zenobia
387 (ali ağaoğlu nun kültürlü hali)
dördüncü nesil silik 2 takipçi 45.90 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    etkin haber ajansı

    1.
  1. türkiye'nin ilk sosyalist haber ajansıdır. yakın zamanda kurulmasına rağmen gayet profesyonal yapıyorlar bu işi. beğeniyle takip ediyoruz.
    ajansın kendi dilinden tanıtımı şöyle:

    Önce soru...

    Ne? Nerede? Nasıl? Niçin? Ne zaman? Kim? 5N1K hayatın şifresidir. Çünkü haber hayattır, hayat ise soru. Etkin Haber Ajansı daima büyük büyük soru işaretleri olacaktır.

    Önce insan...

    Haber kültür gibidir, ya iletişimdir ya da hiçbir şey. Etkin Haber Ajansı'nın mekanı hayat, ayarı insan olacaktır. Ezilenlerin ve sömürülenlerin gözü, kulağı, sesi ve kalemi olacaktır.
    Önce gerçek...

    Medyanın durumu tragedya. Tam bir paramedya: Yalan, dolan... Dedikodu, karalama... Oysa haber ve doğru bilgi, temel insan hakkıdır. Etkin Haber Ajansı, haberin hem etkin hem de etik adresi olacaktır.

    Önce haber...

    Evde, sokakta... işte, derste... Yorum değil daima haber. Doğru, hızlı, zengin haber. Haberle birlikte özgürlüğü taşımanın çok zor bir şey olduğunu biliyoruz, ama iddialıyız... Dünyanın ve hayatın nabzını tutacak, hayatınızı ve dünyanızı zenginleştireceğiz.

    http://www.etha.com.tr/
    3 ...
  2. 15 mayıs uluslararası vicdani retçiler günü

    1.
  3. 1993'ten bu yana dünya üzerinde reddeden, direnen, zorunlu askerliğe hayır diyenlerin günüdür.
    bu yıl barış için vicdani ret platformunun organize ettiği 'barış için vicdani ret buluşmaları' kapsamında çok sayıda kişinin vicdani reddini açıklaması bekleniyor.

    15 Mayıs 2010 Cumartesi, Saat 13.00 - 17.00, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi/Beyoğlu

    15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü'nde 'toplu vicdani ret açıklamaları'na sen de KATIL!

    Savaşın ve militarizmin diline, imha ve inkar politikalarına,

    her türlü ayrımcılığa, ötekileştirmeye HAYIR!

    Barışın diline, diyaloğa, birada yaşam politikalarına EVET!

    Savaşa karşıysanız, savaşı istemiyorsanız,

    YAPACAK TEK ŞEY VAR! GiTMEYiN!

    ViCDANi RETÇi ENVER AYDEMiR DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!

    Reddet, diren hayır de! ASKERE GiTME!

    Askere gitme! KARDEŞ KANI DÖKME!

    BARIŞ iÇiN ViCDANi RET PLATFORMU

    KATILIMCILAR:
    Vicdani retçiler
    Şüpheli ölen asker yakınları
    Şehit aileleri- Gerilla aileleri- Asker aileleri
    Barış anaları
    Aydın Erdem-Ceylan Önkol'un aileleri
    Diyarbakır'da 2006 yılındaki bombalı saldırıda çocuklarını kaybedenler
    Nazan Üstündağ
    Ayhan Bilgen
    Lale Mansur
    Şanar Yurdatapan

    Not: etkinlikte 30'a yakın kişi vicdni reddini açıklayacaktır.
    3 ...
  4. öğrenci kadın konferansı

    1.
  5. ilki 2004 yılında gerçekleştirilmiş ve ikincisi bu yıl 27 martta odtü'de gerçekleştirilecek olan konferanstır.
    ....
    2.ÖĞRENCi KADIN KONFERANSI(ÖKK)
    Tarih:27 Mart 2010
    yer:ODTÜ

    Neden Öğrenci Kadın Konferansı?
    Öğrenci kadınların biraraya gelip, sorunlarını ve çözüm yollarını tartışacakları bir konferans düzenlemek istiyoruz. Demokratik kadın hareketinin bu ülkedeki önemli geçmişine ve birikmiş deneyimine rağmen, genç kadın hareketinin sınırlılığı ve darlığından yola çıkarak böyle bir birliktelik kurma ihtiyacı hissettik.
    Pek çok genç kadın, özgürlük alanı olarak bize sunulan üniversitelerde hem kamusal, hem de özel alanda sorunlar yaşıyor. Cinsiyetçi eğitim, taciz-tecavüz, ayrımcılık bunlardan ilk akla gelenler. Ne yazık ki, öğrenci kadınların sorunlarını tartışabilecekleri, çözebilecekleri, kızkardeşlerinin ellerini tutabilecekleri platformlar yok denecek kadar az. Genç kadınların sorunlarına çözüm adresi olacak bir akıl ve irade birliği kurmak istiyoruz. Konferansımızda ayrıca, her biri tekil ve yerel çalışmalar yapan genç kadın toplulukları olarak, eskiye nazaran çok daha güçlü ilişkiler kurmak, sesimizi ve sözümüzü ortaklaştırmak istiyoruz.

    Nasıl bir konferans?
    Konferansımız, öğrenci kadınların özgür kürsüsü olmayı hedeflemektedir. Bu bakış açısıyla, sunumlar öğrenci kadınlar tarafından hazırlanacaktı r. Bizimle deneyimlerini paylaşmalarını arzuladığımız kadınlar da konferansımızda konuğumuz olacaktır, ancak konferansın öznesi öğrenci kadınlardır.
    Konferansın üst başlığı olarak, bize sunulan kırıntılara kanmadığımızı anlatmak istediğimiz için, ayrıca ilgi çekici, merak uyanrırıcı bir başlık olması sebebiyle, "idare etmiyoruz" sloganını benimsedik.
    "Kadına yönelik 'Eğitilmiş' şiddet" üst başlığı altında;
    *eğitimde cinsiyetçilik,
    *taciz-tecavüz,
    *yurt sorunu,
    *başörtüsü ve kılık-kıyafet sorunu,
    *mesleki yönlendirmeler ve ırkçılık konularını işlemek istiyoruz.
    Sonrasında kuracağımız serbest kürsü ile, sözü salona bırakmak istiyoruz.

    Biz kimiz? Öğrenci Kadın Meclisi nedir?
    Öğrenci Kadın Meclisi, tüm öğrenci kadınların birleşebileceği bir öğrenci kadın örgütüdür. Amacımız, kadın dayanışması temelinde, öğrenci kadınların kadın olmaktan dolayı yaşadığı tüm sorunlara karşı el ele verebileceği, mücadele edebileceği bir platform yaratmaktır. Meclisimiz, tüm kadınların katılımına açıktır.
    0 ...
  6. muhammed serdar delice

    1.
  7. 5 aylık askerken vicdani reddini açıklamış emsal örneklerden biridir. çünkü kendisi enver aydemir'in dini inançları gereği askerliği reddetmesinin ötesinde bir şey söylüyor. bir türk milliyetçisi ve müslümanım diyerek niye askerliği reddettiğini anlatıyor ve kendisine milliyetçi imani retçi diyor. enver aydemir hala işkence altında. bakalım muhammed delice ye ne yapacaklar...
    3 ...
  8. milliyetçi imani retçi

    1.
  9. 5 aylık askerken vicdani reddini açıklayan Muhammed Serdar Delice nin kendi eylemini tanımlama şekli. enver aydemir den sonra dini inançları ve türk milliyetçisi kimliği nedeniyle askere gitmeyi bu şartlarda reddeden bu ülkedeki 2. kişi.

    --spoiler--
    Peygamber ocağı"nda içeriden bir gedik
    Muhammed Serdar Delice. 5 aylık askerken dini inançları nedeniyle vicdani reddini açıkladı. "Milliyetçi imani retçiyim. O kamuflajı giymeyeceğim" diyor. Bu sözlerle, alışık olunmayan bir noktadan geleneksel anlayışlara, Türk-islam sentezine "içeriden" mütevazi bir gedik açtı. Hem milliyetçi hem dini inançlara sahip hem de vicdani retçi. Merak edilen bu sorunun peşine düştük. Askerliğe devam etmek istememesinin nedenlerini Delice'nin kendisinden dinledik.

    Muhammed Serdar Delice, evli ve iki çocuk babası. Giresunlu milliyetçi ve muhafazakar bir ailenin çocuğu. Malatya 2. Ordu istihkam Alayı Köprücü Taburu Köprücü Yüzücü Bölüğü'nde 5 aylık askerken, geçtiğimiz günlerde vicdani reddini açıkladı. Delice, dini inancı nedeniyle vicdani reddini açıklayan ikinci kişi oldu. Ama O'nu diğerlerinden ayıran bir özelliği de milliyetçi bir siyasi kimliğe sahip olması. Delice ile ezber bir kez daha bozuldu. Ordunun kutsal sayıldığı, "Peygamber ocağı" olarak adlandırıldığı bir toplumda, Muhammed Serdar Delice, Müslümanların vicdanla ikinci imtihanı olacak.

