüşüm.
    0 ...
  10. dert anlatılabilecek tek kişinin sözlük olması

    1.
  11. derdini anlatıp rahatlama ihtiyacının sonucunda dost bulamamak. tek dost olarak sözlüğe yazarak rahatlamak.
    *
    1 ...
  12. erkeklerin en itici olduğu anlar

    1.
  13. sigara içtikleri,
    siz üzülürken mal mal gülümsedikleri,
    kıskandırmak için onun bunun kızına laf attıkları,
    hiç durmadan ısrar ettikleri,
    küfür ettikleri anlardır.
    *
    1 ...
  14. finallerde ateist bulamamak

    1.
  15. (bkz: firavunlaşmak)
    yumurta kapıya dayanınca destek arayışı içine girmelerinden kaynaklanır. inançsız takılan arkadaşlarınız abilere, ablalara gitmeye 5 vakit namaz kılmaya başlarlar.
    0 ...
  16. ülkücülerle uğraşan yazar modeli

    1.
  17. savunduğu, doğru olduğunu sandığı düşüncenin geçmişteki temsilcilerinin kuyruk acısını kendi içinde yaşayan ve bunu sözlüğe yansıtan yazar.
    1 ...
  18. dünyada sadece bu kalsa da olur denilen şarkılar

    1.
  19. http://www.youtube.com/watch?v=S_qKhJkmYpA

    Mutluluk getirsin bütün arzular
    Gönlünde kalmasın umutsuzluklar
    Sevgiler açsın hayallerinde
    Sana tüm dileğim herşey gönlünce olsun

    Mutsuzluğum acı vermesin
    Yalnızlığım düşündürmesin
    Senin aşkınla çaresizliğim
    Güzel yüreğini hiç üzmesin

    Baharlar açsın hazanlarında
    Ümitler yeşersin duygularında
    Ben böyle çaresiz sen başka kollarda
    Ne diyeyim sevdiğim herşey gönlünce olsun

    Umutsuzluklar bütün acılar
    Ağlatmasın seni derin sancılar
    Kötü günler bütün hasretler
    Dileğim sevdiğim senden uzakta olsun.
    1 ...
  20. final sonuçlarının geç açıklanması

    1.
  21. ya tutarsa hesabı yazdığınız şeyler içinizde sürekli bir merak ve ümide neden olur.
    bütünlemelere kalıp kalmadığınızı öğrenmeden tatil planı yapamamanız ayrı bir sıkıntıdır.
    1 ...
  22. beyin ile kalp arasında kalmak

    1.
  23. hayatta başa gelebilecek en kötü şeydir. beyne göre hareket edilmesi gerekir ama genellikle kalbe yenik düşülür. sonradan kalbin suçu 'akılsızlık' olarak beyne atılır.

    2 ...
  24. entry girip bundan da eksik kalıyım deyip silmek

    ?.
  25. konu hakkında iyi ya da kötü entry girip sonra amaaan neyse kalsın ya deyip silmek.
    6 ...
  26. derdini kimseye anlatamamak

    1.
  27. güvensizlikten veya dermanın kimsede olmamasından kaynaklanır. içe atılır tüm çekilenler gece gündüz yer bitirir.
    2 ...
  28. aradığı aşkı bir türlü bulamayanlar

    1.
  29. Mumları yakıp biriyle şöyle romantik bir yemek yiyemedim,
    iki dubleyle lafımızı şereflere erdiremedim.
    Giyinemedim ona, dudağımı boyamadım,
    Aşkın tarifini, püf noktasını özene bezene veremedim.

    Kaygılarımdan kurtularak aslını ima edemedim,
    Havalandırıp havalandırıp konduramadım,
    "Hem kendi gibi hem benim gibi birini denk getiremedim,"
    Leb dedim de leblebiyi daha derinden işitemedim.

    Bıktım artık aşk istiyorum.

    Kovacaksanız Havva'nızı, paylaşmadan elmayı,
    Bulun da gelin bari gerçek Adem'i.

    Hürriyetimden sıyrılarak kafes içinde barınamadım,
    Mutlak mutluluğun sırrından sırra kadem bastım.
    Hem herkestim hem kimse değil; öyle şey olur mu?
    Kim bu tuzakta uyur? Bencil bir oyun bu.

    Bıktım artık aşk istiyorum.

    Kovacaksanız Havva'nızı, paylaşmadan elmayı,
    Bulun da gelin bari gerçek Adem'i.

    0 ...
  30. sevmek mi zor sevilmemek mi

    ?.
  31. birlikte olup silah zoruyla yanınızda tutuyormuş gibi hissetmekten ise uzaktan uzağa sevmek, mal gibi bırakıp gittiği zaman içinizi acıtacak hiç bir şey yaşamamak daha iyidir.
    0 ...
  32. finalde çaktığını anladığın an

    1.
  33. bütünlemelerin ne kadar kutsal bir şey olduğunu iliklerine kadar hissettiğin andır.
    2 ...
  34. dinlemenin önemi