    Milliyetçi imani ret nedir? 5 aylık askerliği boyunca neler gördü. Vicdani reddini açıklamaya nasıl karar verdi? Delice'nin "yıllardır kandırıldık" dediği gerçekler ne?

    MiLLiYETÇi iMANi RET

    Vicdani ret, genellikle savaş karşıtlarına, anti militaristlere özgü bir eylem olarak bilinir. Ama siz ezberi Enver Aydemir'in ardından ikinci defa bozdunuz, dini inancınız nedeniyle vicdani reddinizi açıkladınız. imani ret diyebilir miyiz?

    imani redden ziyade milliyetçi imani red diyebiliriz. Çünkü ben bir Türk milliyetçisiyim. Belki komik gelebilir insanlara. Ama insanlar senelerce bu şekildeyse yıllarca kendilerini kandırdılar. işte, vatan, millet... Ben soruyorum, askerde olan bir insan gün sayıyorsa; vatanına milletine ağza alınmayacak laflar söyleyebiliyorsa, bunun nasıl bir milliyetçilik, nasıl bir vatan sevgisi olduğunu sizlere bırakıyorum.

    ARTIK HAYATIM BiTTi

    Vicdani ret açıklamanızda "Kendimize hayali düşmanlar yarattık. Kürt kardeşlerimizi hedef aldık. Yıllarca bir takım yalanlarla kandırdık gençliğimizi" dediniz. Bununla ne demek istediniz?

    Söylemekten gocunmuyorum; artık hayatım bitti zaten. Bu noktadan sonra birilerine ışık tutabiliyorsam ne mutlu bana. Önemli olan şu; Doğu'da bir yerde bir operasyon olacak. Mehmetçik gidecek vuracak, kıracak. Bir takım yerlerde kendisini gösterecek, birileri oturdukları yerden operasyon maaşı alacak, OHAL maaşı alacak.

    SEN NESiN? BiR HiÇSiN!

    "Şu anda maskeler düşmüştür. 5 aylık askerlik süresi, neyin ne olduğunu görmeme vesile olmuştur" diye söylemiştiniz. 5 aylık askerliğiniz boyunca neler gördünüz? Bu kararı vermenizde neler etkili oldu?

    ilk başta kışladan içeri girersiniz, tepeden tırnağa aranırsınız. Sen bana güvenmiyorsan, beni neden askere alıyorsun? Cep telefonu yasak. Neden? Bilgi transferi olacağı için. Peki, benim bu ülke için tehlikeli olan bir bilgiyi bana vermiyorsun, velev ki vermiş olsan bile bana güvenmek zorundasın. Bana güvenmiyorsan yarın birgün benimle cepheye nasıl gideceksin, omuz omuza nasıl savaşacaksın? Ben vatan hainiysem, cephede düşman aramana gerek yok. Düşman senin kışlanda, yanı başında. Sen askerine tuvalet temizlettiriyorsan, çöp toplattırıyorsan, bulaşık yıkattırıyorsan, böyle askerlik olmaz. Muharip güç olarak kullanacağın askerin bulaşık yıkamamalı. Orda bir değerin yok, bir kıymetin yok. Sen nesin? Bir hiçsin. Askerin tanımı yapılır; Botla kep arasında sıkışan, palaskayla güçlendirilmiş yağ ve et tabakasıdır. Askerin tanımı budur. Orada gördüğüm değersizlik. Ben anamı, babamı, çoluk çocuğumu, yerimi, yurdumu, toprağımı terk edip geldim, bunun için mi diyorsun?

    HALKI ASKERLiKTEN SOĞUTAN CEM YILMAZ DIR
    Müslüman bir orduda böyle bir şey düşünülebilir mi? Cami var, imamı yok. Kişinin birbirine saygısı ön plandadır. Kimse gelip sana küfür edemez, hakaret edemez. Öyle bir duruma geliyorsunuz ki, insancıl bir insan göreyim diye arıyorsunuz. Hasret kalıyorsunuz. Birisi insani bir kelime kullandığı zaman bir daha söyle diyorsunuz.

    Cem Yılmaz her yerde açıkladı bunları. Cem Yılmaz'ın söylediklerini aklı selim bir şekilde düşündüğünüz zaman faciayı görüyorsunuz. Askerlikten soğutan kişi Cem Yılmaz'dır. Bunu ben değil de bir başkası söylese, yargılanır diyor. Doğru söylüyor. Askerlik öyle elinde silah, ne bileyim bazuka falan. Öyle bir şey değil. Kasatura ile tuvalet nöbeti tutuyorsunuz.

    Tuvaleti temizliyor vatandaş. Subay giriyor, çıkıyor. "Buranın hali ne?" diyor. Sen yaptın diyemiyorsun. Çabuk temizle! Emredersiniz! insanlar topraklarını terk etmiş, mükafaatı bu mudur? Burada gazilikten, şehitlikten söz etmek mümkün müdür?

    TSK BiR KONUDA HAKLI!

    Sağlık sorunlarınızdan bahsetmiştiniz?

    Bu ordu benimse, bana böyle davranan kim? Bana böyle davranabilir mi? Bana böyle davranıyorsa, ben neyim? Devamlı böyle sorguluyorsun bazı şeyleri. Bana güvenmiyorsa, benim burada bulunma amacım ne? TSK aslında bir konuda haklı. Bu iş gönüllülük esasına dayansa, kimse gitmez. Bülent Ersoy, çok doğru bir şey söyledi. Çocuğum olsa göndermem dedi. Anneler artık, Allah Allah diyerek göndermiyor çocuklarını.

    Bu çelişkilerden doğan psikolojik rahatsızlıklar geçirdim. Halüsilasyonlar görüyorum. Rüyamda birileri talimat veriyor bana. Sıçrıyorum. Aman Allahım, içtimaya mı geç kaldım? Birisinden laf mı yiyeceğim? Kavram karmaşası yaşıyorsunuz. Gece kalkıyorum, bilinçsiz bir şekilde bir yerlere gidiyorum. Bir kendime geliyorum, tugay içtimadayım, alay içtimadayım. 14 nolu kulenin önündeyim. Ben ne yapıyorum burada?

    BENi HAPSE ATMAKTAN UTANMALISIN

    Enver Aydemir'in vicdani reddine kendini islamcı olarak tanımlayan çevreler, basın sessiz kaldı. Ordu hala "Peygamber ocağı" olarak kutsal mı sayılıyor?
    Peygamber ocağı denmesinin sebebi sünneti seniyenin yaşanıyor olmasıdır. Eskiden orduda neler öğretilirmiş? Şimdi insanları hep tehditle, cezalarla dize getirmeye çalışıyorsunuz. Ben bu vatanın askeriysem beni hapse atmaktan, bana tutanak tutmaktan utanmalısın. Acemiliği 30 gün değil, 100 gün yap. Salatalık bile ne kadar sürede yetişiyor. Bir asker yetişmez 30 günde. Sonra hadi git. Şehitliğe dayandıracaksan, ne olduğunu anlat. Çanakkale savaşlarında şu söylenir: Ön siperde kurşun atarken, arka siperde Kuran okunuyordu. Allah Allah diye taarruza geçiyordu. Öyle bir inanç yok şimdi. Mesela mesai saatleri içerisinde namaz kılanlar askeri mahkemeye gönderilecektir diyor. Seni namaz kılıyor diye göndermiyor. Kılıfı da bulunmuş; emre itaatsizlikten gönderiyor.

    DEVENiN NERESi DOĞRU?

    Peki basın neden sessiz kalıyor?

    Deveye demişler ki, neren eğri? O da "nerem doğru ki" demiş. Şu anda doğrultulması gereken o kadar çok şey var ki. O kadar çok yer var ki. Basın korkuyor bir takım şeylerden. Askeriyede bir Albay vasfını bırakın, bir başçavuş vasfında birinin yargılandığını duymadım. Hiçbir şey yapamazsa kendi askerini öldürüyor, sanal bir takım şeyler yaratıyor. Şu gün sanal düşmanlarımızı kafamızdan sildiğimizi düşünün? Bu insanlar nasıl revaçta olacak? Bu insanlara kim prim verecek, kim alkışlayacak?

    MÜSLÜMANIN MÜSLÜMANA YAPTIĞI ŞEHiTLiK DEĞiLDiR

    "Kürt kardeşlerimizi hedef aldık" sözünüze geri dönmek istiyorum. Müslümanlar, Filistin'de yaşanan zulüm başta olmak üzere, Bosna'da, Çeçenistan'da ve Doğu Türkistan'da, Müslümanlara yönelik zulme tepki gösteriyor. Kürtler söz konusu olunca sessiz kalınıyor. Ama Kürtler de kendilerini Müslüman olarak tanımlıyor?

    Peygamber efendimiz "Müslümanlar ölene kadar tenkit edilmeli, uyarılmalı" der. Devamlı düşünmeliyiz; yapılan ezayı, cefayı. Zulmü düşünmeliyiz. Şehitliğin, gaziliğin belli bir ölçüsü vardır. Müslüman ordularda, cihatlarda şehitlik mertebesi vardır. Müslümanın müslümana yaptığı bir şehitlik değildir. Biz neden böyle yapıyoruz? Nerede hata yapıyoruz? insanların artık şu "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" zihniyetinden kurtulması lazım.

    GÖREViMi YAPIYORUM

    Aileniz, çevreniz bu kararınızı nasıl karşıladı?

    Milliyetçi, muhafazakar kökenden gelen birisinin ailesinin bu tarz bir olayı desteklemesini düşünemiyorum. Ailemden herhangi bir destek görmüyorum. Eşim bu konuya baştan karşı çıkıyor. Bunlarla uğraşmamı istemiyor. insan olarak, bir müslüman olarak ben görevimi yapıyorum. Haksızlık karşısında susan şeytandır. Ben şeytan değilim. Benim gücüm yetiyor, ben dilimle yapıyorum. Elimle gücüm yetse, elimle çeki düzen vereceğim bu düzene, çekeceğim, çevireceğim, şöyle yapacağım, böyle yapacağım. Dilimle karşı çıkıyorum. Yarın birgün beni kışlaya sokmaya çalışacaklar. Elimle karşı çıkacağım. Bana kamuflaj giy diyecekler, giymeyeceğim. Şu an firari görünüyorum ama kaçmayacağım.

    ONLARIN NE YAPACAĞINI BiLiYORUM, ONLAR BENi BiLMiYOR

    Bir çok vicdani retçi, askerlik yapmama hakkını kullanacağını açıklamasının ardından aylarca tutuklu kaldı, işkenceler gördü. Bunları düşünüyor musunuz?

    Bunları düşünmemek elde değil. Ama orda bir açıklama yaptım. Ben onların ne yapacağını biliyorum. Onlar benim ne yapacağımı bilmiyor. Allah yolu nedir? Hak yoludur. Hak nedir? Kişinin özlük hakları. Ben şimdi hakkımı arıyorum. insanlara örnek teşkil edebilecek bir olayı gerçekleştiriyorum. Beni götürecekler, hayali bir takım şeylerden yargılayacaklar. Emre itaatsizlikten, toplum önünde emre itaatsizlikte ısrar, firardan, belki vatana ihanetten yargılayacaklar. Burada bir haksızlık söz konusu. Bir takım şeylerden vazgeçmişim, Cem Yılmaz'ın tabiriyle "şalteri kapatmışım." Falaka ne bileyim disko cezaları. insanların şunu görmesi lazım. Benim nüfus cüzdanımda TC vatandaşı yazıyor, dini islam yazıyor. Bir ulus devletiz. Adı üstünde Türkiye. Bir devlet kendi milletinden, kendi kanından, kendi canından olan bir vatandaşına neler yapabilecek, neler yapacak? Bunu kamuoyunun vicdanına bırakıyorum. insanlar bunu görecek.

    DOĞRULARIMI BIRAKIRSAM YAŞAMANIN ANLAMI OLMAZ

    Bana hayatını mahvettin diyorlar. Özgürlüğün olmadığı bir yerde yaşamak, zulmün içinde yaşamak zaten bitmektir. 10 ayda benim canım çıkmaz doğru. Kesinlikle kararlıyım, o kamuflajı giymeyeceğim, o hücrede kalmaya razıyım. Benim doğrularım var ve ben bu doğrular üzerinde yaşıyorum. Ben bu doğruları bir kenara bıraktığım zaman zaten yaşamamın bir anlamı kalmaz. Yanlış anlaşılmasın. intihar ederim demiyorum. Buna inançlarım müsaade etmez.

    HERKES KADERiYLE YÜZLEŞSiN

    Askerlik çağındaki gençlere, askerlere bir mesajınız var mı?

    Sağa sola çizikler atarak, şafak sayarak bu işi yapmayın. Eğer gün sayıyorsanız, eğer bunalıyorsanız; kendinize eziyet ızdırap etmeyin. Çünkü buradan çıktığınızda kişiliğinizi, benliğinizi, onurunuzu, haysiyetinizi yitirmiş bir şekilde çıkacaksınız. Özellikle asker kaçakları için bir şey söylemek istiyorum. Kaçmakla olmaz. Herkes kaderiyle yüzleşsin. Bir şey elde edemezler. Çok fazlalar. Kimse tutup da 500 bin kişiyi hapse atamaz. Tutup da yargılayamazlar. Bunları göze alsınlar ve biraz cesur olsunlar.

    http://www.etha.com.tr/Ha...gamber-ocaginda-mukaddes/

    --spoiler--
    2 ...
  10. kutsiye bozoklar

    1.
  11. 68 kuşağının devrimcilerinden.
    sosyalist bir aydındır.
    ışık kutlu mahlasıyla uzun süre atılım gazetesi'nin ortakça köşesinde yazarlık yapmıştır.
    16 temmuz 2009 tarihinde bundan 36 yıl önce bir polis kurşunuyla yaralanan vücudu aramızdan ayrılmıştır. akıntıya karşı duruşuyla, direnişiyle unutulmayacak olan bir eğitici bir yapıcıdır.
    ...

    içli bir ezgi tadında yaşamak istiyorum.
    -her söylenişte güzelleşen-

    Şarap tadında sevilmek
    -en iyi bağ bozumlarının ürünü-

    ve sevmek şiircesine

    Yepyeni bir dünya için
    değişmek ve değiştirmek hiç durmadan

    ve usulca ölmek sonra
    -tohuma durmuş çiçek gibi-

    iNSAN olmanın sevinciyle
    ve sonsuz hüznüyle ardında
    aydınlık bir sabah bırakmanın
    4 ...
  12. sosyalist gençlik derneği

    1.
  13. bu sene 'kriz derinleşiyor gençlik "deniz"leşiyor' şiarıyla 5. uluslararası kampını gerçekleştirecek olan gençlik derneğidir.

    21-28 Ağustos tarihlerinde Sotes Tatil Köyünde (dikili-izmir) gerçekleşecek kampın ayrınıtlı bilgisi için http://sgdf.biz/sgdf_yaz_...5_uluslararasi_yaz_kampi/

    iletişim: sgdfkamp09@gmail.com *
    3 ...
  14. lgbtt haklari platformu

    1.
  15. içerisinde şu yapıların bulunduğu platformdur:
    izmir travesti ve transeksüel inisiyatifi
    kaos gl derneği
    kaos gl izmir oluşumu
    lambdaistanbul lgbtt derneği
    morel lgbtt oluşumu
    pembe hayat lgbtt derneği
    piramid lgbtt diyarbakır oluşumu

    2008 yılı değerlendirmesini basın açıklaması yaparak bildirmiş platformdur:

    türkiye'de lgbtt bireyler için geçen sene zor ve üzücü bir yıl oldu.

    nefret cinayetleri, işkence, taciz, intihar, para cezaları ve çeteler, ev mühürlenmeler, yargısal süreçte homofobi ve lgbtt bireylere ve örgütlere yönelik örgütlenme hakkına yönelik ihlallerle dolu bir yılı geride bıraktık.

    türkiye'de bütün ötekiler için olduğu gibi eşcinseller için de "farklı bir türkiye" olduğunu gördük. ailelerimizle yaşadığımız sorunlar, devletle yaşadığımız sorunlar, hatta örgütlenirken karşılaştığımız sorunlar bile farklılaşabiliyordu. bir yıl içinde bizim için farklı bir türkiye’yi gözlemledik. eşcinsellerin türkiye’sinde, ev mühürlenmeleri, ağır tahrik indirimleri, eryaman-esat olayları, işkence ve kötü muamele ile dolu bir yıl yaşadık.

    bu rapor da eşcinsellerin türkiye'sini anlatıyor.

    2008 yılında türkiye'de neler oldu?

    * ankara'da trans olmanın bedeli 125 ytl olmaya devam etti.

    ankara'da trans bireylere yönelik polis, kabahatler kanununu ileri sürerek 125 ytl para cezası kesmeye devam etti. trans bireylerin kabahatler kanunu üzerinden kesilen para cezalarına yönelik itirazların mahkemeler tarafından kabul edilip para cezaları iptal edilse bile trans bireyler para cezası kesilmesi bahanesine keyfi gözaltına alındılar ve kötü muameleye maruz kaldılar.

    * istanbul'da polis, evleri mühürledi ve translar sokakta yaşamak zorunda kaldılar.

    istanbul beyoğlu bölgesinde, transeksüellerin yaşadıkları evler ve evlerin olduğu apartmanlar polis tarafından keyfi bir şekilde mühürlenmekte ve sadece trans bireyler değil komşuları da sokakta yaşamak ile karşı karşıya kalmaktadır. polis apartmanları mühürleyerek aynı zamanda transeksüellerin komşuları ile kurduğu ilişkilere de zarar vermektedir.

    * lgbtt mülteciler, türkiyeli lgbtt'lerin yaşayamadığı şehirlerde yaşamak zorunda kalıyorlar.

    özellikle iran'dan ölüm korkusu ile türkiye'ye gelen lgbt mülteciler, içişleri bakanlığının yönlendirdiği uydu kentlerde yaşamak zorunda bırakılıyorlar. bu şehirlerde yaşamak zorunda kalan lgbtt mültecilere insan hakları ihlallerine karşı korunmasız bırakılıyorlar.