    1.
  35. Dinleme Nedir?
    insanlar birbirleriyle sürekli olarak iletişim kurma ihtiyacı hissederler. Bunun için de çeşitli iletişim kurma yöntemleri kullanırlar. Bu yöntemlerden en yaygın olanı, konuşma yoluyla kurulan iletişimdir. Bu durumda bireylerden birisi konuşmak, diğeri ise dinlemek zorundadır. Bu iki beceriden birisi eksik olduğunda sağlıklı bir iletişim kurulamaz. Sağlıklı bir iletişim ortamında, gönderilen bir mesaj ve o mesajı alan bir alıcının olması gerekir. “Konuşma karşılıklı bir eylemdir. Başka bir deyişle, konuşma eyleminde en az bir gönderen ve bir alıcının bulunması gerekir. Her ne kadar gönderen, alıcıdan daha etken ise de bundan konuşma eyleminde alıcının edilgen bir rol oynadığı sonucunu çıkarmak yanlıştır. iyi bir dinleyici, yaratıcı etkinlik içinde bulunur; aksi halde iletişim tam olmaz.” (Taşer, 2000:207)
    Konuşma, insanalar arasında iletişimi sağlayan bir anlaşma biçimidir. Bu anlaşma biçiminin bir tarafında konuşmacı, diğer tarafında ise dinleyici vardır. Hayatımızda en çok kullandığımız dil becerilerinden birisi konuşma diğeri ise dinlemedir. Ancak bu, dinleme becerisine yeterince önem verildiğini göstermez. Sosyal ilişkilerde, televizyon programlarında öğrenci-öğretmen ilişkilerinde bu konuya yeteri kadar ağırlık verilmediği açıkça ortadadır.
    Araştırmacıların, dinleme üzerine değişik tanımlar yapmasına rağmen, tanımların hemen hepsi özde aynı şeyi ifade eder. Bu tanımlardan birkaçı şöyledir: Dinleme, “konuşan kişinin vermek istediği mesajı, pürüzsüz olarak anlayabilme ve söz konusu uyarana karşı tepkide bulunabilme etkinliğidir.”(Demirel, 1999:33) Bu görüşe göre, dinleme sonunda tam bir anlamanın oluşabilmesi için, karşı tarafa bunun herhangi bir tepkiyle iletilmesi zorunludur. “Dinleme, dinleyicinin önce söylenilenlerle, sonra söylenenler arasında bağlantı kurma ve iletişim içindeki işlevini anlama yeteneğidir.” ( Temur, 2001:61) Bu tanımda, dinlenilenler arasında bağlantı kurulması gerektiği özellikle vurgulanmaktadır.
    Dinleme, çaba gerektiren bilinçli bir süreç olmalı ve kulağa gelen sesler anlamaya çalışılmalıdır. Yapılan tanımlardan yola çıkarak dinlemenin özelliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:
    1- Mesajı gönderme / iletme,
    2- Mesajı işitme / duyma,
    3- Mesajın anlamlandırılması.
    Dinleme – işitme
    Dinlemede anlama çabası şarttır. Bu açıdan dinleme ile işitme arasında fark vardır. işitme, kişinin iradesiyle olmayan insanın kulağı aracılığıyla beynine giden her türlü ses unsurudur. Dinleme ise kişinin tercihine bağlı olarak, seçerek ve isteyerek algıladığı sesler bütünüdür.
    Her dinleme faaliyetinde aynı zamanda bir konuşma faaliyeti gerçekleşmektedir. Dinlemenin gerçekleşmesi için önce konuşmanın olması gerekir. Sağlıklı bir iletişim için dinleyici ile konuşmacı arasında bilgi, tutum, davranış yönünden ortak bir etkileşim şarttır. Dinleme temelde konuşmacı tarafından aktarılan sözlerdeki mesajları anlamlandırma çabasıdır
    Konuşmacının sözlerindeki anlamlar dinleyici tarafından her zaman doğru biçimde algılanmayabilir. Çeşitli iletişim engelleri dinlediğini anlama sürecinin farklı kademelerinde anlamın doğru aktarılmasını engelleyebilir. “Mesajın tam olarak kodlanması, kaynağın mesajı organize etme ve sunma becerisine bağlıdır. Örneğin; mesajda kullanılan sözcüklerin alıcının sözcük dağarcığında bulunması gerekir. Kuşkusuz ki mesaj alıcının yaşantı alanında bulunan bir biçimde sunulmalıdır. işitme süreci konuşmacının çok yüksek ya da alçak sesle konuşmasından ve alıcının işitme güçlüğünden ya da işitsel yorgunluğundan etkilenir. iletişim dinleyicinin dikkatini konuşulanlara vermemesi ya da işitsel çözümleme becerisinin yokluğu nedenleriyle azalır. Alıcının, gönderilen mesajı kendine mal etme ve anlamlandırmadaki deneyimsel yetersizlikleri de iletişimin yetersizliğine yol açacaktır.” (Ergin ve Birol, 2000:116-117)
    Çeşitli eğitimci ve araştırmacılar tarafından yapılan dinleme tanımlarında dinleme ve işitmenin birbiriyle aynı şeyler olmadığı üzerinde durulmuştur. Belirtilen en önemli fark, işitmenin istek dışı olması, insanın bir anda birçok şeyi işitebilmesi, buna karşı dinlemede işitilen birçok şey arasından birini seçerek algılamanın söz konusu olmasıdır. Görüldüğü gibi işitme dinleme ile aynı şey değildir. Fakat işitme dinlemenin ön şartı olarak değerlendirilebilir. Çünkü işitme olmadan dinleme olmaz.
    insanın, dinleme faaliyetini gerçekleştirebilmesi için her şeyden önce işitebilmesi gerekmektedir. iyi bir dinleme için iyi bir işitme duyusuna sahip olmak gerekmektedir. Öyleyse, dinlemede en önemli faktörlerden biri kulaktır. Kulaktaki herhangi bir rahatsızlık, dinlemeyi etkileyen en önemli faktördür, ayrıca işitme ve dinleme eş anlamlı sözcükler değildir. “Duymak ile dinlemek, aynı anlamda değerlendirilmez. Duymak, ‘ses dalgalarının kulak zarına çarpması’; dinlemek ise ‘işittiğimizi anlamak ve saklamak’, biçiminde tanımlanabilir. işitilen hatırlanmazsa, dinleme işlemi gerçekleşmiş sayılamaz. Ayrıca, bir bilginin hafızaya girmiş olması yetmez. Anlamı anlaşılmadan alınmış bilgi, insan için değersizdir. (Kantemir, 1991:12) insanın kulağına gün boyu binlerce ses gelmektedir ve bu işlem insan iradesinin dışındadır. Ancak, dinlemeyi insan kendi iradesi ile yapmaktadır ve sadece istediklerini dinlemektedir. işitme, bireyin kendi iradesi dışında olup, kulağa gelen her türlü ses unsurunun beyne gönderilmesidir. Dinleme ise, beyne giren seslerin anlamlandırılmasıdır.
    insan, kulağına gelen her sesi dinlememektedir. Dinleme merkezine gelen sesler burada bir süzülmeye tabi tutulur. insan, istese de istemese de tumağı hemen hemen bütün sesleri beyindeki ilgili merkezlere ulaştırır. Ses, hafızada ayrıştırılır. Hafıza, gelen seslerin tek tek tarar ve önceki deneyimlerden yola çıkarak bu seslerden anlaşılmak istenenleri süzerek tanımlar. Bütün sesler kulaktan işitme merkezine gider, oradan hafızaya ulaşır. Sesler, hafızada taranır ve ses tanımlanır. O sesle ilgili bilgiler hafızada bir araya gelerek çağrışımlar yapılır. Bu çağrışımlar sonunda hafızaya gelen sesler anlamlandırılmış olur. Kişilerin işittiklerini anlamlandırabilmesi için şu şartların yerine getirilmesi gerekmektedir:

    1- Alıcı sesleri tam işitebilmeli, ses kaybı olmamalı,
    2- Düzenli ve sağlıklı bir işitme ortamı oluşturulmalı,
    3- iletilmeye çalışılan mesaj anlaşılır ve net olmalı,
    4- Göndericinin kullandığı dil, alıcının seviyesine uygun olmalıdır.

    Dinleme – Okuma
    Dinlediğini anlama ile okuduğunu anlama süreçleriyle ilgili olarak farklı görüşler ortaya atılmıştır. Okuyucu, dinlediğini anlamada o kadar beceri kazanmıştır ki, az bir dikkat ve gayretle okuduğunu ve dinlediğini anlama arasında hiçbir fark kalmaz. Okuyucu aynı zihinsel ve dilsel becerileri konuşma sürecinde de kullanılır. Bu görüş “ortak anlama süreci” olarak adlandırılmaktadır. Okumayı öğrenmek, çocuğun daha önceden öğrendiği dilsel işaretleri yeniden öğrenmesi sürecinden başka bir şey değildir. ister dinleme, ister okuma olsun dilsel işaretler aynıdır. Fark, sinir sistemini harekete geçiren fiziksel uyarıcıların ortamında yatmaktadır. Dinlemede, dilsel işaretlerin fiziksel uyarıcıları havada seslerin yayılması yoluyla sinir sistemini harekete geçirir. Okumada, aynı dilsel işaretlerin fiziksel uyarıcıları yazı şekillerinden oluşur ve bunlar ışık yoluyla göz tarafından algılanarak sinir sistemini harekete geçirir. Okuduğunu ve dinlediğini anlama becerileri birbirine çok benzeyen süreçlerdir.
    “Ana dili öğretimi, bütün ülkelerde zorunlu temel eğitimin içinde yer almaktadır. Türkiye’de de, ilköğretim okulları Türkçe dersleri içerisinde dört temel dil becerisinin kazandırılmasına yönelik çalışmalar içinde, okuma eğitiminin önemli bir yeri vardır.” (Balcı, 2003:320) Okuduğunu anlama becerisini geliştirmeye yönelik öğretim etkinlikleri, dinlediğini anlama becerisinin gelişimini de etkilemektedir. Sonuçta her iki beceri de zihnin anlama süreci ile ilgilidir. Okuduğunu anlama becerisi üst düzeyde olan bir kişinin, dinlediğini anlama becerisi de üst düzeyde olacaktır. Bu yüzden okuma becerisinin, dinleme becerisine doğrudan etki eden bir unsur olduğunu söylemek mümkündür.

    Dinleme – Konuşma
    insanlar genel olarak çok konuşmayı, az dinlemeyi tercih ederler. Bu durum her toplumda olduğu gibi bizim toplumumuzda da böyledir. Dinleme ve konuşma bir bütünün iki ayrı parçasıdır.
    “ Dinleme eğitimini hem örgün, hem de yaygın eğitimde konuşmadan ayrı düşünmek mümkün değildir. Sosyal değer yargılarımızı yansıtan atasözlerimizde açık olarak gördüğümüz gibi, toplumumuz, dinlemeye konuşmadan daha fazla değer vermiş, özellikle halk içinde ve büyüklerin yanında küçüklerin iyi dinlemelerini ve çoğu zaman da onaylamalarını öğütlemiştir. Sürekli pasif dinlemeye mahkum bırakılan çocuklar, psikolojik bir tepki olarak olumsuz dinleme davranışlarına yönelmektedirler. “ Beni konuşturmuyorsanız ben de sizi dinlemiyorum; dinliyor gibi görünüyorum.” diye düşünmektedirler. Bu şekilde düşünen birisine herhangi bir konuşmayı zorla dinlettirmek mümkün değildir. Bir kişiye söz hakkı tanımayla, bir kişinin duygu ve düşüncelerini iletmesine izin vermeyle, onun söylediklerini dinleme davranışı arasında fark yoktur. Birisi anlama, diğeri anlatma tekniği olmakla beraber, dinleme ve konuşma arasındaki bu yakın ilgi göz ardı edilmemelidir.” (Çiftçi, 2001:166)
    Konuşma eğitiminin de dinleyerek verildiği unutulmamalıdır. Örneğin bir güzel konuşma kaseti öğrencilere dinletilip dinlediklerini uygulama çalışması her iki beceri açısından da önemlidir. Böyle bir etkinlik sırasında öğrenciler içinde, dinleme becerisi en üst düzeyde olan öğrenci, güzel konuşmaya ait püf noktaları en çabuk ve en kolay seçebilen olacaktır. iyi dinleyici olunmadığı sürece, iyi bir konuşmacı olmaya da imkan yoktur. Bu nedenle iyi dinlemeyi öğrenmek, herkesi çok yakından ilgilendirir.