    * 2008'de ölümün soğuk yüzüyle tekrar tekrar karşılaştık...

    ahmet yıldız... ölüm tehditleri aldığı için ailesinden şikâyetçi olmuştu. 17 temmuz 2008'de uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü. cinayeti halen aydınlatılmadı, soruşturması hakkında hiçbir bilgi verilmiyor. hatta bir soruşturma olup olmadığından da habersiziz.

    12 kasım'da dilek ince pompalı bir tüfekle öldürüldü. dilek, bizim tanıdığımız ismiyle "bahar", eryaman davasının ilk şikâyetçilerinden biriydi ve sadece transeksüel olduğu için öldürüldü.

    ankara eryaman'da yaşanan saldırılar esat'ta devam etti. olaylar sonrasında pembe hayat lgbtt derneği’nin yürüttüğü çabalar sonrasında yakalanan çete yargılandı ve ilk defa lgbtt bireylere yönelik işlenen suçlar örgütlü suçlar kapsamında değerlendirildi. ve eryaman çetesine, yargı "çete" dedi.

    2008 raporu ile eşcinsel, biseksüel ve transeksüel kadın ve erkeklerin maruz kaldığı ayrımcılığı ve şiddeti gözler önüne sermek istiyoruz. bu rapor görmediğimiz, görmek istemediğimiz, haberdar olmadığımız ya da seyirci kaldığımız ihlalleri unutmamak ve unutturmamak adına yazıldı.

    bu raporların yazılmayacağı günlerin artık gelmesi umuduyla

    not: 2008 raporunun kitabı kaos gl ve lambdaistanbul derneklerinden temin edilebilir
    1 ...
  16. birruh biddem nefdike ya filastin

    1.
  17. arapça 'kanımızla canımızla seninleyiz filistin' demektir.
    0 ...
  18. fabrika isgalleri

    1.
  19. son günlerde sıkça duyduğumuz işgallerdir. insan yerine konulmak için işgal etmek zorunda kalan işçilerin yaptıklarıdır.

    -tofaş işçileri, iş ve aşlarını savunmak için 17 ekim günü fabrikayı terk etmeme eylemi yaptı. bosch'ta da işçiler eyleme geçti. meko işçileri de, sınıf kardeşlerine bosch önünde toplanarak destek verdi. eylemlere yaklaşık 3 bin işçi katıldı. eylem, sendikanın araya girmesi ve işçileri vazgeçirmesi ile sona erdi.

    - key tekstil işçileri, kasım ayının başında üç aydır ödenmeyen maaşları için fabrikayı işgal etti. patronun bekçisi polis, işçilere saldırdı. işçiler, şöyle isyan etti: "suçlular, patronlar içeride, işçiler dışarıda!"

    - gebze'de, petrol-iş sendikası'na üye 11 işçi işten atılınca, kasım'ın ikinci haftası direnişe geçti, fabrikaya kapandı.

    - cebeci yemekhanesinde direnişin menüsünde 19 kasım'dan sonra işgal vardı. ankara polisi, 5 aralık sabaha karşı ankara üniversitesi cebeci kampüsü'nde süren yemekhane işgaline saldırdı, 40 işçi ve öğrenciyi gözaltına aldı.

    - 400 prysmian işçisi, 25 kasım'da fabrikaya kapandı. metal işçileri, grup toplu iş sözleşmesinde patronların dayatmalarını kabul etmeyeceklerini haykırdı.

    - gebze'de ford, otosan gibi firmalara otomobil parçası üreten dostel makine'de ücretsiz izin dayatması, 27 kasım'da kıyıma dönüştü. işçilerin tepkisi sert oldu. gündüz 8.00-16.00 vardiyası işçileri fabrikayı terk etmedi. 16.00-24.00 vardiyasındaki işçiler ise üretim yapmadı.

    - ve son olarak, brisa lastik ve sinter metal fabrikaları işçileri, patronun işten atma saldırısına, iş yerinin işgali ile yanıt verdi...

    işgalci bir işçi şöyle diyor: "bizler hayvan değiliz. bizler insanız ve insan gibi davranılmayı hak ediyoruz."

    işgale, direnişe bin selam!
    1 ...
  20. gazze icin acil yardim toplamak

    ?.
  21. filistin halkıyla dayanışma derneği, israil saldırıları karşısında gazze'de yaşanan insanlık dramına türkiye'den mütevazi bir adımla destek oluyor. filistin dostları, bugünden itibaren ilaç ve tıbbı malzeme kampanyası başlattığını duyurdu.

    filistin halkıyla dayanışma derneği başkanı füsun bandır, siyonist israil devletinin dünyanın gözü önünde yarattığı katliama seyirci kalmayacaklarını söyledi. bandır, özellikle abluka altında tutulan ve ağır ambargo uygulanan gazze'de yaralı ve hastaların tedavi ihtiyaçlarının karşılanmasında ciddi sıkıntılar olduğunu belirtti. hastanelerde en temel tıbbi ihtiyaçlara ulaşmakta dahi zorluklar bulunduğunu ifade etti.

    fhdd başkanı bandır, bugünden itibaren ilaç ve tıbbı malzeme kampanyası başlattıklarını duyurdu. kampanyaya katkıda bulunmak isteyenlerin dernek merkezine başvurabileceklerini belirtti. bandır, duyarlı tüm halkın kampanyaya destek sunmasını istedi.

    fhdd'den yapılan açıklamada; toplanacak tıbbi malzemede öncelikler; 1- cerrahi malzeme (alçı bezi, neşter, sargı bezi, iğne, eldiven, pamuk, dikiş ipi.. v.s), 2- i.v./i.m. antibyotik ve i.v./i.m. analjezik (ampul şeklinde), 3- serumlar (her türlü): dekstroz, izotonik, hipotonik., 4- elektrolit ampulleri: potasyum... olarak açıklandı.

    yardım kampanyasına katılmak isteyenler için derneğin iletişim bilgileri ise şu şekilde:

    hüseyin ağa mah dudu odalar sk. no:10 kat:3 galatasaray / beyoğlu tel: 0 (212) 251 88 97 / gsm: 0 (535) 586 75 54 posta@filistindayanisma.org
    http://www.atilim.org/hab...il_yardım_topluyoruz.html
    2 ...
  22. nazım hikmet marksist bilimler akademisi

    1.
  23. eğitim alanında kurulan yeni bir sosyalist mevzidir. 20 aralık 2008 tarihinde taksim gümüşsuyu'nda açılacak olan akademi yaptığı açıklamada şöyle demiştir: "akademimiz, marksizmi dünya görüşü olarak referans almakta ve eğitimin yönü ve içeriğine de buradan bakmayı uygun bulmaktadır. akademimiz burjuva gerici şoven eğitim sistemine cepheden karşı duruşun adresi olacaktır. bu akademi, sosyalizm amacı doğrultusunda yeni kuşakları eğitmeyi, bilimle hayatı buluşturmayı, bilimle toplumsal mücadeleleri buluşturmayı, sosyalist bir aydınlanma ocağı olmayı, eğitim alanında sosyalist bir mevzi olmayı hedeflemektedir."

    nazım hikmet marksist bilimler akademisi, önceki yıllarda beksav bünyesinde gerçekleşen "hayat ve hayal bilgisi dersleri" deneyimine dayanıyor.

    tarih, felsefe, politik ekonomi, kadın, siyasal bilimler gibi kürsülerin kurulacağı akademi'de şu ana kadar netleşen dersler ve eğitimcilerden bazıları şu şekilde:
    abd, ortadoğu, türkiye (haluk gerger), objelerle insanlık tarihi (alaaddin şenel), milliyetler ve halklar (ragıp zarakolu), osmanlı tarihi (taner timur), resmi ideoloji ve kemalizm (osman özarslan), sosyalizm ve devrimler tarihi (mukaddes erdoğdu çelik) felsefe tarihi (bayram kaya), aydınlanma felsefesi (betül çotuksöken), türk düşünce tarihi (bayram kaya), hukuk (ercan kanar), türkiye'de siyasi partiler, siyasi akımlar (selim sezer), politik ekonomi (ibrahim okçuoğlu), emperyalist küreselleşme (alp altınörs), kadın sorunu ve sosyalizm (mukaddes erdoğdu çelik), kadın mücadele deneyimleri atölyesi, kadın ve hukuk (ezilenlerin hukuk bürosu avukatı sezin uçar).

    ayrıca akademi bünyesinde kurulacak dil atölyesi'nde ingilizce ve arapça dersleri verilecek.
    12 ...
  24. aile kelimesinin kokeni

    1.
  25. "bir tek adama ait kölelerin bütünü" anlamına gelen familia kelimesidir. familia fanulus denen evcil kölelerin topluluğudur ve bir adamın yönetimindedir.
    tarih öncesi çağlarda ortaklaşa evlilikten iki başlı evliliğe geçişle birlikte erkeğin komün içindeki konumu iktisadi ilişkiler ile güçlenmiştir. anaerkiden ataerkiye geçişin kabulu sayılan bu dönemden sonra tek başlı evlilik sistemine yine iktisadi ilişkilerin sebep olduğu kadının ikincilleşen konumu yüzünden geçilmiştir ve familia sözcüğü de bu konumlanışları tanımlamak için kullanılır.
    0 ...
  26. tecavüze uğrayan kadının yapması gerekenler

    1.
  27. Eğer bakireyse, ilk yedi gün içinde fiziksel rapor almak için hekime başvurmalıdır

    Bakire değilse, olay sonrası kesinlikle yıkanmadan ilk 48 saat içinde fiziksel rapor için Savcılık ve Adli Tıp Kurumu'na (ATK) başvurmalıdır. Savcılığa başvurmanız halinde savcılık sizi ATK'ye sevk edip durumu rapor altına alacaktır.

    Tecavüzcüye ait herhangi bir izi (tırnak parçası, kan örneği, saç kılı vb.) yok etmeden derhal savcılığa bildirmelidir.
    Tecavüz sırasında giyilen kıyafet ve iç çamaşırlarda yapılacak araştırmada önemli olup, kıyafetler de hiçbir şekilde yıkanmadan savcılığa bildirilmelidir.

    imkanı varsa derhal avukata, kadın kurumuna veya insan hakları kurumuna başvurarak hukuki takip başlatmalı, suç duyurusunda bulunmalıdır.

    Belli bir süre geçtikten sonra yaşadıklarını açıklamaya karar verirse, ispatlayamam kaygısına kapılmamalıdır. Yaşanan mağduriyetin, "psikolojik rapor" ile de tespiti mümkündür. Hastanelerden alınacak psikolojik rapor yaşanan travmayı ispat için yeterlidir.

    Suç duyurusunda bulunan kadın, eğer tecavüzü hakkında dava açılırsa, davayı mümkünse avukatlar aracılığıyla takip etmelidir.

    Türkiye'de iç hukuk yolları olumsuz şekilde kapanırsa, mutlaka Avrupa insan Hakları Mahkemesi'ne (AiHM) başvurmalıdır.

    daha ayrıntılı bilgi için; http://eski.bianet.org/be...cavuze_karsi_mucadele.pdf
    88 ...
  28. otobusteki kadin

    1.
  29. 08.11.08 tarihli bir yıldırım türker yazısıdır:

    'karaların yeri neresi/bu atlı karıncada;/binmek istiyorum, söyleyin bana/güneyde bir kasabada/beyazlarla karalar/oturamaz yan yana/güneyde trenlerde/zenci vagonu ayrı/otobüste yerimiz en arkada/ama atlı karıncada/yok ki arka sıra/hangi ata bineyim/benim derim kara' diye soruyordu langston hughes, kara bir çocuğun ağzından.
    bundan 53 yıl önce bir gün rosa parks adlı siyah bir kadın, otobüste beyazlara yer vermeyi reddetti. o an, sivil direniş tarihinin şanlı bir sayfasını çevirdiğini bilmiyordu elbet. ama artık canına tak etmişti.
    rosa parks'ın, insanlığın büyük bir utancına başkaldırışı, tarihi tesadüflere yazdırmayı seven pembe dizi tarihçileri tarafından heyecanlı bir hikayeye dönüştürüldü:
    yaşlı bir terzi kadın, o gün çok yorgundu. siniri tepesindeydi. kalkmadı. buradan başladı siyah ayrımcılığına direniş. rosa anlatıyor:
    "insanlar sürekli o gün yerimi yorgun olduğum için vermediğimi söylüyorlar, ama bu doğru değil. fiziksel olarak yorgun değildim, ya da genelde bir işgünü sonunda olduğumdan daha yorgun değildim. yaşlı da değildim. bazıları o zamanlar yaşlıymışım gibi bir imge yaratıyor. 42 yaşındaydım. hayır, tek bir yorgunluğum vardı, pes etmekten yorulmuştum."
    tarihe 'montgomery otobüsü olayı' olarak geçen bu dönüm noktasında yakılan bir kibrit ayrımcılığa direnenlerin yolunu aydınlatıyor hâlâ.
    rosa parks, herhangi bir yaşlı işçi kadın değildi.
    yoksul doğmuştu. babası marangoz, annesi öğretmendi. hayatı kendi ırkından, kendi sınıfından gelen milyonlarınki gibi bir engelli koşuydu. çoğu, açlıktan, itilip kakılmaktan, hastalıklardan, suç ve cezadan genç yaşında terk ederdi koşuyu. eşitlik ve demokrasi meşalesini kimselere kaptırmayan ülkesinde her ikisinden de beslenemeyecek durumdaydı. fırsatların eşitliği tok beyazlar içindi. büyükkanesiyle hastalanan annesine bakmak için eğitimini tamamlayamadı . anlatıyor:
    "kölelikten 13 yıl sonra 1913'te doğdum. okumama izin veriliyordu, öğretmen olan annem çok küçük yaşta bana okumayı öğretti. ilkokulum küçük bir binaydı ve tüm çocuklar için tek öğretmen vardı. çoğu zaman ailelerin maddi gücü yetmediği takdirde kitap kalem gibi ihtiyaçlarınız karşılanmazdı. ama çocuklar paylaşmayı bilirdi."
    1932 yılında raymond parks'la evlendi. hizmetçilik yaptı. eğitimini dışarıdan bitirdi. oy hakkını kazandı. eşiyle birlikte siyasete katıldı. 1943 yılında insan hakları hareketinin etkin bir üyesiydi.
    o gün yerini beyazlara vermeyi reddeden rosa'nın yanına otobüsün şoförü geldi. kalkmazsa polis çağırıp kendisini tutuklatacağını söyledi. rosa'nın kılı kıpırdamadı: "istediğinizi yapabilirsiniz." rosa'nın tutuklanması, amerika'nın tarihinde geri dönüşü olmayan bir ayaklanma başlattı.
    siyah örgütler bir araya geldi. martin luther king, rosa'nın direnişinin açtığı yolda büyüdü ilk. montgomery otobüs boykotu'nun sorumlusu seçildi. mücadeleye başlamanın tam sırasıydı. rosa, fitili ateşlemişti.
    her sabah siyahlar işlerine yürüyerek ya da bisikletle gitmeye başladı. boykot, olağanüstü başarılı olmuştu. otobüs yolcularının yüzde 75'ini oluşturan siyahların otobüs boykotu otorite tarafından terörizmle suçlandı. yılmadılar. otobüs şirketleri zararla başa çıkamaz hale gelip daha fazla direnemediler. 382. günün sonunda otobüslerdaki ırk ayrımcılığı uygulamaları sona erdirilmişti.
    dünyanın kapısı olan ve olmayan her yerine gelmişti sıra.
    rosa, tutuklandıktan sonra işinden atıldı, montgomery'i terk etmek zorunda bırakıldı. ama yoldaşlarıyla birlikte coşkuyla sürdürdü hak mücadelesini. 1963 yılında martin luther king'in tarihin en ünlü metinlerinden biri olan 'bir rüyam var' konuşmasını yüz binlere dinletmesinin yolunu açan rosa'nın 'hayır' demesiydi.
    ömrü boyunca genç siyah çocuklara, kapısını çalan herkese insan hakları mücadelesi eğitimi verdi. defalarca onurlandırıldı. 1990 yılında mandela'yı karşılayacak heyete davet edildi. mandela onu gördüğünde boynuna sarılarak, "hapiste olduğum sürece hep bana destek oldun" diyecekti.
    öleli üç yıl oldu. rüyasının gerçekleştiğini göremedi elbet. belki torunları da tam olarak göremeyecek. ama rosa parks, rüyasını dile getirmişti bir kez. o rüyayı paylaşanlar çoğalıyor. bir gün. mutlaka.
    0 ...
  30. hüseyin üzmez kararı geri alınsın

    ?.
  31. 14 yaşında bir kız çocuğuna cinsel istismar suçu ile yargılanan 78 yaşındaki hüseyin üzmez ile ilgili 27 ekim tarihinde bursa 4. ağır ceza mahkemesi tarafından tahliye kararı verilmesi üzerine bu kararın geri alınması için adalet bakanlığı'na iletilmek üzere ibaşlatılmış imza kampanyasıdır.

    huseyinuzmezkararigerialinsin.com/
    0 ...
  32. kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü

    1.
  33. tam adı kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü'dür.
    25 kasım 1960 tarihinde, dominik cumhuriyeti'nde trujillo diktatörlüğü'ne karşı mücadele yürüten üç kız kardeş patria, minerva ve maria teresa tecavüz edilerek katledilmiştir.
    vahşice öldürülen bu üç kız kardeşten patria teresa rujillo diktatörlüğüne karşı en büyük hareket olan clandestina'yı kurmuş ve diğer iki kardeşi de bu harekete katılmıştır. 1960 yılında diktatörlük karşısındaki en büyük iki gücü clandestina ve kilise olarak açıkladı. bu açıklamanın üzerine 25 kasım 1960 tarihinde üç kız kardeş tecavüz edilerek katledildi.
    kadına yönelik bu şiddet dolu insanlık dışı katle karşı direniş ateşi harlandı ve diktatörlük yıkıldı.
    1981 yılında kolombiya'da toplanan latin amerika kadın kurultayı'nda özgürlük için mücadele yürüten mirabel kız kardeşlerin anısına 25 kasım, "kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü" ilan edildi.

    bugün 25 kasım şiddetin olduğu yerde direnişin olacağını ve dayanışmanın elzem olduğunu kadınlara hatırlatan önemli günlerden biridir. gün kadına yönelik şiddetin aleni meşruiyetinin ilanını sergilerken mirabel kız kardeşlerin yaktığı ateş kadınları üzen "üzmez"lere de yetecektir...
    2 ...
  34. 25 kasim 1960

    1.
  35. dominik cumhuriyeti'nde trujillo diktatörlüğü'ne karşı mücadele yürüten üç kız kardeş patria, minerva ve maria teresa'nın tecavüz edilerek katledildiği tarihtir.
    bu olay üzerine diktatörlüğe karşı direniş artmış ve diktatörlük devrilmiştir.