    Günlük Hayatta Dinlemenin Yeri ve Önemi
    Günlük hayattaki pek çok bilgimizi dinleyerek elde ederiz. Dinleme, okuma gibi, bilgi almanın, öğrenmenin önemli yollarından birisidir. iyi bir dinleme olmadıkça iyi konuşmaya ve iyi yazmaya da imkan yoktur. Bu bakımdan okuma kadar, dinlemenin de başarılarımızdaki payı büyüktür. Yalnız örgün eğitimin değil iş ve çalışma hayatında kurulan dostluk, arkadaşlık gibi ilişkilerin de dinleme ile yakından ilgisi vardır.
    insanlar, çok değişik amaçlar doğrultusunda dinleme faaliyetinde bulunabilirler ve her insanın farklı dinleme amacı olabilir. Dinlemenin amaçları genel olarak; herhangi bir konuda bilgi edinmek, hoşça vakit geçirmek, hayatı ve olayları eleştirel gözle değerlendirmek, eleştiri almak, başka insanların tecrübelerinden faydalanmak, toplumla iletişim kurmak, başka insanların düşüncelerini değerlendirmek ve çevremizdekilere yardım etmektir.
    insanlar konuşabilen tek varlıktır. Ancak çoğu zaman konuşmak yerine kavga etmeyi tercih edip, anlaşmayı reddetmektedir. Dinleme eğitiminden geçmemiş ve bu alışkanlığı edinmemiş bireyler, anlamakta ve anlatmakta çeşitli problemler yaşamaktadırlar. Kişi, karşısındakinin söylediklerini anlayamadığı zaman, direkt olarak savunmaya geçmekte ve suçun kendinden değil, konuşmayı yapan kişide olduğu söylemektedir. Bu durum ise sağlıklı bir iletişimi engeller.
    Yapılan araştırmalar, insanın günlük hayatında dinlemeye ayırdığı zaman diliminin oldukça fazla olduğunu göstermektedir. Bu araştırmaya göre insanlar günün %9’unu yazarak, %16’sını okuyarak, %30’unu konuşarak, %45’ini dinleyerek geçirmektedir.
    Etkili Dinleme
    Dinleme, en çok kullanılan iletişim yöntemidir. Öğrenme sürecinde ve başka dillerin kavranmasında önemli bir yere sahiptir. Etkili bir dinleyici gerek iş sahasındaki ciddi durumlarda, gerek sosyal konularda başarılı olacak ve ödülünü alacaktır. Dinleme kazanılması zor bir beceridir ve her beceride olduğu gibi gelişebilmesi için pratik yapılması gerekmektedir. Dinleme davranışı, bireylerin dikkat sürelerinden, konuşmacının aksanından, tavrından, giyim ve anlatış tarzından etkilenebilmektedir. Etkili dinlemenin temeli, kişilerin birbirlerine karşılıklı saygı göstermesidir. Kişilerin aynı fikirde olmasalar da birbirlerinin duygularını anladıklarını ses tonları ve kullandıkları sözcüklerle iletmeleri önemlidir. Etkili dinleme, göz teması ve uygun bedensel duruş ile bazen susmayı, bazen de konuşmayı gerektirmektedir.
    Kişilerin etkili dinleme becerisini kazanabilmelerinde;
     Konuşmacının ne söylediğini düşünmek,
     Söylenenleri ana görüşler ve destekleyici görüşler olarak ikiye ayırmak,
     Konuşmadaki temel noktaları hatırlayabilmek,
     Konuşmacının söylediklerini içerik ve duygu açılarından dinlemek,
     Konuşmacının sözel olmayan mesajlarına dikkat etmek,
     Söylenen sözler hoşumuza gitmese de, anlayabilmek için dinlemeye devam etmek gerekmektedir.
    Etkili bir dinleyici olmada önemli olan on faktör şunlardır;
     Konuşmacının söylediklerini algılayabilmek için zihni boşaltmak,
     Duyulanları zihinde tamamlamadan önce sonuna kadar dinlemek.
     Dikkati konuşmacının söylediklerine vermek,
     Konuşmacının verdiği yeni bilgilere açık olmak,
     Karşıt düşüncede olunsa bile sonuna kadar dinleyerek duygusal tepkiler vermekten kaçınmak,
     Kesin kanıtları genellemelerden ayırarak dinlemek,
     Konuşmadaki önemli kısımları gerekirse not etmek,
     Konuşmacının sözsüz davranışlarını da gözlemek,
     Konuşmacının sözünü kesmemek,
     Dinleme sırasında dikkat dağıtacak şekilde çeşitli nesnelerle oynamamak. (Ailes:1999)
    Petress etkili dinleyicinin özelliklerini sekiz faktörde ifade etmiştir. Bunlar;
     Dikkatlerini kişisel görüşlerine, kendi gerçeklerine ve kararlarına değil, duyduklarına vererek, yararlı ve mantıklı birleşimler oluşturacak şekilde anlamlar çıkarırlar,
     Konuşmacıyı dikkatle dinlediklerini gösteren, bedeni konuşmacıya doğru eğme, göz teması kurma, ciddiyetsizlik içeren şekilde çok hareketli olmama gibi, sözsüz davranışlar gösterirler,
     Konuşmacıyı dikkatle dinlediklerini gösteren geribildirimler kullanırlar. Konuşmacının ifade ettiklerini, amaçlarını, onun sözünü kesmeden, sorular ve sözlü ifadelerle incelerler,
     Karşılarındaki kişiye saygı gösterirler. Bu saygılarını kabul edici ve paylaşımcı tavırlarıyla, ses tonlarıyla ve kişisel iddialar ileri sürmekten kaçınarak ifade ederler,
     Etkili dinleme karşıdaki kişiyi kabul etmeyi ve anlamayı gerektirdiği için, söylenilenleri çarpıtmadan ve abartmadan kabul ederek, konu dışındaki noktaları dile getirmeden kişiyi anlamaya çalışırlar.
     Konuşmacının ses tonuna, kelimelerine, cümle kuruluşlarına ve sesin niteliğine dikkat ederek, bu iletişim davranışlarındaki değişiklikleri fark ederler,
     Konuşmacının anlattıklarını anlamaya çalışarak, onun kişisel ilişkilerini, ilgilerini, dinleyiciden beklentilerini, duygusal ve düşünsel yoğunluğunu dikkate alarak davranışta bulunurlar,
     Konuşmacının anlattıklarından anladıklarını, dürüst, açık, duyarlı, saygılı, ilgili ve zaman açısından uygun bir biçimde ifade ederler.
    Gordon, etkin dinlemenin yararlarını şöyle sıralamaktadır;
     Etkin dinleme bireylerin bastırdıkları, kendilerine sıkıntı veren duygularını keşfetmelerine yardımcı olmaktadır. Özellikle çocukların olumsuz duygulardan korkmamalarına yardım etmektedir.
     Etkin dinleme, bireylerin sıcak ilişkiler geliştirmesine yardım etmektedir. Çünkü anlaşılmak bireylerde olumlu duygular yaratmakta ve dinleyiciye yakınlık duyulmasına neden olmaktadır.
     Etkin dinleme bireylerin gerçek sorunu anlamalarına ve çözmelerine yardım etmektedir.
    Etkin Dinleme Teknikleri
    1) Konuşmacının anlatmak istediğini başka sözcüklerle açıklamak
    Konuşmacının anlattıklarını dinleyicinin kendi kelimeleri ile ifade etmesidir. Bu durum konuşmacıya ifadeyi düzeltme ya da değiştirme fırsatı verdiğinden daha iyi anlamayı sağlamaktadır. Aynı zamanda, dinleyicinin konuya ilişkin ilgi ve dikkatini konuşmacının görmesini sağlamaktadır. Bu süreçte objektif olmak, yönlendirmemek, konuşmacının duygularını büyütmeden ya da küçümsemeden ifade etmeye dikkat etmek gerekmektedir.
    2) Konuşmacıya duygularının anlaşıldığını ifade etmek
    Konuşmacının ifade ya da ima ettiği duygularını tekrar yansıtmaktır. Bu duygularının ne kadar doğru anlaşıldığının kontrol edilmesini, onun kendi duygularını daha objektif bir şekilde görmesini ve yaşantısına dair daha çok bilgi vermesini sağlamaktadır.
    Anladığını ifade etmek, özellikle konuşmacı kızgın, üzgün ya da sıkıntılı olduğunda yarar sağlamaktadır. Onun duygularını objektif bir şekilde dinlemek, bu duyguların daha etkili bir biçimde ele alınmasına yardımcı olacaktır.
    3) Konuşmacıya sorular sormak
    Konuşmacının duygu ve düşüncelerinin doğru anlaşıldığından emin olmak ve anlattıklarına dair ek bilgiler almak için sorular sorulması önemlidir. Soruların, konuşmacının ifade etmek istediği duygu ve düşünceleri dile getirmesini teşvik edecek şekilde olması gerekmektedir. Konuşmayı ilgisiz konuşalar yönlendiren ya da konuşmacıya karşı gelen sorular iletişimi olumsuz etkileyebilmektedir.
    Etkin dinleme kullanılırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar bulunmaktadır. Temelde etkin dinleme kişiye güvenmeyi, onu olduğu gibi kabul etmeyi ve etkin dinleme için uygun zamanı seçmeyi gerektirmektedir. Bu koşullar yerine gelmeyince etkin dinleme beklenen yararı getirmemektedir.