    1981 yılında kolombiya'da toplanan latin amerika kadın kurultayı'nda özgürlük için mücadele yürüten mirabel kız kardeşlerin anısına 25 kasım, "kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü" ilan edildi.

    (bkz: kadına yönelik şiddete karşı uluslararası mücadele günü)
    1 ...
  36. emek orgutlerinin krize karsi miting duzenlemesi

    ?.
  37. devrimci işçi sendikaları konfederasyonu ve kamu emekçileri sendikaları konfederasyonu'nun bugün ankara'da düzenledikleri basın toplantısında mali krize karşı 29 kasım'da ankara'da miting düzenleyeceklerini açıklamasıdır.
    kesk genel sekreteri emirali şimşek, yaptığı ortak açıklamada, "başta doğalgaz ve elektrik olmak üzere temel ihtiyaç maddelerine yapılan fahiş zamlar, halkın gündelik yaşamını olumsuz etkiliyor. geniş bir toplumsal karşı çıkış yaratılamazsa, bu zamlar artarak devam edeceğe benziyor." dedi. 2008 yılı başından itibaren türkiye ekonomisinin büyük bir daralma içinde olduğunu söyledi.
    açıklamada okunan ortak program şöyle;

    - önümüzdeki hafta başından itibaren, tüm illerde; sendikalardan meslek odalarına, siyasi partilerden derneklere, emeklilerden ev kadınlarına, çiftçilerden gençlere kadar toplumun her kesiminden yurttaşımızın katılımıyla "krize karşı emek ve demokrasi platformları" oluşturulacaktır.

    - 11 kasım'da kesk ve disk genel başkanları tarafından, "krizden çıkış için emek ve demokrasi programı" kamuoyuna açıklanacaktır.

    - 15 kasım'da türkiye'nin her yerinde şehir merkezlerinde, oturma eylemleri ve basın açıklamaları yapılarak, akp hükümeti'nden, "zamları geri alması" ve "emekten ve demokrasiden" yana bir programı hayata geçirmesi istenecektir.

    - 29 kasım'da kesk ve disk'in çağrısıyla türkiye'nin dört bir yanından bir araya gelecek on binlerce kişiyle birlikte ankara'da, "krize, işsizliğe, yoksulluğa ve zamlara karşı emek, barış ve demokrasi mitingi" gerçekleştirilecektir.
    2 ...
  38. ibrahim okçuoğlu

    1.
  39. türkiye'deki elle tutulur birkaç marksist politik ekonomistlerdendir. şeker gibi insandır.
    kitapları:
    kapitalizmde eşitsiz gelişmenin ve rekabetin tarihi(5 cilttir)
    türkiye de kapitalizmin gelişmesi iç pazarın oluşma süreci tarihsel yaklaşım (3 cilttir)
    materyalist felsefe
    marksist teoriye katkıda stalin
    sverdlov urallı delikanlı (çeviri)
    0 ...
  40. uluslararası iş sağlığı işçi güvenliği konferansı

    1.
  41. tam adı uluslararası iş sağlığı ve işçi güvenliği bölgesel konferansı olan konferanstır.
    çalışma bakanlığı'nın düzenlediği konferanstır. 2-3 kasım tarihlerinde istanbul lütfi kırdar sergi salonu'nda düzenlenecektir.
    çalışma bakanlığı iş cinayetlerini engellemek yerine iş yeri güvenliğini taşeron firmalara teslim etmek için yasal düzenlemeyle uğraşırken böyle bir konferansa sendikalar ve meslek örgütleri, hem katılacak, hem de yapacakları eylem ile meclis'te gün sayan yasa tasarısını protesto edecektir.

    disk, kesk, ttb, tmmob ve herkese sağlık güvenli gelecek platformu, daha önce yaptıkları açıklamada, "önce insan, önce sağlık, önce iş güvenliği" anlayışını temel almayan yasa tasarısına seyirci kalmayacaklarını duyurmuşlardı. bunu takiben 1 kasım 2008 günü lütfi kırdar kongre salonu önünde basın açıklaması yapıp salona bildiri dağıtacaklardır.
    0 ...
  42. pen duygu asena odulu

    1.
  43. duygu asena anısına verilen ödüldür. "ifade özgürlüğü" esas alınarak verilen ödüldür.,
    2006 yılında ipek çalışlar'ın latife hanım adlı eserine verilen ödül bu sene nazan aksoy, fatmagül berktay, aksu bora, ipek çalışlar, aslı güneş, serpil gülgün, müge iplikçi, orhan pamuk, pınar selek, nükhet sirman ve şirin tekeli'den oluşan seçici kurulun belirlediği iki esere verildi: ayşeğül altınay ve yeşim arat'ın ortak çalışması olan türkiye de kadına yönelik şiddet ve handan çağlayan'ın analar yoldaşlar tanrıçalar.
    0 ...
  44. gaziantep te paralı şifre ile derse girilmesi

    1.
  45. gaziantep üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu'nda uygulamaya konulan eğitimin aleni ticarileştirilmesi olayıdır:
    Bu yıl hazırlık bölümündeki yeni uygulamaya göre; Laboratuar derslerine artık şifre ile öğrenci alınacak. Tıpkı bileti olmayanın sinema salonuna giremeyip filmi izleyemeyeceği gibi şifresi olmayan öğrenci de derse giremeyecek. Derse alınsa da şifresi olmadığı için bilgisayarını açamayacak ve o dersten yine faydalanamayacak.
    Uygulamaya göre yabancı diller yüksekokulu müdürlüğü bir firma ile anlaşmış ve laboratuar derslerini bu firmanın internet üzerindeki sitesinden işliyor. Şifreler ise bu siteye girmek için kullanılıyor. Buraya kadar sorun yokmuş gibi görünebilir. Hatta bilgisayar üzerinden ders verilmesinin pek ala gelişime katkısı olabilir. Asıl sorun şu ki; Şifreler SATILIK. Parası olan şifre alıp derse girebilecek olmayan ise kapı önünde bekleyecek.
    ***

    anayasanın 42. maddesine göre eğitim insan hakkıdır ve bu hak ise devlet okullarında devlet tarafından karşılık beklenmeksizin karşılanır ve anayasa tarafından güvence altına alınır . biz bu hakkı (!) almak için önce har(a)ç vermek zorunda bırakıldık. bilim yuvasında sermayenin ahtapot gibi yayılışına tanıklık ettik. özel üniversitelerde parası ile okuma şansına sahip bir tabakanın oluşumunu usulca gözledik. biz istemesek yapamazlardı ama (afedersiniz) koyunluğun bir sonucu olarak bugün ders için ayrı para vermek zorunda kalıyoruz. artık yeter demenin zamanıdır.
    1 ...
  46. italya da ogrenci ayaklanmasi

    ?.
  47. italya'da günlerdir üniversitelerin boykotta, hemen hemen tüm halkın isyanda olması durumudur.

    --spoiler--
    Türkiye'de BirGün hariç hiçbir medya organında yer almayan fakat günlerdir italya gündemini sarsan oldukça önemli bir olay var. 3 yıl önce Fransa'da Sarkozy hükümeti CPE yasasını çıkartmaya çalıştığında olduğu gibi, italya"da da neredeyse tüm üniversiteler günlerdir öğrenci işgalleri ve ders boykotları ile çalkalanıyor, bütün şehirler eylem alanı. Peki ama neden?

    Nisan 2008'de yapılan seçimlerde SOL büyük bir hezimete uğradı ve Berlosconi, kurduğu sağ ittifakın aldığı yüzde 48 oyla, 3. kez Başbakanlığa hak kazandı. (Berlosconi'ye ayrı bir yazıda mutlaka ayrıntılı olarak değinmek gerekiyor). Komünistlerin italya tarihinde 1946'dan beri ilk kez meclis dışında kalması SOL açısından büyük bir şok oldu. Merkez solda yer alan (Veltroni'nin devraldığı) Prodi'nin partisi Demokrat Parti (PD) ise beklenen atılımı gösteremedi.

    Berlosconi hükümeti, göreve geldikten sadece 6 ay sonra (35 yaşında genç bir avukat kadın politikacı)Eğitim/Bilim Bakanı Mariastella Gemlini kapitalizmin işleyişine uygun neoliberal bir Eğitim Reformu (133 numaralı YASA)hazırladı. Sol tarafından italya tarihi boyunca kamu hizmetlerine yapılmış en büyük saldırı niteliği taşıdığı söylenen bu Reform tasarısı tüm ülkede üniversitelerin ve dahası ilkokulların ayağa kalkmasına sebep oldu.

    Napoli,Cenova, Palermo, Bari, Bologna, Roma, Siena, Floransa, Milano, Torino...italya"da tüm üniversitelerde işgal sürüyor, öğrenciler yaptıkları forum ve eylemlerle sürekli bir koşuşturma içinde... Roma ve Milano"da yüz binlerce insanın katıldığı kitlesel eylemler yapılırken, Cenova"da hafta içinde öğrenciler ve öğretim üyeleri tarafından Bilim Cenazesi düzenlenecek...

    Süreci üniversitelerde tüm öğrenci hareketleri birlikte örgütlüyor fakat üniversitelerde ve liselerde yıllardır örgütlü olan Öğrenci Sendikası/Birliği UDU"nun es geçemeyeceğimiz bir işlevi var, dolayısı ile Türkiye"de süren öğrenci sendikası GENÇ-SEN tartışmalarına da bir katkısı olabilir yaşananların. Bu sürecin önemi sadece öğrencilerin değil, üniversite çalışanlarının, öğretim üyelerinin ve de ebeveynlerin de hareketin içinde olması. Çarşamba günü Palermo Üniversitesi Rektörü öğrencilere, üniversite sitesinden ben de sizinleyim mesajı verdi. Dolayısı ile bütün italya ayakta dersek, abartmış olmayız.

    Gelmini'nin Eğitim Reformu paketi, üniversitelere ayrılmış olan kaynakları ciddi oranda düşürüyor, üniversitelerde sözleşmeli çalışmanın yaygınlaşmasını amaçlarken, pek çok sözleşmeli araştırmacının da yasayla birlikte üniversiteden atılmasını sözleşmelerin yenilenmemesini öngörüyor. Kamu üniversitelerinin kesilen fonlarının öğrencilerden alınacak harçların arttırılması ile karşılanılması ile kamu üniversitelerinin bir nevi özelleştirilmesi yaşanan süreç...

    Peki ilkokullar nasıl ve neden ayakta? italyan eğitim sistemine göre, ilk öğretim boyunca bir sınıfa (Türkiye'de olduğu gibi 1 değil) 3-4 öğretmen düşüyor, yeni reformla bu sayının 1'e düşürülmesi amaçlanıyor. Bu da hem pek çok öğretmenin işsiz kalması, hem de eğitim kalitesinin düşmesi anlamına geliyor. Öte yandan ilköğretimin de belli ölçüde paralı hale getirilmesi bir başka dönüşüm. Pek çok ebeveyn, çocukları ile ilkokulları işgal etmiş durumda, aileler toplantı yaparken, çocuklarla üniversiteli abileri, ablaları ilgileniyor. ilkokullara dair bir diğer değişiklik ise göçmen çocukları ile italyan çocuklarının, dil sorunu bahane edilerek, ayrı sınıflarda okutulması, bu maddenin de ırkçı bir ton taşıdığı ifade ediliyor... işgal içinde büyüyen bir kuşak, italyan'ın geleceği açısından oldukça umut verici.

    Tüm bunlara ek olarak, Cenova'da ki G-8 olayları sırasında yaşanan polis şiddeti ile kirli bir sabıkaya sahip olan Berlosconi, öğrencileri tehditten geri kalmıyor. Geçtiğimiz çarşamba, polis Milan"da tarihi tren istasyonunu işgal etmek isteyen öğrencilere saldırdı ve bazılarının yaralanmasına sebep oldu.

    Anti-Gelmini hareketi, son 20 yıldır italya'da yaşanan en büyük toplumsal hareketlerden birisi haline geldi, tam da kapitalizmin kriz günlerine denk gelen bu hareketin nasıl kazanımları olacağını birlikte izlemeye devam edeceğiz.
    --spoiler--
    http://www.birgun.net/wri...mp;month=10&year=2008
    0 ...
  48. karlar ozelken zararlarin sosyallestirilmesi

    ?.
  49. ekonomik krizlerin tipik sendromudur. iyileşme sürecinde kar peşinde koşanları kurtarma derdine zararlar halkın cebinden ödenir. bugün abd'de yapılan bu olduğu gibi yarın türkiye'de olacak olan da budur.
    (bkz: 2001 ekonomik krizi)
    2 ...
  50. ekonomik krizin das kapital satislarini artirmasi

    1.
  51. dünyanın birçok ülkesinde marx ve engels'in eserlerinin satışında artış olması ile kaçınılmaz bir sonuç olarak almanya'da belirtildiği üzere das kapital satışlarının 3 katına çıkması durumudur.
    2 ...
  52. tekstil iscileri kurultayi

    ?.
  53. 26 Ekim günü Mecidiyeköy Kültür Merkezi'nde düzenlenecek, tekstil işçilerinin ortak sorunları karşısında ortak çözümlerin geliştirileceği buluşmadır.
    Tekstil-Sen Eğitim Uzmanı Huri Vayiç'in konuyla ilgili röportajı kurultayın içeriğini özetler niteliktedir:

    --spoiler--
    Neden Tekstil işçileri Kurultayı?

    "8 saatlik iş günü, insanca yaşanacak ücret ve taleplerimiz için yürüyoruz" kampanyamızda yaptığımız anket çalışmaları bize bu fikri verdi. Emekçiler olarak, birliğimizi ve gücümüzü görmek, sorunlarımıza çözüm bulmak için bir kurultay toplamaya karar verdik.

    15 Eylül'de başlayan kampanyamız, 26 Ekim'de Mecidiyeköy Kültür Merkezi'nde sonlanacak. Kampanyamızın sonunda ayrıca kayıtsız, sigortasız işçi çalıştıran patronları Çalışma Bakanlığı'na şikayet edeceğiz, haklarında suç duyurusunda bulunacağız.

    Kurultay hazırlıkları için Esenyurt, Yenibosna, Sarıgazi, Okmeydanı, 1 Mayıs gibi tekstilin ve sömürünün yoğun olduğu pilot bölgelerde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kampanyamızda; anket, davetiye, bildiri, afiş, işçi kitle toplantıları gibi yöntemler kullanıyoruz.

    Tekstil işçilerinin sorunları neler?

    Türkiye'de 4 milyon tekstil işçisi var. Tekstil işçileri, kayıt dışı ve her türlü haktan yoksun olarak çalıştırılıyor. 2821-2822 sayılı sendikalar yasası, tekstilde örgütlenme önündeki en büyük engel. Taşeronluk, fason çalışma, kuralsız çalışma ve patronların baskısı, tekstilde çok yaygın.

    Ama AKP Hükümeti, işçilere değil patronlara "Teşvik Paketi" hazırladı. Kürtlerin yoğun olduğu illerinde açılacak 30 kişilik iş yerine, enerjide, vergide, sigortada büyük indirimler; ücretsiz yer tahsisi, sıfır faizli kredi, işsizlik fonundan yararlanma gibi kolaylıklar sağlanacak, taşınmada destekler sunulacak. Yanı sıra bölgesel asgari ücret ve kıdem tazminatının kaldırılması gibi düzenlemelerle işçinin yaşamın daha da cehenneme dönüştürülecek.

    Kot taşlama işçileri arasında çalışma yürütüyorsunuz. Nedir durum?

    Kimyasal maddelerle, herhangi bir işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbiri alınmadan çalıştırılan kot taşlama işçileri, tedavisi olmayan Silikozis hastalığı nedeniyle ölüme mahkum ediliyor. Oysa kot taşlama, 10 yıldır Avrupa'da yasak.

    Kot taşlama atölyelerinin çoğu kayıt dışı. Kot taşlama işinde genelde gurbette yaşayan genç işçiler çalışıyor. Türkiye de sadece 2 yerde meslek hastalıkları hastanesi var. Milyonlarca işçinin olduğu bir ülkede bu çok yetersiz.

    Kampanya çalışmalarında ne gibi sorunlarla karşılaştınız? Çalışmalarınızın sonuçlarını alıyor musunuz?

    Çalışmalarımıza ilk olarak, Esenyurt'ta Kot Sanayi Sitesi ve Evren Sanayi Sitesi'nde başladık. Esenyurt'ta yüzlerce bildiri ve davetiye dağıttık, anket yaptık, kot işçilerinin sorunlarını, yaşadıkları baskıları kamuoyuna taşımak için basın açıklaması yaptık. Akşamları işçi ailelerinin evlerine konuk oluyoruz, onları kurultayımıza davet ediyoruz. Yanı sıra, Esenyurt Hayat ve Sanat Derneği'nde işçi kitle toplantısı yaptık, işçi komisyonları kurduk. Bahçelievler Doğu Sanayi Sitesi'nde de çalışmalarımızı yürütüyoruz.

    26 Ekim Pazar günü, Mecidiyeköy Kültür Merkezi'nde düzenleyeceğimiz Tekstil işçileri Kurultayı hazırlıkları süresince, tekstil patronlarının saldırısına maruz kaldık. Jandarmanın engellemeleriyle karşılaştık. Biz bu durumu basına duyurduk.