    işitmek ve Dinlemek
    Türlü nedenlerle iletişimde meydana gelen kopukluklar, insan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemektedir. iletişimde kopukluklara yol açan nedenlerin bazısı farkında olarak, bazısı da farkında olmadan yaptığımız davranışların sonucudur.
    Sık sık gözlemlemişimdir: Benim için önemli bir konuyu anlatırken karşımdaki yüzüme bakmakta ve beni işitmekte, ama aslında sözlerimi dinlememektedir. Bu boş ifade ve dinler görünme karşısında, içimden karşımdakini sarsmak, onun ilgisini çekmek gelir. Ama aynı şeyi ben yapmıyorum, diyebilir miyim acaba?
    Geçen gün işlerimin üst üste ters gittiği bir zamanda, kafam borçlarımı nasıl ödeyeceğimle meşgulken, kedisini kaybetmiş olan komşumla karşılaştım. Kedisini bir daha hiç bulamayacağını sanıyordu. Ayrılırken bana bir soru sormuştu, ama neydi o, bir türlü anımsayamadım. Ertesi gün yanına gittiğimde çok sevinçliydi. Kediyi bizim çocuklar bulmuşlar ve getirmişler. Çocuklara benim söylediğimi, kedisini arattığımı sanıyordu. Bense bunu unutup gitmiştim. Besbelli ben ve komşum o gün karşılaştığımızda, sorunları iyice yoğunlaşmış olan kendi iç alemimizden bazı sesler yansıtmış, ama kendi dünyalarımızın içinden çıkıp birbirimizle ilgilenmiştik.
    Bazı okullarda “konuşma ve diğer insanları etkileme” üzerine dersler verilir, ancak bunun bir parçası olan “karşımızdakinin anlayabilmek için dinleme” konusunda hiçbir resmi öğrenim, bilgi sağlamaz. Başarılı bir iletişim açısından gerekli olan “anlayabilmek için dinleme” bu durumda kişinin kendi kendisini eğitmesine kalmakta ve bazı kişilerde doğal olan bu nitelik, pek çoğumuz için gerçekten bir eğitim gerektirmektedir.
    Doğan CÜCELOĞLU

    Dinlemek Üzerine
    “istanbul Türkçesi Nerdesin?” adlı yazımız “Bir dokun, bin ah işit, kaseyi fağfurdan.” Fehevasınca türlü yankılar yarattı. Mektuplardan biri, bir okuyucumdan geliyor. “Yazınızda düzgün ve özenli konuşmaktan bahsediyorsunuz. Ama onun kadar önemli başka bir sorunumuz daha var: Konuşmaları adam gibi dinlemek.” diyor. Hak vermemek mümkün mü?
    Her halde siz de dikkat etmişsinizdir. Günümüzde iyi konuşan kadar iyi dinleyen de azaldı. Çünkü ortamın, biraz da çağın, yüzeyde acele, hoyrat ve savruk üslubu konuşan kadar dinleyeni de ister istemez etkiliyor. Konuşan iyi konuşsa, boş konuşmasa, dinleyen de iyi niyetle dinlemeye kararlı olsa bile, bir kere çevredeki radyo, televizyon, trafik ve konuşma gürültüleri dikkatinizi bulandırıyor, konsantrasyonunuzu dağıtıyor. Bu gürültü ortasında, konuşan avaz avaz bağırır, söz kulağınızı elinizle yelkenleyip dinlemeye uğraşırken, ortada, ne tabi konuşma tınısı, ne yerine göre ses yükseltip alçaltma nüansı, ne de dinleyende o konuşulanları şurup gibi içme zevki kalıyor. O “bayram haftası” der, siz “mangal tahtası” anlarsınız. ideal konuşma ve dinlemenin çok sesliliğe tahammülü yoktur. Bir duadır o, oda müziğidir. Arada sessizlik de ister. Konuşulan üzerinde düşünmek, onu iyice sindirmek için… ideal konuşma karşılıklı saygıya dayanır. iki taraflı olgunluğu ve tevazuu şart koşar.
    “Bilge bir adamdı.” der, Euripides, biri için Onestes adlı tragedyasında “Bilge bir adamdı o, başkalarını dinlemesini bilirdi.”
    Eflatun da buna benzer bir şey söyler: “Gözlemle, dinle, sus, az yargıla, çok sor.” der. iyi bir dinleyici mıknatısa benzer. Ağzınızdan sözleri mıknatıs gibi çeker. Onun karşısında diliniz büsbütün açılır. Düşüncelerinize canlılık gelir. Çağrışımdan çağrışıma kaya kaya akar gidersiniz.
    Kötü dinleyici ise, tam tersine insanda konuşma hevesi bırakmaz. Kötü dinleyici siz konuşurken kendi söyleyeceklerini tasarlar. TV’nin yuvarlak masa toplantılarında sık sık görüyoruz. Biri konuşurken öbürleri ya da sigarasının dumanında dalmış hava atar ya da not alır gibi yapıp önündeki kağıda resim karalar. Dikkatli dinliyor pozunda olanların çoğu da bu pozu, normal dinleyişten daha iyi buldukları için tercih etmişlerdir. Bazısı da kendisi ile doludur. Söyleyecekleri ile sarhoştur. ister ki hep dinlesinler. Yalnız onu… Hiç karşı koymadan… Bunlar karşılarındakilere cevap hakkı, itiraz hakkı tanımazlar. Plutarc’ın Themisthokles’e söylediği gibi “Vur, fakat dinle.” derseniz de dinlemezler. Sizi söyletmezler. Çünkü işlerine gelmez. Bunlar diktatör yaradılışta olanlardır. Diyalog olmayan yerde, demokrasi yerleşmez. Demokrasi olmasa da ölçüsüzlükler sivrilikler törpülenmez.
    Biz yine dönelim dinlemesini bilenlere. Henüz unutmamış olanlara.
    Heinrich Böll’ün Türkçeye de çevrilen “Saat Dokuz Buçukta Bilardo” adlı romanını tesadüfen okudunuzsa , bilirsiniz. Romanın kahramanı Föhmel her sabah bir otelin bilardo salonunda lift-boy Hugo’yla bilardo oynar, bir yandan da hayatın çeşitli dilimlerini ona anlatır. Hugo iyi bir dinleyicidir. Kahramanın içini boşaltmasını sağlar. Çevresinde kendine muhatap bulamayan anlatıcı, işte bu bilardo saatlerinde anılarını ona, dolayısı ile bize de iletmiş olur. Sonunda örnek dinleyicinin kendine evlat ve varis edinmesine şaşılır mı?
    Bir insanı dinlemek, ona en büyük insancıllığı göstermektir.
    Haldun TANER

    Dinlemenin Önemi
    Hayatta konuşma, ne kadar önemli ise, dinleme de en az onun kadar önemli ve gereklidir.
    Aslında konuşma ve dinlemeyi, anlaşma oluşumunun, tıpkı bir madalyonun iki yüzü gibi, birbirini tamamlayan yönleri olarak düşünmek yerinde olur. Bu bakımdan, “güzel konuşan çoktur, fakat kendini vererek, dikkatle dinleyenlerin sayısı pek fazla olmasa gerek” diyen yabancı bir yazarın bu sözlerinde gerçek payı vardır. “Konuşma, öyle bir diyalogdur ki buna işaret eden bir insan, sırası geldikçe aktif veya pasif bir rol oynar. Bu sanatta sivrilebilmek için, saygı ile hitap etmesini bildiğimiz gibi, dinlemesini de bilmemiz lazımdır.”
    Esasen, insan ilişkilerinin çoğu, anlatma ile dinlemeye dayanır. Ayrıca, bir kimsenin kendini tanıması da ancak konuşma, yazma, soruşturma gibi yetenek ve maharetler yanında, dinlemeyi öğrenmesiyle gerçekleşebilir, öte yandan, sosyal ve kültürel yaşantımızın öyle yönleri vardır ki, tek taraflı olarak, dinleme ile ilgilidir. Bugün, her vatandaş için radyo programlarını, konferansları, konserleri, piyesleri ve filmleri dinlemek ve seyretmek, tabii bir ihtiyaçtır. Bu türlü faaliyetlere, hiç ilgi göstermemek, özellikle bir aydın vatandaş için mümkün değildir.
    Bütün bunlara rağmen, öğrenim kurumlarımızın mezun ettikleri gençlere iyi dinleyici olmak niteliklerini kazandırdıklarını iddia edebilir miyiz? Çeşitli okullarımızdan geçmiş genç ve yaşlı vatandaşlarımızın, katıldıkları toplantıları veya sinema ve tiyatro gibi sanat gösterilerini, dikkatle izleyenler, dinleme bakımından ne kadar hazırlıksız veya yetişememiş olduğumuzu anlamakta, hiç de güçlük çekmezler.
    Öyleyse, okullarımıza, eğittikleri öğrencilere, dikkatle, ilgiyle, iyi niyetle, güler yüzle ve sabırla dinleme yeteneğini daha etkili bir şekilde kazandırmak gibi büyük bir görev düşmektedir. Zira okumuş insanın, aydın insanın, belirgin özelliklerinden biri de, dinlemesini bilmektir.
    Ferhan OĞUZKAN
    0 ...
  36. nasılsın sorusuna iyi değilim diyememek

    1.
  37. her şeye rağmen kuyruğu dik tutmaktır.

    Nasılsın nasıl gitti?
    Alıştın mı sen de?
    Rahat mısın artık istanbul'da?
    Evlenmişsin, nasıl oldu?
    Bulabildin mi sonunda?
    Hep anlattığın o meşhur huzuru

    iyiyim ben
    Hep aynı şeyler işte
    Uyku hapları
    Yalan dolan gülümsemeler

    iyiyim ben
    Hem sen tanırsın beni
    Ne yapsam ne söylesem
    O geç kalmışlık hissi

    Son defa görsem seni
    Kaybolsam yüzünde
    Son defa yenilsem sana
    Hiç anlamasan da
    Son defa benim olsan
    Uyansam yanında.

    inan pek yeni bir şey yok.
    Biraz yaşlandım tabi
    Seyrekleşti biraz saçlarım

    Bir bitmeyen gece bıraktın
    Ve üç nokta düşürdün
    Belli etmedim ben pek, tenhalaştım.

    iyiyim ben
    hep aynı şeyler işte
    uyku hapları
    yalan dolan gülümsemeler

    iyiyim ben
    hem sen tanırsın beni
    ne yapsam ne söylesem
    o geç kalmışlık hissi

    son defa görsem seni
    kaybolsam yüzünde
    son defa yenilsem sana
    hiç anlamasan da
    son defa benim olsan
    uyansam yanında.

    (bkz: Emre Aydın)

    http://www.vidivodo.com/v...mre-aydin-son-defa/623872
    0 ...
  38. en güzel rap şarkı

    1.
  39. Az önce yağmuru sen sanıp bi miktar yaşadım
    Bi miktar yaşadım seni, hasretin baş aşağı
    Elimde kaşağı kağıtlar asil bir at gibi
    Kaşıyorum her zerresini seni götüren yasağın

    Sen kilitli kasamın anahtarını yuttular
    Sıcaklığın azaptır buzla kaplı kuzey kutbuna
    Gidişin gözümde o kadar güzel bi renk ki
    Bir gün benim olursan şayet geri dönüşünü kutlamam

    Hiç görmediğin meyhanemin gıcırdayan parkesi
    Zayıflığından ötürü aşk üstünde dar kesim
    Binlerce yıllık geçmişin benzetmesi
    Arsızlığın koca cumhuriyetin çöküşü, emeklerime darbesin

    Sağlığım yerinde ancak sağ değilim sevgilim
    Nasıl ay güzellik bazında olamıyorsa sen gibi
    En çok sen kadar mutluyum, ne fazla ne eksik
    Seni hala dünyanın yarısından çok seviyorum demek ki

    Kar şimdi başladı, titriyor sokak lambası
    Bu gece yüzü suyu hürmetine tek bi yıldız kaymasın
    Lütfen, bana yanında bir yer lûtfet
    Zamanın en has oğlu burda çiftiz peki ya orada ay nasıl?

    insan özemeden edemez, duymasan da 'ne' deme
    Çocuklar gibi sevinirim duymuş gibi yapsan bile
    Sıkıntı denizinin ciğerli balıklarıyız
    Oksijenini yardan değil yarı yaradandan dile

    Sevmek bir lüks değildir ki haz duyalım
    Bak biz burada biz olmuştuk izin ver az duralım
    Arzularım küllerinden tutuşacak biz yanacağız
    Bizi söndürmeye yetecek mi yer altının saf suları?

    Ölü gibiyken yürüyebilmek her haliyle gariptir
    Cam şişeler yokluğunun sahilinde birikti
    Biriktim, boşalacak kap kacak yok etrafta
    Benim için aya ayak basmak gibiydin, iliktin bir ilktin

    Onunla ben gibisin olma, zarar verir
    Pek sağlıklı düşünemiyorum delirmiş karakterim
    Sensizlik dokularımdan canıma inmiş,
    Beni hayattan soğutabilecek güçte dur bilmez bi bakteri

    istanbul yolundayım, yolunda solunda
    Hız kesmeden gidiyorum fakat küçük bir sorun var
    En harika satırların özendiği kadın;
    Seni aralıksız sevmek inan ki benim değil aklımın zoruyla

    Hala haber bekliyorum, telefonun başında
    Bir ömür kiracım ol dudaklarımdan taşınma
    Kumlu fırtınaların ortasında da kalsak,
    Sıcaktan eriyecekte olsak, sana yetecek kadar aşım var

    Ata vurulan gem gibidir, kalbe giren sevda
    Yürür şarabın sersemliğinden gördüğün bedbaht
    Ormanın ördüğü dev dağ, kurda kuşa sevda
    Ben peşinden geleceğim kuşkusuzuz, hele bi sen dal

    Sevmek bir lüks değildir ki haz duyalım
    Bak biz burada biz olmuştuk izin ver az duralım
    Arzularım küllerinden tutuşacak biz yanacağız
    Bizi söndürmeye yetecek mi yer altının saf suları?

    Ölü gibiyken yürüyebilmek her haliyle gariptir
    Cam şişeler yokluğunun sahilinde birikti
    Biriktim, boşalacak kap kacak yok etrafta
    Benim için aya ayak basmak gibiydin, iliktin bir ilktin

    Başıma gelen bak, başkasıylasın
    Elimi bırakman mühim değil de bi başkası nasıl?
    Aşka sır yasım, mutluluğuna gırlasın
    Yokluğun var olan herşeyi sil baştan hatırlatır

    Hafızam sıfır, sen anne sütüsün
    Bozuluyor zaman geçtikçe yüzümün ütüsü
    Kırışan alnımın isyanı dilden düşenlerdir
    Kurtuluş yok, ölüm senden sen ölümden kötüsün

    (bkz: Canfeza) - Kaşağı.
    2 ...
  40. metroda oturmak için öndekini ölesiye itmek

    1.
  41. ankara kızılay ve batıkent metrosunda sıkça yaşanan olaydır.
    son durak oldukları için inenleri beklemek sonrada yer kapmak için öndeki yavaş yavaş ilerleyen insana tüm fizik kurallarına aykırı olacak şekilde kuvvet uygulamaktır.
    eğer gençseniz o kadar emek sarf edip oturduğunuz yeri bir durak sonra binen ayakta duramayıp oraya buraya savrulan teyzeye/amcaya vermeniz gerekir.
    çok acı bir durumdur.
    0 ...
  42. kahraman tazeoğlu şiirleri

    1.
  43. En Fazla içimde Ölürsün

    En fazla içimde ölürsün
    Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
    Kızıl sonbaharım
    Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

    Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
    Adının arkasına basmadan yürüdüm
    Alnımda birikti çizikler
    Adımdan çıkardım aklımı
    Aklımsız kaldım
    Neylersin
    insanız
    Ne yapsak eksiğiz işte
    Ölüme ayarlı saatiz

    En fazla içimde ölürsün
    Sorarım
    Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
    Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
    Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
    Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
    Devrik cümlelerimin öznesi oldun?

    içindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
    Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım

    En fazla içimde ölürsün
    Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
    Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
    Ve susmak inceltiyor her yarayı
    Ve susmak bakmak oluyor
    Gitmediğin her yere

    Kim tutuklanmış yalnızlıktan
    Gizin içine gizlenen kim
    Söyle beni nerene sakladın
    Ki şimdi bu kadar sokaktayım

    En fazla içimde ölürsün
    Karla karışık yağarsın yara Bereme
    Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
    Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
    Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
    Sana borcum olsun
    Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde

    En fazla içimde ölürsün
    Yanağında yanar avucum
    Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
    Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
    Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
    Gırtlağıma kadar aşka batarım
    Yeteri yok. Eksiği fazla.

    Neyin kaldı eksilenlerden arta
    içeri doğru kapanan bir kapıydın
    Saçlarından geçtim önce
    Ve kendimden öylece
    Neyim yoksa var bildim
    Eğildim
    Eksildim
    Eridim
    Bir seni bitirmedim

    Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
    Uğultusuna tutunamadın

    Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
    Öyle yaşadım gözlerini
    Tenimde itiş kakış
    Cebimde depremlerin
    Esrarlı gece ayinleri
    Volkanik şiirler
    Usul usul giymedim mi sözlerini
    Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
    Sensizlik seni anlattı en çok
    Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
    Söyle saçlarında öldüğüm
    Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?

    En fazla içimde ölürsün
    Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
    Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
    Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
    Beni ikiye böldün
    Hadi içimi kendine aldın da
    Beni nerde bıraktın
    Hangisini seçerdin benim için
    Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

    Ben yarama çoktan sen bastım
    Yaşım kadar gencim
    Adın çabuk diye geçti
    Ardında aç köpekleri bırakarak
    Ezberimden geçtim.
    Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
    Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
    Bildim

    Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
    Onurlu bir karanlığı seçtik
    Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
    Cesurduk çünkü
    Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar

    Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
    Gerisi hiçlik
    Gerisi yokluk

    Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
    Bir hayatın tüm yanılgılarını
    Saçlarında çözdüm
    Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
    Sessizlikte bir dildir
    Çoğul susulur
    Pusulur
    Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın

    Yıkık şehrimin izbesi
    En fazla içimde ölürsün
    En çok
    Gözlerime gömülürsün.
    Gözlerimi kaparım
    Vasiyetimi yazarım

    Kahraman Tazeoğlu.

    http://www.dailymotion.co...mde-o_music?search_algo=2
    2 ...
  44. aşk acısı çekmeyen insan olmak

    1.
  45. doğru insanı bulmakla başlar. çünkü o sizi hiç üzmez, size sadece mutlu olup gelecekle ilgili hayaller kurmak kalır.
    1 ...
  46. sınıfta birinden ıslak mendil istemek

    1.
  47. o an ıslak mendili olan arkadaşlarınız birden uyuşturucu satıcısına dönüşürler. "benden almadın tamam mı, kimseye gösterme sakın bak, başka yok."
    3 ...
  48. finallerden sonra yapılacak şeyler

    1.
  49. ülkücülere faşist denilmesi

    1.
  50. Milliyetçilik, milleti olmayanlar için faşizmdir.
    8 ...
  51. ayakkabı aşkı

    1.
  52. anlatılmaz yaşanır türden bir aşktır. ardı sonu yoktur bütün ayakkabılar sizin olsun istersiniz güzel ya da kötü fark etmez.
    1 ...
  53. © 2025 uludağ sözlük