    Bize gelen bilgilere göre, patronlar çalışmalarımızdan rahatsız olmuşlar. Öyle ki, patronlar çalışmalarımız boyunca işe sabahın erken saatlerinde gelmeye başlamışlar. işçiler ise çalışmalarımıza olumlu tepkiler verdiler. Bildirilerimizi alıp işyerinde arkadaşlarına dağıttılar. işçilerin bazıları sendikamıza üye oldu.

    Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Tekstil işçilerine buradan bir kez daha seslenmek istiyoruz: Kurultay, ortak sorunları karşısında ortak çözümlerin geliştirileceği buluşma olacak. Herkesi sorunlarına sahip çıkmaya çağırıyoruz.
    --spoiler--
    2 ...
  54. başbakanın komünistlere çamur atması

    1.
  55. kendisinde bulunan çamurdan komünistlerin de nasip görmesini isteyen başbakanın yaptığı eylemdir. kendisi tüm komünistleri çamur at izi kalsın"cılık ithamıyla yargılama hakkını nereden buluyor sormak gerekir tabi.

    [alıntı]
    başbakan çamurun daniskası
    istanbul (19.10.2008)- başbakan tayyip erdoğan, her köşeye sıkıştığında ya hakarete başvuruyor ya da kuyruklu yalana. başkanın son kuyruklu yalanı elazığ'dan. erdoğan, akp'nin elazığ merkez ilçe kongresi'nde, yolsuzluklarına haberlerinin "komünist iddiası" olduğunu söyledi.

    erdoğan şöyle konuştu: "ne olmuş, yolsuzluk nerede var, göster bakayım dendiği zaman ne yapıyorlar? iftira at, tutmazsa iz bırakır. teknikleri bu. bu zihniyet kimlere ait biliyor musunuz? bu komünistlere ait, geçmişte komünistler öyle yapardı. ve komünizmin en önemli dayanaklarından bir tanesi buydu."

    tayyip erdoğan, bundan kısa bir süre önce karadeniz derelerine hidroelektrik santral yapılmasına karşı çıkan çevrecilere, "dünyanın değişik yerlerinde böyle çevreciler var. 'ne yaparsınız' dersin. ele avuca gelecek hiçbir işleri yoktur. sadece boş vakitlerini değerlendirmek için yaptıkları iş budur. ben çevrecinin daniskasıyım. asıl çevreci benim" diyerek çamur atmıştı.

    tayyip'in diğer çamurlarında bazıları ise şöyle:

    -inanç özgürlüğünü savunan, yaşadıkları katliamların hesabını soran alevilere, "cemevleri ibadethane değildir" buyurdu. sonra yine 'en' iyi bilen olup alevi açılımları yaptı. "hazreti ali'yi sevmek alevilikse, ben herkesten daha aleviyim" dedi, iftar sofraları kurdu.

    -"kürt sorunu vardır, benim sorunumdur, devlet geçmişte hatalar yapmıştır" dedi ve partisindeki beyaz kürtleri işaret ederek, "kürtlerin asıl (en) temsilcisi dtp değil akp dir" diye buyurdu. ama aynı başbakan "düşünmezsen kürt sorunu yoktur" da demişti.

    -hakkını arayan üreticiye "ulan ananı al da git" diye çıkıştı.

    -insanca yaşam için ankara'da eylem yapan işçi ve emekçilere "bindirilmiş kıtalar" diye hakaret etti.

    ne de olsa erdoğan, ankara eski valisi nevzat tandoğan'ın "ulan öküz anadolulu! sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? milliyetçilik lazımsa onu biz yaparız. komünizm gerekirse onu da biz getiririz. sizin iki vazifeniz var: birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. ikincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek" geleneğinden.
    [/alıntı]
    http://www.atilim.org/hab...an_camurun_daniskasi.html
    7 ...
  56. kamu universitesinin ozel universiteye satilmasi

    ?.
  57. bahçeşehir üniversitesi'nin halka açık beşiktaş sahilini haberimiz olmadan parsellemesinin yanında mimar sinan güzel sanatlar üniversite'sinin beşiktaş'ta bulunan bölümlerini tek tek ele geçirmesi durumudur.
    msgsü bir bildiri yayınlamıştır. buyrunuz:

    [alıntı]
    "bahçeşehir: istanbul'un kalbinde kaçak bir üniversite
    msgsü kamuoyuna çağrı,
    bahçeşehir üniversitesi 2004 yılında beşiktaş'a taşındığından beri yasadışı bir genişleme politikası sürdürmektedir. bildiğiniz gibi bu yasadışı yayılmanın ilk mağdurlarından biri bizim üniversite oldu. msgsü'nün de ihmallerinden istifade eden bahçeşehir üniversitesi, fen-edebiyat fakültemizin eğitim yaptığı binalardan birini 2004 tarihinde ele geçirirken, bölümlerimizin bazıları apartman tarzı sıkışık mekânlarda eğitime devam etmek zorunda kaldı. ancak, bahçeşehir üniversitesi bununla yetinmedi, kaçak inşaatlar yapmaya, fen-edebiyat fakültemizin alanını daraltmaya devam etti. yanında bir kamu üniversitesi görmeye tahammül edemeyen bahçeşehir üniversitesi, kendi web sayfasındaki resimlerde fakültemizin bulunduğu yeri bile yeşillerle kapatmaktadır.
    gelin hep beraber bahçeşehir üniversitesi'nin yasadışı yayılma politikasına karşı çıkalım.
    bahçeşehir üniversitesi 2004 yılında beşiktaş'a taşındığından beri yasadışı bir genişleme politikası sürdürmektedir. yaklaşan yerel seçimlerden de yararlanarak, siyaset, iş ve basın dünyasındaki güçlü bağlantılarının sağlamış olduğu "dokunulmazlığın" gölgesinde, bahçeşehir üniversitesi yasadışı yayılma politikasına hızla devam etmektedir.
    1) yeşil alan görülen yerlere, bahçeşehir üniversitesi geceleri, hafta sonları ve bayramlarda yasadışı kaçak binalar dikmektedir. bazıları zaman içinde yıktırıldığı halde, bahçeşehir üniversitesi her seferinde daha "güçlenmiş" ve daha fütursuz bir tarzda kaçak binalar dikmeye devam etmektedir.
    2) daha önce bölgede bulunan, kiraladığı binalara imar düzenlemelerini hiçe sayarak kaçak katlar çıkmıştır.
    3) kendi kullanım alanındaki yeşil alanlara kaçak bina diken bahçeşehir üniversitesi beşiktaş sahil parkını başlangıçta sanki beşiktaş belediyesi ile birlikte yeniden düzenliyormuş gibi göstermiş, sonrasında bu yeri kendi kullanım alanına dahil etmiştir. zamanında, beşiktaş sahilinde halkın ortak kullanımına açık bir park olsun diye 650 bin ton toprağın denize doldurulmasıyla oluşturulan bu park, etrafı çevrilerek bahçeşehir üniversitesi'nin "bahçesi" haline getirilmiştir. artık sıradan bir vatandaş beşiktaş sahil parkına girmek istediğinde bahçeşehir üniversitesi'nin güvenlik görevlilerinin engeliyle karşılaşmaktadır.
    bahçeşehir üniversitesi kendini "istanbul un kalbinde bir dünya üniversitesi" olarak tanıtmaktadır. gerçekteyse "istanbul un kalbinde kaçak bir üniversitedir."
    tüm yetkililerden ve bahçesehir üniversitesi'nden şunları talep ediyoruz:
    * kaçak inşaat yaptırmaktan vazgeçin ve yaptırdıklarınızı yıkın.
    * parklar, şehrin bahçeleridir, bahçeşehir üniversitesi'nin değil. beşiktaş sahil parkını geri verin.
    sevgili msgsü'lüler bu sadece fen-edebiyat fakültesinin sorunu değil, tüm msgsü'nün ve kamu üniversitelerinin sorunudur. özel (vakıf) üniversiteler her türlü yollarla genişlemeye, büyümeye çalışırken, kamu üniversiteleri ellerindeki alanları, binaları bile kaybetmektedir. özel üniversiteler, istanbul'un merkezi yerlerine gelebilmek için çaba harcarken, biz elimizdeki binalara sahip çıkamıyoruz, alanlarının daraltılmalarına ve köhneleşmelerine izin veriyoruz. olanlarla "idare etmeyi", kaderimize razı olmayı öğreniyoruz.

    eğer bu gidişata dur demek istiyorsanız gelin bu taleplerimizi,
    23 ekim 2008 perşembe günü saat 13.00'de
    beşiktaş sahil parkında birlikte söyleyelim.

    eğitim sen, istanbul 6 nolu üniversiteler şubesi
    [/alıntı]
    1 ...
  58. neoliberalizmin kurucularinin devletcilesmesi

    1.
  59. sscb'nin emekçilere getirdiği yaşama koşullarından ve mücadelenin rüzgarının avrupadaki emekçileri harekete geçirmesiyle birlikte oluşturulan sosyal devlet politikalarının önünün tıkanmasıyla oluşturulan neoliberal politikaların bugün önünün tıkanmasıyla abd gibi tekellerin kamulaştırmaya yönelmesi durumudur. kamulaştırmadıkları da batıyor zaten.

    marx sizi öpüyormuş...
    2 ...
  60. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük