zedx
-10 (nihilist)
beşinci nesil silik 1 takipçi 40.90 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    burjuva avrupa proleter italya

    1.
  1. sosyalizmden başlayıp sağ suların en sağına savrulan ve neticesinde faşizmi ortaya çıkartan mussolini söylemi. bu söylem sayesindedir ki mussolini italyan burjuvazisini de arkasına almayı başarmış, ulusalcı anlayışla ve italyan emekçilerine karşı yoğun bir baskı, sindirme politikasıyla tüm italyan halkını sonu hüsranla bitecek anlamsız maceralara sürüklemiştir. görüntüde anti-emperyalist olan, ancak iş kendi emperyalizmine dayandığında farklılaşan, büyük türk birliği, avrasya birliği gibi hayallere kapılan, ve lakin içerde kendi halkını da sömürmeye devam eden ulusalcılığın nerelere kadar gidebileceğinin ilk ve en önemli kanıtıdır bu söz ve sonrasındaki gelişmeler.
    1 ...
  2. kurt sorunu uzerine sohbetler

    1.
  3. kürt sorununa dair poisonx rumuzlu yazar kardeşimle özel mesaj aygıtı üzerinden yaptığımız fikir teatisi, görüş alışverişinde bulunulan mektupların kitaplaştırılmasının bir nevi tekinolocik versiyonu. moderasyon için peşin not, bu mesajların yayınlanmasında poisonx'in görüşüne başvurulmuş, kendisinin de rızası alınmıştır.

    --gelen--

    (#4146066)merhaba. ben yazını baştan sona okudum ve yer yer sana ciddi anlamda hak verirken, yer yer de çelişkilere düştüm üstad. kürtlere yönelik bir baskının olduğu muhakkak... hiç unutmuyorum üniversitenin ilk senesinde silvan(diyarbakır)'lı 2 insan(birisi sınıf arkadaşım birisini hiç tanımıyorum o zamanlar) ile aynı evi paylaştım 1-1,5 ay kadar. insanlıklarından yana(hele ki tanımıyordum dediğim arkadaşım) hiç bir şekilde lafım yok. en az benim kadar insanlardı ikisi de. ancak her akşam evde aynı muhabbet vardı. "biz ikinci sınıf muamelesi görüyoruz" diyorlardı ikisi birden. ve ben de kısmen hak veriyordum. ki insanlara "silvan'lıyım" dediğin anda surat ifadeleri çok net bir kıstastır bu konuda. ancak başbakanlık burslarına başvurduğumuzda devlet eli ile bir ayrım yapılmadığını çok net gördüm. yani şöyle söyleyeyim arkadaşımın babasının baskı(t-shirt v.s.) atölyesi var ancak dedesinin üstüne... ve 10 kardeşler. harcadığı parayı kendi gözüm ile görüyorum(ki gözüm olduğundan söylemiyorum Allah daha çok versin) ancak başbakanlık bursu bana değil adama çıktı. benim peder emekli söylemesi ayıp(!) 700-800 arası bir maaş alıyordu o zamanlar yarısını bana yolluyor, yarısı ile evde kendileri geçinmeye çalışıyorlar. sonra detaylı düşündüm bunları... bir kürt çocuğu benim ile aynı okulda, aynı şartlarda okuma hakkına sahip mi? kesinlikle. benimle aynı şartlarda yaşama hakkına (aileden gelen statü v.s. ayrı bir durum tabi) sahip mi? kesinlikle evet. gene bir akşam evde siyaset konuşulurken adam pkk için "kürt askeri" gibi bir yakıştırma kullandı ve sanki net anlamamı istermişçesine "askerimiz" diye de ekledi... oradan sonra kayış koptu zaten. evden ayrıldık v.s. bütün bunları neden anlattığıma gelirsem hani devlet de suçlu diyorsun ya üstad yazında. ben devleti bu durumda suçlu göremiyorum ne yazık ki :( güncel bir örnek için kürtçe kanalın yayına geçmesinden sonra baydemir denen şeref yoksunu çıkıp da "mücadelemiz işe yaradı, bugün bu toprakların dilini kabul edenler, yarın adını da kabul edeceklerdir" tarzı bir konuşma yaptı. uzun lafın kısası seninle bu konuda uzun uzun konuşmak isteğim var. ama dediğim gibi toplumda oluşan baskı konusunda söylediklerine katılmaktayım... rahatsız ettiğim, vaktini aldığım için, peşinen özrümü de diler, akabinde de hayırlı günler dilerim...

    poisonx 20 Subat 2009, Cuma 16:58
    --gelen--

    --gönderilen--

    estafurullah abi, rahatsız etmek, vaktini almak ne demek.

    mesele biraz daha derinlerde aslına bakarsak, genel olarak tam da bu nedenle -şahsınıza değil, geneledir bu sözüm- yüzeysel düşünmemek gerekiyor, detaya inmek çok daha doğru olacaktır.

    o arkadaşınızdan örnek verelim, maddi durumunu tam bilmesem de 10 kardeş olduğundan yola çıkarsak, muhtemelen ailede üniversite okuyan bir ya da iki kardeşten birisidir o arkadaşınız, ki istisnalar olsa da, her aile evladını okutmak, onlara göre 'benim çektiklerimi oğlum çekmesin' düşüncesiyle evladını güzel yerlerde görmek ister. arkadaşınız bana göre yalnızca babasından değil, çalışan diğer kardeşlerinden, büyüklerinden de yardım görüyordur kuvvetle muhtemel. bu da daha rahat bir öğrencilik yaşamasını sağlıyordur diye tahmin ediyorum. burda şunu sormak gerekiyor, peki ya okuyamayan diğer kardeşler?

    denebilir ki o kadar çok çocuk doğurmasaymış kardeşim. ancak bahsettiğimiz kürt ailesi muhtemelen köyden göçeli çok olmamış, hala daha köy mantığıyla düşünen insanlardandır. feodal düzende sizin de tahmin edeceğiniz üzere çok çocuk demek daha çok işçi demektir, aile reisi çocukları doğrudan bir sömürülme aracı olarak görmese, kasıtlı, artniyetli olmasa dahi bu feodal düzende yetiştiği için çoğu zaman bilinçdışı bir biçimde bu mantıkla hareket eder. ta ki ikinci ve üçüncü nesil kürtler şehirleşmeye başlayıp eğitim seviyeleri daha üst seviyelere gelene kadar.

    devlet ve devletin suçları meselesine gelirsek, devletin en temel suçu bana göre ideolojik altyapısında yatıyor. sizin verdiğiniz örnek, inanın istisnadır bu meselede. halihazırda çok değil, 29 sene önce devletin kürtlere bakışı karda kart kurt sesleri çıkartan dağ türkü şeklindeydi, kürtçe, daha cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda dahi çok ciddi yasaklarla karşı karşıya kaldı, (ben bunu dahi tasvip etmesem de) ulus-devlete geçişte olması gereken asimilasyon, merkezi yönetimin eğitimini götürmek yerine ikinci seçenek olan yoksaymayı, zorunlu göçlerle insanları köylerinden koparıp türkler arasında eritmek gibi ilkel yöntemleri tercih etmiştir türkiye, dersim isyanının bastırılış şekli de bunun en somut örneklerindendir.

    ki bir yandan kürtleri zorunlu göç ettirip diğer taraftan ırkçılığa meyleden bir milliyetçi eğitim ve propaganda sistemiyle yetiştirmesiyle türkleri (yani bizi), gene ekonomik nedenlerle, kürtlerin daha ucuza çalışmayı kabul etmeleri gibi, batıya göçen kürtler'e karşı da bir önyargı oluşmuş, kürtlerin içine kapanık, köylerini şehre taşıyan bir hayat yaşamalarına, modern şehir hayatına entegre olamamalarına neden olmuştur. bu saydığım iki neden, yani eğitim/propaganda ve ekonomik koşullar meselesi ise sizin de bahsettiğiniz halk baskısına iki örnektir, tam olarak derdimi anlatabildim mi emin olmamakla birlikte diyebilirim ki bu iki sorunun arkasında da dolaylı olarak gene devlet, devletin politikaları yatmaktadır, tabi belirtmek elzem, devlet dediğimiz yapı bağımsız bir kuruluş değil, belli başlı meselelerde kendisinin de sorumlu olduğu, bu politikaları yürürlüğe sokmasını isteyen adına burjuvazi dediğimiz bir erk var arkasında.

    son olarak baydemir'in açıklamasına değinirsem, baydemir'in bunu siyasi amaçlarla söylediği aşikar olsa da söyledikleri ne yazık ki doğrudur yukarıda da anlattığım gibi. pkk, adeta bu ülkenin ve bu ülkenin bakış açısıyla bakan bizlerin kafasına vura vura kabul ettirmiştir bazı şeyleri, kürt yoktur dağ türkü vardır diyen bir zihniyetten dönüşe dönüşe bugün kürtçe kanal açıyorsa devlet, üniversitelerde kürt dili ve edebiyatı bölümleri açacağını duyuruyorsa şapkamızı önümüze alıp kabul etmemiz gerekiyor ki bu açılımlarda pkk'nın etkisini yadsıyamayız. ki pkk'ya bir sorun değil, bir sorunun patlama noktası dememin sebebi de budur.

    saygılarımla, iyi akşamlar.

    zedx 21 Subat 2009, Cumartesi 02:21

    --gönderilen--

    --gelen--

    öncelikle teşekkür ederek başlamak istiyorum konuşmama. sonra ise direk konuya giriyorum hoşgörüne sığınarak. söylediklerine hala yer yer katılmaktayım. ki amacım senin görüşlerini birebir almak veya kendi görüşlerimi moda mod sana aktarmak değil. sadece bu konuda "acaba yeterince geniş bir açı ile bakamıyor muyum" şeklinde düşündüğüm için senin de fikirlerini almak, kendi düşüncelerimi de seninle paylaşmak amacı gütmekteyim. benim aklımda çok değil bir 7-8 sene öncesine ait bir tablo var. bir kürt vatandaşının annesi kendisini askerlik görevini icra ederken ziyaret ediyor. ve orada türkçe bilmeyen anne, kürtçe konuşuyor. bu olay sonrasında asker olan, bu vatan için belki de canını vermeye hazır olan o kürt kökenli vatandaşım, kardeşim ceza alıyor. bu olayı duyduğumda muhtemelen orta okuldaydım ve bu yapılanı ciddi bir hüzün ile karşılamıştım. daha o zamanlar... ve üniversite yıllarımda bazı şeyleri çok daha geniş bir açı ile görmeye başladım. o zaman yapılan bu ayıba daha da fazla kızdım. kürtçe konuştuğunda zarar göreceğini düşünenlerin susmasına kızdım. veya kürtçe bilmeyen biri ile kürtçe iletişim kurmaya çalışanlara kızdım. dedim ki hem kürtçe bilmeli bu insanlar, hem türkçe. peki türkçe'yi neden bilmeliler? tamami ile kendi iyilikleri için. neticede bugün istanbul'da, izmir'de, bolu'da, konya'da,... yaşayan binlerce kürt insanı var ve burada bakkala gidip de "kündür" dediklerinde "kabak" istediklerini anlamayacaktır bakkal. kürt insanlarının türkçe konuşabilmesinin gerekliliğini buradan yola çıkarak düşünüyorum. konuyu çok dağıttığımın farkındayım abi affına sığınarak devam ediyorum. şimdi benim üniversitede türk köylüsünün evladı olan onlarca arkadaşım vardı ve en kalabalık olanları 4, bilemedin 5 kardeşti. dikkat et bu böyledir genelde de. ancak 8'den daha az kardeşi olan bir kürt arkadaşım olmadı. belki de bana denk gelmiş istisnai durumlardır tüm bunlar. bir şey diyemem. ancak sokak ortasında beni gasp etmeye çalıştığı için kavga ettiğim adamın bana kalkıp da "biz kürtler günden güne çoğalıyorsak, tek sebebi sizleri daha çok sikmektir" diye bağırması beni o dönemde derin düşüncelere sevk etmiştir. dikkat ediyorum elimde bir çok örnek var babaları güneydoğu topraklarında yaşayıp da aydan aya evlatlarından hasılatı toplayan... dikkat ettiğimizde türkiye'de kaç adet yeşil kart olduğunu ve bunların ne kadarının kürt kökenli vatandaşlarımızda olduğunu görmemiz mümkün. ve mardin kızıltepe'de görev yapan kuzenimi ziyarete gittiğimde en büyük zevkim balkonda oturup süper lüks arabaları seyretmekti yoldan geçen. buradan çok düzgün ifade edemiyor gibi hissediyorum kendimi. bundan dolayı da dikkatim sürekli dağılıyor. bu dağınık üslup için son bir kez daha affına sığınıyor, tekrar teşekkür ediyorum... saygın için de ayrıca teşekkürler...

    poisonx 21 Subat 2009, Cumartesi 02:44

    --gelen--

    --gönderilen--

    üstadım öncelikle rahat olmanızı istiyorum sizden, insanız neticede, insanlık hali.

    konuya dönersek, doğuya ilişkin gözlemleriniz, ben de orada uzunca bir süre yaşadığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki, çok doğru. ayrıyetten meseleye sağduyulu ve geniş bir düşünceyle bakmanız, bakmak istemeniz ise, bunu söylemek haddime ise eğer, ayrıca takdir edilesi. ne yazık ki, ülkedeki eğitim sisteminin ve seviyesinin de etkisiyle, insanlarımızın çoğu meseleye dar kalıplarla bakma hastalığından müzdaripler, bunun aşılmasının, farklı düşüncelere karşı önyargılı bakış açısının yokolmasının yegane yolu ise tartışma kültürümüzün gelişmesidir muhakkak.

    az önce verdiğiniz olumlu, şimdi ise olumsuz iki hikayenizden yola çıkarsak, ilk mesajımda da dediğim gibi meseleye baktığımızda olumsuz hikaye sayısının olumlulara kıyasla çok daha fazla olduğu görülecektir (bir başka hüzünlü hikaye için: kamber ates nasilsin). bunun altında ise ekonomik nedenlerin çoğunlukta olduğu, sosyo-ekonomik, kültürel ve ideolojik nedenler yatmakta muhakkak, sorunu devlete bağlamam da bir günah keçisi arayıp sıyrılmaktan ziyade bu nedenledir tam da, baktığımızda, bireylere de düşen görevler olsa da muhakkak mesele gelip devlette düğümlenmekte, düğümün çözülmesinde de etkin rol oynayacak aracının devlet olduğu görülecektir. (bu kısım biraz ilk mesajda yeterince anlatamadığımı düşündüğüm neden devlet sorusuna yönelik oldu sanırım, affınıza sığınıyorum)

    gene çok çocuk örneğine odaklandığımızda, çocuk sayısı köyden kente doğru azalan bir grafik izlemektedir her yerde, çünkü çocuk köyde ekonomiye katkı, bir artı değer üreticisi (işçi, maraba) konumundayken şehirde bir külfet, bir masraf kapısı olarak değişmektedir. bu nedenle şehirli insanlar, çocuk yaparken şehirde ekonomik gelir düzeylerini temel alarak hareket etmektedirler. bu sayının türk ve kürt köylerindeki farklılığı ise tarımsal üretim araçları ve teknolojisi temellidir diyebiliriz. zira batı illerine baktığımızda traktör gibi, biçerdöver gibi araç gereçlerin sayısının daha fazla olduğu, tarımın avrupa ülkeleri veya israil kadar olmasa da daha gelişmiş, modern şartlarda icra edildiği, haliyle de işçi gereksiniminin azaldığı görülecektir. gene, doğu illerindeki tarımsal üretimin durma noktasına geldiği yerlerden gelen mevsimlik işçiler ile tarım işçisi açığı kapatılmakta, bu da doğum oranlarının batı köylerinde düşmesine sebebiyet vermektedir muhtemel ki, yani sizin gördüğünüz istisna değil genel bir sorundur. (bu arada elbette ki bu nüfus artış oranlarında başka nedenler de sözkonusudur, lakin altını kaşıdığımızda bunların ekonomik nedenlerle ilişkili olduğuna dikkat çekmek için bu iki örneği verdim)

    gelelim o kürt arkadaşın sözlerine. bilindik bir fizik yasasından yola çıkarsak, etki muhakkak ki tepkiyi doğuracaktır. türkiye'de yükselen/yükseltilen türk milliyetçiliği eşliğinde, benzer bir oranda da kürt milliyetçiliğinin yükseldiğini söylemek mümkün bilhassa son çeyrek yüzyılda ve hatta tıpkı bizim tarafımızda olduğu gibi kürt tarafında da bu iş ırkçılığa vardırılmakta zaman zaman. ancak rahatlıkla söyleyebiliriz ki, çok sayıda çocuk yapan kürtlerin %1'i bile bu tip bir bilinçle hareket etmemekte, daha önce de belirttiğim gibi sebep tamamen duygusal. (: peki neden böyle bir söz sarfetme ihtiyacı hissedilmiştir kişi? kaba bir psikolojik tahlil yapmaya çalışacak olursak, nasıl ki türk tarafında kürt istilası heyulasıyla milliyetçilik hortlatılmaya çalışılmaktaysa, bir türk dünya'ya bedeldir gibi sözler söylenme amacından fersah fersah sapıp da milliyetçi gururu okşama, benim deyişimle zihinsel mastürbasyon aracı haline getirildiyse aynı sorun bir biçimde toplum içinde ezilen kürt tarafında da görülmekte, kişi ezilmişliğini ve ezilmişliğin getirdiği duygusal çöküntüyü -çoğunlukla bilinçdışı biçimde- bu tip düşünce ve söylemlerle ortadan kaldırmaya yönelebilmekte, sorunun çözümünü yanlış tarafta, düşmanca ve katil ruhlu yöntemlerde aramaktadır.

    son olarak ilk başta değindiğim gözleminiz hakkında birkaç kelam ederek bitireyim, zira hayli uzattım yazıyı, daha da başınızı ağrıtmak istemem. doğuda bilinen bir sözdür, kulağınıza gelmiştir muhakkak, bir kilo toz bi otobos. bu söz aslında uyuşturucu ticaretinin bölgede ne derece legalleştiği, olağanlaştığını tanıtlıyor bize. ki bunun yanısıra gene değindiğim aşiret yapısının getirdiği hiyerarşik yapının tepesine doğru kazancın ve lüksün artışı da sözkonusu. muş'ta kaldığım dönemlerde benim de aklımda kalan anektodlardan biri araba furyalarıydı, bir ay, hatta bazen bir hafta bile sürebilen mazda furyası, ford furyası vs. yeşilkart meselesi de bu lüksle bir çelişki içermemekte aslına bakarsanız, aksine, baktığımız zaman kapitalist toplumlarda lüks yaşam ne kadar ön planda ve ihtişamlıysa, hemen arkasında geriplana itilmiş bir sefaletin de, bu lüks yaşamın birkaç katı seviyelerde olduğunu görürüz. devlet ise yerel önderler, aşiret ağaları gibi nüfuzlu kişilerle ilişkilerini bozmak, nüfuzunu kırmak, bölgeye kapsamlı yatırımlarda bulunmak ve bölgenin kalkınmasını sağlamak yerine maliyeti bunlara kıyasla çok daha ucuz olan yeşilkart gibi, işsizlik maaşı gibi sübvanse edici yöntemlere başvurmaktadır. bu yöntemlerin maliyetleri gözümüze çok gözükse de, emin olun ki artık kangren haline gelmiş bölgenin geri kalmışlığını ortadan kaldırmak için yapması gereken uzun vadeli ve kar mantığıyla bakıldığında herhangi bir geri dönüşü olmayan yatırımlara kıyasla oldukça ucuzdur. bunun yanısıra gerek bölgenin feodal yapısından devşirilmiş burjuvazisinden ve batı burjuvazisinden medet umulmakta ki bu da çok gülünç bence, çünkü hepimiz biliyoruz ki burjuvazi uzun vadeli yatırımlara soğuktur, o, kısa vadede daha çok kazanç elde etme arayışındadır.

    geç cevap verdiğim için kusura bakmayın, araya başka şeyler de giriyor malesef. sağlıcakla.

    zedx 21 Subat 2009, Cumartesi 05:16

    --gönderilen--

    --gelen--

    abi bir sürü şey yazmıştım ama oturum kapanınca hepsi gitti :(
    kısaca özetleyeyim ben durumu tekrardan:
    öncelikle sorunun ekonomik temellere dayandığı konusunda şahsına kesinlikle katılıyorum. ancak; diğer taraftan baktığında güneydoğu'da üretim yapmakta çeşitli zorluklar yaşayan kürt vatandaşım ile içanadolu'da üretim yapmaya çalışan köylüm arasında şart olarak hiç bir fark olmadığını düşünmekteyim. ki toprak kalitesi v.s. göz önünde bulundurulduğunda iç anadolu biraz daha zorlu durmakta. ve baktığımızda benim iç anadolu'da üretim yapan vatandaşım mercedes yerine binek tipi toros'a biniyor ama gerekli teknolojiyi satın alıyor(traktör, biçerdöver, v.s.) ancak benim kürt vatandaşım mercedes'e binmek uğruna çocuklarını bir sermaye gibi kullanmayı tercih ediyor. ve buradaki sorun temel olarak bu düşüncede başlıyor. bir dönem güneydoğu anadolu projesi vardı gündemde. ki muhtemelen hatırlarsın. devletin güneydoğu için, güneydoğu halkı için yapabileceği en ciddi yatırımlardan birisiydi bence bu proje. ve dikkat edilmesi gereken nokta değişen hükümetlere rağmen bu projenin hayata geçmesi için ciddi bir çaba harcandı. defalarca sabote edildi, defalarca saldırı düzenlendi... kültürel anlamda devletin(veya devlet adamlarının diyeyim) ciddi anlamda asimile ve baskı politikası izlemesi konusunda kesinlikle tek kelime edemem. doğrudur... ekonomik sorunlarla devam edeyim affına sığınarak. kayseri'ye gittin mi, gördün mü bilmiyorum. ancak; kayseri ciddi anlamda yatırımlar yapılan, ciddi projelere ev sahipliği yapan bir şehir konumunda. ve kayseri dediğimiz şehrin nüfusu belli, devlet eli ile yapılan yatırım belli ve belediyesinin bütçesi belli. peki kayseri nasıl bu hale geldi? kayserili iş adamlarının şehri güzelleştirmek, daha yaşanır hale getirmek için gösterdikleri üstün çaba ile... pekala kürt kökenli iş adamları yok mu bu ülkede hali-vakti yerinde olan? ben cevaplayayım sadece silvan(diyarbakır)dan bile 5-6 isim çıkar. peki bu insanlar neden kısmi istihdamın sağlanabileceği yatırımları yapmıyorlar kendi çıktıkları topraklara? gene cevaplayayım; o topraklara yapılan yatırım risk altındadır, yoğun bakımdadır ve hatta bir çoğu için ölü yatırımdır. devleti ikinci suçlu bulduğum husus ise işte tam burasıdır. şark-garp ayrımı yapmak sureti ile o toprakları "öteki" olarak gösteren, devletin ta kendisidir. doktoruna, askerine, polisine, memuruna,... o topraklarda görev yapsın diye bir dönem 3 katı maaş veren devletin ta kendisidir. ancak bunu düzeltebilecek yegane isimler(şu an için söylemiyorum o zamanlarda) o topraklara yatırım yaparak, devlete "bak yanılıyorsun" deme fırsatı olan iş adamlarıdır. yani 10 üzerinden suçluluk yükleyecek olursak 5/10 devlet suçlu ise, 5/10 o topraklarda yaşayan, o topraklardan çıkan insanların suçluluğu söz konusudur. buradan korkarım ki kafamdakileri net bir şekilde anlatamamaktayım ama umarım bir zirvede bu konu üzerine oturup karşılıklı fikirlerimizi ortaya döker, içlerinden işimize yarayacak olanları, elemeden geçenleri kendimize alırız.

    bu da dip not: karşımda muhattab olabilecek bir "insan"la bunları konuşabildiğim için mutluyum açıkçası. her ne kadar sorun çözüme kavuşamamış olsa da o topraklarda ahırların kapı altından pembemsi bir altsu sızmaya devam edecek olsa da teşekkürler be üstad *

    poisonx 21 Subat 2009, Cumartesi 06:15

    --gelen--

    --gönderilen--

    adeti bozmayıp sondan başlayayım, eğer böyle bi intiba uyandırabildiysem şahsınızda, ne mutlu bana. duygularımız karşılıklı üstad.

    feodal yapılar hakkında sanırım bir noktayı atladım ki düzeltmezsem sorun sizin söylediğiniz şekilde anlaşılacaktır. batı illerinde, şimdi çok daha seyrelmekle birlikte özellikle 1950'ler için konuşursak feodal kast sistemi daha çok avrupa'daki feodalizme benzer, mülkiyet daha çok küçük aileler içinde toplanır ve bu toprak mülkiyetinin sermayeye dönüştürülmesi aşamasında batıya benzer serflere ihtiyaç duyulur. güneydoğu'daki feodal yapılanma ise çok daha komplike bir yapıda, besin zinciri benzeri bir piramidi andırmakta. kadın ve çocukların en altta olduğu bir üretici sınıf, bunların şefi diyebileceğimiz aile reisliği mefhumu, akraba ilişkilerine dayalı aile reislerinin öncülüğündeki aileler birliği, bu ilişkileri düzenleyen, örfi hukuku uygulayan şeyhler dediğimiz bir üst merci ve en tepede de bu aileler birliğinin başında olan aşiret reisinin bulunduğu bir yapıdadır. yani tarım ve hayvancılık teknolojisinin gelişimi batı çiftçilerinde daha çok ailenin insiyatifindeyken doğu ve güneydoğu'da aşiretin ve aşiret reisinin kontrolündedir, bu noktada mülkiyet aşiretin ve onun reisinin tekelinde olduğundan aileler yönetimde söz sahibi olamamakta çoğunlukla, kardan pay alan üreticiler konumunda olmaktalar diğer bir deyişle. aşiret reisleri ise, halihazırda zaten yüksek kar elde ettiklerinden ve teknolojinin girdiği yere zorunlu olarak eğitimin de gireceğini bildiklerinden tebaasının sürünmesini pek önemsememekteler.

    gap'a değinirsek, gap gerçekten çok umut verici bir projeydi güneydoğu'nun kalkınması için, ki çok azının başarılmasının dahi bugün adana, gaziantep, maraş gibi yerlerde ne derece getirisi olduğu görülmektedir. burada yanlış bildiğiniz nokta ise gap'ın uygulamaya geçirilmesi için gösterilmesi gereken asgari özenin dahi gösterilmemiş oluşu. gap'ın başlanma tarihi 1970'ler olmasına karşın, neredeyse yarım asıra yaklaşılmasına rağmen hala daha bitirilememiş oluşu da bana göre iddiamın en büyük kanıtıdır. rakamlarla incelediğimizde ise geçen 40 yılda gap'ın tarımda % 12.8, enerjide % 75.4, haberleşme + ulaştırmada % 30.7, eğitim + sağlıkta % 74.6'sı gerçekleştirilebilmiş henüz.[1] ki bu projenin en büyük ayağı ve lokomotifi olan tarımsal altyapı çalışmaları bölgede yaşayan köylüye sulama hakkında bir eğitim verilmemesi ve buna bağlı olarak aşırı sulamaya bağlı toprağın tuzlanması, verimsizleşmesi, küresel ısınma gibi faktörlerle elde patlama riskini içermekte.[2] gene baktığımızda geçen süre içinde gap'ın 15 sanayi bölgesi kurulması hedefinin ise yalnızca 5'inin hayata geçirildiğini görüyoruz.[1] yani diyebiliriz ki gap yola çıkış amacıyla türkiye'nin umudu, bugün geldiğimiz noktada ise türkiye devleti'nin en büyük başarısızlık öyküsü konumunda.

    bölgeden çıkan işadamları konusunda bir önceki mesajımda söylediklerimle aynı fikirdeyiz, ki dikkat ederseniz bu sorunun cevabını gene kendiniz vermişsiniz, eğer devlet o bölgeyi bir risk alanı haline getirmede bu kadar etkin bir rol oynamasaydı, burjuvazi de yatırım hususunda bu kadar soğuk davranmazdı muhakkak. ayrıca eklemek istiyorum ki, proleterya gibi burjuvazilerin de vatanı yoktur, çok katı olup da hepsi adına konuşmayayım ancak burjuva bakış açısı vefa duygusundan yoksundur, yatırım meselesine kar zarar hesabıyla yaklaşır, kolay ve hızlı kar edebileceği sektörlere yatırım yapar, ki bu ileri görüş yoksunu bakış açıları gene onların sonunu getirendir de, bunun pek çok örneğinden birisi de burjuvazi tarafından 'kolay para' kapısı haline gelen finans sektörü temelli kapitalizmin belli bir temel olmayınca nasıl kumdan kale gibi yıkıldığıdır amerika ve dünya'da.

    bitirirken basit bir çözüm önerisi sunmak gerekirse, bu meselede bizim üzerimize düşen yönetimi elimize almak olacaktır ancak, çünkü, daha önce de değindiğim sebeplerden, bu sorunun çözümü için biz her alanda aktif bir mücadeleye girmez, birilerinin yatırım yapmasından medet umarsak, birbirimizin gırtlağına sarılmaya, birbirimizi yemeye mahkumuz.

    [1] http://www.sabah.com.tr/ozel/gap50/dosya_103.html

    [2] http://www.sulama-tuzlanma.org/bildiriler/15.pdf

    ayrıyetten (her ne kadar yazan kişiden ideolojik olarak farklı düşünsem ve yazıdaki bazı tespitlerini yanlış/eksik bulsam da) kürt feodalizmi hakkında başarılı bir tahlil için:

    http://sozluk.sourtimes.o...asp?t=kurt%20feodalizmi/1

    son olarak, sorunun çözümü için önce sorunu tanımlamamız, sorunu incelememiz gerek, bu sayede çözüme bir adım daha yaklaşmış olacağız bana kalırsa. hem ne demiş şair? ümitsiz olmayın, ümit, siz olun. (:

    zedx 21 Subat 2009, Cumartesi 08:08

    --gönderilen--
    4 ...
  4. turkiye solu na cagri

    1.
  5. kriz artık heryerde, her ülkede, her bölgede ve hatta her mahallede hissedilmeye başlandı, işçi sınıfı yeniden sırtına yüklenmiş tüm ağırlıklara, kafasına yüklenmiş onca boş kelama rağmen doğrulmaya başladı, avrupa, amerika ve hatta cılız da olsa türkiye'deki işçiler yeniden sınıf bilinçlerine kavuşmaya başlıyor, kapitalizmin tüm acımasızlığını, tüm yalancılığını, düzenbazlığını, kısaca tüm pisliklerini yeniden keşfediyorlar, grevler, mitingler ve hatta fabrika işgalleri bunların en büyük kanıtları.

    artık hepimize, sözlükte yazan, bankada çalışan, öğrenci, işçi farketmeksizin tüm solculara büyük işler düşmekte. emperyalizm bu krizden çıkmak için şimdilik son çare gibi görse de yeni bir paylaşım savaşına girişmekten hiç çekinmeyecek, daha önce de yaşandığı gibi halka faşist propagandasını sunacak, militaristleşecek ve milliyetçi, dinci şoven duygular üzerinden kitlelerin dikkatini başka yönlere çekmeye çalışacaktır, ki halihazırda da türkiye'de bunun pek çok örneğine rastlamaktayız . bizim üzerimize düşense, evde, okulda, mahallede düşüncelerimizi açıkça, dürüstlükle açıklamak, fikirlerimizi, kim olduğumuzu insanlara anlatmak ve insanlarımızı, halkımızı örgütlü mücadeleye, haklarına sahip çıkmaya, yönetimi ellerine alıp sorunları birlikle, dayanışmayla çözebileceğimiz bir birlik olmaya çağırmak, kendimizin de örgütlü mücadelenin içinde yer alması olmalıdır.

    sosyalizm ülküsüne inanmış lakin örgütlü mücadele içerisinde yer almayan, yalnızlaştırılmış, kendine yabancılaştırılmış tüm sosyalistler, komünistler birlik olmalı. düşüncelerimiz ışığında, uzlaşmazlıkların, fikir ayrılıklarının en az olduğu bir parti ve benzeri örgütlü mücadele oluşumu içinde yer almak, elimizi taşın altına sokmamız bu ülkenin karanlığa hapsolmasını değil, aydınlığa çıkmasını, hepimizin, tüm türkiye halklarının daha müreffeh, daha eşit ve daha özgür bir türkiye ve dünya düşleyen bizler için bir zorunluluk, bir görev halini almıştır.

    krizin derinleştiği ve faturasının ısrarla gene bize, işçi sınıfına ve onların evlatlarına çıkarılmaya çalışıldığı şu günlerde, eğer sorumluluk almaz, mücadeleye katılmaz, tüm bu yaşananlara ağlanmaktan başka bir şey yapmaz, halkımıza yol göstermez isek, en başta biz birlik olmazsak hepimizi çok daha kötü günler beklemektedir. türklerin, kürtlerin, çerkeslerin, lazların, yani tüm türkiye halklarının, emekçilerinin yoğun bir biçimde dinci ve milliyetçi gericiliğe mahkum edilmeğe çalışıldığı şu günlerde, eğer üzerimize düşenleri yapmaz isek, kapitalizme karşı ses çıkarmaz, aramızdaki küçük husumetleri bir kenara bırakıp örgütlü mücadele içinde yer almaz isek türkiye halkının krizle birlikte yeniden yükselen öfkesinin, devrimci uyanışının yanlış kişiler tarafından suistimal edilmesi, burjuvazi ve onun kuklaları tarafından türkiye'nin nazi almanyasına, faşist italya'ya, şeriatçı iran'a dönüşme, türkiye'nin sonsuza dek karanlığa gömülme, büyük acılar, sefalet ve ölümler çekme ihtimali, türkiye halklarının burjuvaziye karşı birleşmek yerine birbirlerinin gırtlaklarına sarılması yani bir iç savaşa sürüklenmesi ihtimali hiç de azımsanacak düzeyde olmayacaktır.

    dediğim gibi, türkiye solu yalnızca ödp, emep, esp, tkp, dsip gibi sosyalist partiler düzeyinde değil, aynı zamanda bireyler düzeyinde de örgütlenmeli, çözümü yalnızca tepedeki partilerden beklememelidir, dünya'nın bugünkü geldiği noktada kapitalizmin sınıflı sistemine artık tahammülü kalmayan hepimiz evlerimizden dışarı çıkmalı ve örgütlenmeli, kendimize en yakın bulduğumuz örgütlü oluşumun bir parçası olmalı ve çözümün bizim ellerimizde olduğunun farkına varmalıyız, ülkemizi ne dinci, ne de milliyetçi gericiliğe, faşizme teslim etmeyeceğimizi göstermeliyiz, birleşmeliyiz!

    tüm türkiye solu'na, tüm solculara, sosyalistlere çağrımdır.
    8 ...
  6. radical resistance

    1.
  7. kreator'un hordes of chaos albümünün 6 numaralı, bütün dünya'nın işçileri birleşin! tadındaki devrimci parçası. üstad mille paris'e de (hem komüne, hem de son paris isyanına) değiniyor, 'geliyoruz oğlum, siz faşist köpeklerin götünden kan almak için geliyoruz' diyor adeta. klip beklediğim parçalardan aynı zamanda, paris ve atina isyanı görüntüleri de konmuş bir klip hiç de fena olmaz hani bu parçaya. uzatmayalım, sözlere geçelim;

    Atheists with a strong believe
    In the powers of intuition
    Fundamentalists, a lying truth
    Cultural bigotery
    Warlords, loss of freedom
    Democratic anachronism
    The people rage beyond control
    Paris burns again

    All addicted to the dark side of life
    Cast out but not alone
    We're the ones that will not compromise
    Antidote to slavery, suffering and war

    Now the time has come for us
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Radical resistance now!

    Terrorists with a strong belief
    In afterlife salvation
    Mobs of mute citizens
    Purifiers of the throne
    Aggressive christianity
    Poison for the troops
    Infant soldiers die for peace
    Bleeding innocence at the front

    All addicted to the dark side of life
    Cast out but not alone
    We're the ones that will not compromise
    Antidote to lies both new and old

    Now the time has come for us
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Radical resistance now!

    People from the east
    People from the west
    Everywhere under the sun
    People from the north
    People from the south
    Kill the unkillable as one
    As one as one as one!

    People from the east
    People from the west
    Everywhere under the sun
    People from the north
    People from the south
    Kill the unkillable as one
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Radical resistance
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Unite to fight
    Radical resistance now!
    0 ...
  8. peter kropotkin

    1.
  9. bir sismograf olarak got

    1.
  10. sol tandansli nick alan sagci yazar

    1.
  11. daha çok burda karşılaşsam da, pek çok yerde gözüme ilişiyor bu tip arkadaşlar. bu arkadaşlar belli ki sola meyletmişler, che guevara'ydı, fidel castro'ydu, lenin'di, ekim devrimi'ydi, nazım hikmet'ti, hasta siempre'ydi filan, sağdan soldan üç beş isim duyup da heyecanlanmış, ancak sol hakkında da bir fikri olmayan, daha da kötüsü öğrenmeye de pek niyeti olmayan, yüksek ihtimalle ''havalı'' olabilmek için bu tip nick almış olan ve ancak resmi eğitimin de etkisiyle hala milliyetçilikten kopamamış ve hatta zaman zaman da ırkçılığa meyleden, kendisine yabancı olan her kavrama karşı şiddetli reaksiyon (havalıyım ya, tepki yazmadım bak) gösteren şahıslar, türk solu denen garabet, gudubet ve gazulet (kazulet o diyen sazanlara selam olsun) dergiden etkilenen kafaları karışık arkadaşlar.

    salvoya başlamadan önce şunu da belirteyim, bu isimler kimsenin tekelinde değildir gibi bir denyoca söz öbeği sarfetmesin kimse, çünkü bu ve benzeri isimler gayet de solla bütünleşmiş, sola malolmuşlardır.

    yazıya başlarken daha sert konuşmak niyetindeydim de, açlığın verdiği stresten olsa gerek, karnımı doyurunca sakinleştim. ha nerde kalmıştık, bu arkadaşlara sözüm; ya adam gibi açıp okuyun, öğrenin, aldığınız nickin hakkını verin, ya da almayın güzel kardeşim böyle nickler, insanı hasta etmeyin, mümkün mertebe siktirip gidin. 10 b'de yeşil parka giyip che rumuzuyla çağrılmak belki size bir ayrıcalık katar, ancak sözlüklerde sadece siz liseli ergenler yoksunuz, 30 yaşında adam da var burada, solculuğun ne olduğuna dair kafa patlatan, gerçek hayatta da bunun için mücadele eden insanlar da. bozmayın adamın asabını anasını satayım, hadi şimdi devam edin topunuzu oynamaya.

    editovski: amma çok arkadaşım demişim lan. değilsiniz ha arkadaşım filan, böyle biline.
    1 ...
  12. iconoclasm

    1.
  13. 1: ing. tabuyıkıcılık, dogmalara karşı çıkmak.

    2: exodus'un the atrocity exhibition, exhibit a albümünden yaklaşık 8 dakkalık bir başyapıt. sözleri:

    Man creates the god
    and the god destroys the man
    Betrayed by their own invention
    the shepherd butches the lamb
    A lion at the head of an army
    of sheep when comes time to feed
    Like Saturn devoured his children
    they're consumed by belief

    Chorus:

    I am the chosen one
    and I hold the key
    Behold the prodigal son
    This good I do lives long after me
    Let iconoclasm set you free

    muslim is the same yesterday
    and today, forever a lie
    They concocted the heavens
    to keep all the puppets in line
    Narcotic, addictive desire
    to believe they won't go to hell
    A dog that has bitten its master
    that it once knew so well

    Chorus

    Figment of imagination
    Oracle of ignorance
    Corrupter of society
    killer of reason and ignorance
    An object of man’s creation
    made to fill the hole inside
    But that abyss has only been opened wide

    Solo: Gary
    Solo: Lee

    Wolves they guard the flock
    And they slaughter the sick and the weak
    Sorrow is all that they find
    When salvation is all that they seek
    The truth is the greatest lord
    where no fool commands the wise
    Religion ten times undone
    no room for compromise

    Chrous

    not: bir yerde küçük bir değişiklik yapılmıştır.
    0 ...
  14. moderasyon fasisttir

    1.
  15. süleymaniye camii'nin sözlük versiyonu sol frame'e astığım afiş, hadi bakalım.
    0 ...
  16. yasalar butunu

    1.
  17. the atrocity exhibition

    1.
  18. exodus'un the atrocity exhibition exhibit a albümündeki 6. parçası. sözleri tanrı inancını sorgulayan ve insanları da sorgulamaya yönelten türden, oldukça etkilidir. parça 10 dakikadan uzun olsa da birbirinden çok farklı geçişleriyle kendini dinletir ve hayran bıraktırır kendine, bilhassa 7.40'daki oldschool riffi en can yakan kısmıdır, hele ikinci tekrarda hunting'in crossuyla kafalar saat yönünün tersine istemdışı dönmeye başlıyor.. gene belirtmeli ki tom hunting'in aksak ve değişken davulları da parçaya ayrı bir zevk katıyor. sözleri;

    The glorious frailty of the human mind
    Leads us to deceive the mother of mankind
    Nature is our master, we serve her through our deeds
    She teaches us that only death is guaranteed
    If there was a hell, there must I ever be
    Eternal life in heaven is but a fallacy
    So if death is nothing, but a path to be trod
    Walk with me and let me introduce you to your God

    Come see an exhibition of atrocity
    An ocean of eternity
    One in which the shore you'll never see
    Or your God of make believe

    You speak to the sky and no one answers back
    And yet you wager the word of God is fact
    The horrors we imagine in vivid clarity
    Become a spectacle, your God's atrocities
    A mirror image, reflection of your soul
    Just nature's play, all her children have a role
    God's an actor, the world nature's stage
    Our fates are scripted like so many
    letters on a page

    A composition of atrocity
    The Story of Christianity
    A fairy tale of tyranny
    Recipe for catastrophe

    Solo: Gary

    Man's inclination
    Is to bend those who oppose to our will
    Does your great creator think
    the good are better made by ills?
    Dream after dream, time after time
    he who conquers endures
    The grand design of the mother
    We the disease, and her the cure

    Solo: Lee

    Unsatisfied longing for the slaughter
    The master often slays her sons and her daughters
    Death is but and undress of skin and of bone
    When you return to her, no sins to atone
    The ending is the same for the vile and devout
    Let all the poisons that lurk in the mind
    Hatch out
    She has predetermined our end
    Nothing more she will portend
    2 ...
  19. once ac birak sonra sadaka dagit

    1.
  20. kapitalizmin bilhassa din aygıtı ile gerçekleştirdiği sömürü yöntemi. üç aşamadan oluşur;

    1-önce bir ülkede işsizlik arttırılır, o ülke vatandaşlarının uzun mücadelelerle kazanılmış sosyal güvenlik hakları kar mantığı ile bakılıp ''sosyal güvenlik açık veriyor'' denilerek ellerinden alınır, insanlar üç kuruşa muhtaç hale getirilir.

    2-sonrasında kitleler din ile uyuşturulur, bu dünya'da maruz kalınan kötülüklerin cezasının öbür dünya'da cezasını bulacağına, bu dünya'da cefa cekeceklerin öbür dünya'da rahata kavuşacağına inandırılır.

    3-tüm hakları elinden alınmış ve din ile de uyuşturulmuş, hakkını aramaktan aciz hale getirilmiş külbastı kıvamındaki halkımıza işi garantiye almak için köpeğin önüne yemekten kalan artık kemikleri atarcasına sadakalar dağıtılır. insanlar bu sayede ''şükretmek'' ile yetinirler.

    sahibine ölümüne sadık bekçi köpekleriniz hazırdır artık. afiyetle kullanınız.
    3 ...
  21. stormy may day

    1.
  22. ac/dc'nin black ice albümünden bir parça. lirikleri bulamadım bir yerde, aklımdan da yazmak istemiyorum. bulur bulmaz yazacağımdır ama. türkçesi için; (bkz: şiddetli bir mayıs)
    0 ...
  23. sosyalist uslup

    1.
  24. sözlükteki sol görüşlü yazarların üslubu hakkında bir iki diyeceğim sözkonusudur efendim. sözlükte bir sidik yarışı var mıdır? vardır. ancak hem sözlüklerde, hem de reelde sosyalist üslup demek sidik yarışı demek değildir arkadaşlar. denecektir ki tahrik ediliyor, bayağı saldırılar var, hakaret içerikli başlıklar açılıyor. madem öyle bu başlıklar altında kendi düşüncelerimiz ekseninde gerekli cevaplar verilmelidir.

    ancak görüyorum ki bu iş böyle yürümüyor son zamanlarda. nickaltlarında karşılıklı atışmalar, aynı yarak-küreklikte başlık açılmalar vs. nereye kadar bu işin sonu? ajitasyon linç etmek değildir. sosyalist teoriyi savunmak, sosyalizme düşman olan düşüncelerin kadüklüğünü, temelsizliğini açığa çıkartmaktır. yani misalen 'convers giyen sosyalist' başlığına misilleme anlamında 'leş kokan müslüman' başlığı açmak sosyalizmi savunmak filan değil, sosyalizme bilerek ya da bilmeyerek zarar vermektir.

    dediğim gibi, 'e onlar da aynısını yapıyor' bir savunma gerekçesi değildir, olamaz. sosyalizmin karşısındaki ideolojiler elbette bu bayağılıklara sarılacak, çünkü fikri anlamda çürütmeleri hali hazırda mümkün değil bir çoğunun sosyalizmi. iki yanlış bir doğru etmez. sözlükteki tüm solcu arkadaşlara sesleniyorum; kendinizi sosyalist olarak tanımlasanız bile bu yaptığınız bir sidik yarışıdır ve sosyalizme zarar vermektedir.

    konu hakkında önemli teorisyenlerin görüşlerinin yer aldığı metinleri koyma görevini de başka bir arkadaşa devrediyorum.
    0 ...
  25. sosyalist basbug

    1.
  26. uktecinin notu: ???

    ukteyi veren: minik mavi balina (13.10.2008 18:43)

    olası bir nasyonel sosyalist rejimde milli şef gibi bir sıfat. fantastik tabi.*
    1 ...
  27. serhat eyuboglu

    1.
  28. a clockwork orange'ı gerçek yaptınız ya, tebrik ediyorum alayınızı. her neyse, beline silahı sokup kendini allah sanan polisimiz kız arkadaşıyla bir kafede çay içer ve ücretini ödemeden mekandan ayrılmak ister (ki bu biçok polisin kaçtığı bir bedavacılıktır). kafenin sahibi itiraz edip ücreti isteyince de polisimiz eski mahalle delikanlısı alışkanlığından kalma olsa gerek, yanına 4 polis arkadaşını alır ve kafeyi basar, kafe sahibini kafenin mutfağında öldüresiye döver, az daha öldürecektir de. işte bu şehir eşkiyaları tarafından dövülen kafe sahibidir serhat eyüboğlu.

    http://haber.sol.org.tr/kentgundemleri/4976.html
    1 ...
  29. horror punk

    1.
  30. misfits'le ortaya çıkmış bir punk alt türü. liriklerinde genellikle korku filmlerinden, punk'ın pisliğinden esinlenme vardır. aynı zamanda arka planlarda da meşhur korku filmlerinden alıntı sesler, sahneler de bulunur.
    0 ...
  31. kabeden gelen mesaj

    1.
  32. az önce cep telefonuma gelen ilahi mesaj olur kendileri. dinle alakam sıfırın altında olduğundan bilemiyorum ama daha kadir gecesine var bildiğim. neyse, malum, kandillerde artık sms yollamak adet haline geldi, sanırım şu e-posta halinde yollanan ''10 tane yolla cennetliksin'' tarzı mesajlardan ilham alan çakal bir gsm operatörü bu işten iyi para kaldırabileceğini düşündü ki cep telefonuma şöyle bir mesaj geldi bu oyuna gelen kek bi arkadaşım tarafından (noktasına dokunmadan);

    hz muhammed ahlakı
    hz süleyman sadeti
    hz eyyübün sabrı
    hz yusufun güzelliği
    hz hamzanın cesareti
    hz ömerin adaleti
    hz alinin bilgisi
    ve 124 bin peygamberin (* o kadar olmuş mu yau) duası sizinle olsun.
    (*bomba kısma geldik) bu mesaj hacdan geliyor10kişiye gönder bu akşam mucizeyle karşılacaksn allah rızası için dene (allah rızası dediği için ihmal etme (*bi de yalvarıyorlar amına koyim. ahaha)

    ne güzel iş bu yau. mesajları biz yollayalım, ancak mucizeyi gsm şirketleri yaşasın. komedi lan.
    4 ...
  33. morbidzine com

    1.
  34. eski metalfanzin.org sitesinin yeni adı. hiçbir biçimde maddi kaygı gözetmeyen yönetimi, yerli ve yabancı başarılı ''metal'' gruplarıyla gerçekleştirdikleri röportajları, oldschool punk, nwobhm ve thrash konusunda geniş biyografi ve albüm kritiği arşivi ile internetteki metal müzik fanzinleri arasında ayrı bir yere sahip güzide mekan. kendi deyimleriyle;

    morgue of the oldschool...
    1 ...
  35. fik

    1.
  36. memo tembelçizer'in sike verdiği ad. aslında açık açık sik diyecek de, malum, sansür.
    2 ...
  37. liberter sosyalist

    1.
  38. özgürlükçü solcu olarak türkçeleştirebiliriz. liberter sosyalizm'e inanlardır, genellikle anarşist ve/veya anarko komünist kişilerin de kullandığı bi tanımlamadır.
    2 ...
  39. acik mavi yaka

    1.
  40. mavi yakalı, işçi kesimi sembolize eden bi terimdir. proleter sınıfı temsil eder. ne demektir proleter? emekçi. yani sağda solda duyduğumuz proleter sınıf vs. özünde, yıllardır duyduğumuz emekçiden, işçiden başkası değil. evet, işte o tuzlada tersanelerde ölenler, yeri gelince davul çalıp, halay çekip grev yapanlar.. onlar.

    beyaz yakalı ise, tepedeki adam, yönetici demektir.. mi? aslında tam da öyle değildir. en azından günümüzde bu kavram değişmiştir. üç otuz paraya sabahtan akşama kadar masada kafa patlatan 'emekçi' de; herkesten izole, kendine ait klimasının bulunduğu odasında oturarak ya da iş gezilerine çıkarak, 'muhakkak ki' kayda değer işler yapan yönetici de beyaz yakalı olarak adlandırılmakta(ydı). bu beyaz yakalılar sınıfına bizler de giriyoruz(buradaki insanların büyük çoğunluğunun mühendis olduğunu düşünerek yazıyorum bunu) ve yeni mezun olan 'beyaz yakalı adayları' için iyi ve tatmin edici bir iş bulmanın ne kadar zor olduğu herkes tarafından biliniyor. bakın yapmaktan zevk alacağı işten bahsetmiyorum bile sadece hayatını düzgün yaşaması için uygun maddi ortamı sağlayacak bi işten bahsediyorum.

    gerek stajlarla gerekse şu anda sektörünün lideri olan bir firmada içinde bulunduğum ortamda edindiğim tecrübelerle bu alt sınıf beyaz yakalı diyebileceğim insanların, yani bizlerin, deliler gibi bir yalanı yaşadıklarını görüyorum. hayır x yaşında hayatı anladığını sanan geri zekalılar familyasından değilim. rahat bir ofiste oturdukları için mutlu olduklarını sanan, eğlenceleri, boş zamanları her şeyleri standardize edilmiş, gerçek anlamda bir hobileri olmayan, zavallı plaza insancıklarına bakıyorum ve bunu görmek çok zor olmuyor. okurken homurdanıp ben öyle değilim diyenler çıkar, tabii ki öyle değilsin herkes öyle değil zaten. küsürat vereyim ki attığım belli olmasın ama %91.8 i böyle. bu tanımlama, "her gün starbucks'tan kahve içtiğim zaman diyorum ki işte şimdi babamdan daha büyük bir adam oldum ve bakıyorum da.. mutluyum" diyen adamlara.. 52. çift ayakkabısının üstüne 53.sü için mağaza mağaza indirim gezen ve ay sonunda da "yine mi ekstre" diye dert yanan iş kadıncıklarına.
    ve azımsanıcak işler yapmıyorlar, gerçekten çok çalışıyorlar, dört(rakamla 4) telefonu olan ve hiçbiri de susmayan insanlar var. ne acı ki büyük patronların* gözünde bok sineği konumunda olduklarından bir haberler. işte bu, toplumun elit kesiminden olduklarını sanan, ona göre yaşamaya çalışan, aslında ağız büzdükleri o emekçilerden farkı olmayan insanlar için yapılmış açık mavi yakalı tanımı. bu insanlar proje, süreç, performans, toplantı kelimeleriyle yaşayan, çok çalışan ve en büyük savunucularının insan kaynaklarındaki ayşe, fatma, hayriye olduğuna inandırılmış insanlar. ve şu anda tekrar ediyorum sektöründeki lider firmadaki, çalışanına en çok değer vermesiyle ün yapan şirketteki gözlemlerim bunlar.

    bu çarpıklığı yazabildiğim kadarıyla, bu kadar anlatabildim ama var olan düşüncelerimi bi yapıya oturtmamı sağlayan o tokat gibi yazıyı ekliyorum. herkese ve özellikle üniversite sınavından yeni çıkan ve meslek seçecek olan arkadaşlara bir de iş hayatına adım atmaya çalışan kişilere tavsiye ediyorum.

    başlık:‘açık mavi’ yakalıların emek mücadelesi

    kapitalizm ne zaman bir tehditle karşılaşsa, hızla reforme olarak ayakta kalmayı başardı. zaten bu sayede marx’ın, kâr hadlerinin sürekli düşmesinden kaynaklanacak krizlerin kendisinin sonunu getireceği öngörüsünü yanlışladı. günümüzde sendikalardan boşalan yeri ‘insan kaynaklarının çalışanların haklarını koruduğu’ ilüzyonuyla doldurdu

    geleneksel işgücü kategorizasyonudur; sanayi proleteryasına ‘mavi yakalılar’ denir. daha çok hizmet sektöründe çalışan iyi eğitimli, mavi yakalılara nazaran iyi para kazanan, hâlihazırda yöneticilik yapan yahut pozisyonu gereği doğal olarak ‘geleceğin yönetici adayı’ konumunda bulunan büro çalışanlarıysa ‘beyaz yakalı’ diye adlandırılır.
    sanayi toplumunda, 20. yüzyılda iş yaşamını betimleyen manzara buydu. sanayi-sonrası bilgi toplumunda, yani 21. yüzyılda ise tablo değişmeye başladı. dünya ekonomisindeki küreselleşmeyle beraber artan şirketler arası ve bireyler arası rekabet yönetici olmayan beyaz yakalıları, yani bu insanların çoğunu, insan kaynakları uzmanı saide kuzeyli’nin deyişiyle ‘açık mavi yakalı’ bir hale getirdi. ücret artışları eridi ve çalışanların reel alım gücü zayıfladı, iyi bir işe girmek gitgide keskinleşen bir rekabetin konusu oldu, çalışanların sosyal hakları şirketlerce budanmaya başladı.

    ‘plaza emekçileri’
    ancak tüm bunlar olurken yine de, türkiye üzerinden örneklemek gerekirse, yakalarının rengi açık maviye kaçmış levent-maslak hattının ‘plaza emekçileri’nde bir sınıf bilinci oluşmuyordu (hâlâ da oluşmadı). business week türkiye dergisinde barış ince imzalı güzel bir yazı yayımlanmıştı. yazıda mevcut durum isabetli bir biçimde tasvir ediliyor: “yeni ‘işçiler’ işçi olduklarının farkında değiller. çünkü klasik tanımı ile bir işçi gibi yaşamıyorlar... cebindeki az parayla da olsa bir kredi kartı sahibi olan çalışan, bu kart ile plazanın yakınındaki alışveriş merkezinden giysi satın alıyor, şirketin verdiği yemek kartı ile lüks kahvecide oturuyor, çıkışta arkadaşları ile nezih restoranlara gidiyor... iş tanımları, kariyer planları eskiden anladığımız tarzda bir kimlik oluşumunu engelliyor”.
    90’lı yıllar dünya ekonomisinde bir takım yapısal değişimlere sahne oldu.
    bu değişimler örgütlü emek mücadelesini, sendikal hareketleri zayıflatıcı nitelikteydi. dünyada hizmet sektörü tarım ve sanayi sektörlerinin aleyhine sürekli bir büyüme içindeydi. nihayet 2006’da, ılo’ya göre hizmet sektörünün küresel istihdamdaki payı yüzde 40’a çıkarak, payı yüzde 39’un altında bulunan tarımı tarihte ilk kez geride bıraktı. söz konusu pay gelişmiş ülkelerde ise yüzde 72’nin üzerinde. bu sektörün ekonomide başat hale gelmesiyse kısa dönemli, esnek zamanlı ve atipik istihdam biçimlerini öne çıkardı. bu tür işler örgütlülüğe ve kolektif emek mücadelesine pek elverişli değiller. daha da önemlisi; sanayi sonrası toplumda ‘bilgi’nin ön plana çıkması bireysel yetenekleri ve yaratıcılığı önemli hale getiriyor.
    bu bir yandan çalışanlar arasında rekabeti artırarak dayanışma duygusu ve sınıf bilincini köreltirken, diğer yandan da sanayi toplumuna özgü sendikacılığın ‘eşit işe eşit ücret’ gibi geleneksel taleplerini anlamsızlaştırıyor.

    örgütlü mücadele
    buraya kadar çizilen tablo işverene karşı örgütlü mücadele konusunda, proleter olduklarının farkında olmayan plaza proleterlerinden fazla bir şey beklenmemesi gerektiği izlenimi uyandırmış olabilir. ama siyasi tercihlerini ‘emek’ten yana konumlandıranlara “türkiye’de güzel şeyler de oluyor” dedirtebilecek bazı gelişmeler yaşandı geçtiğimiz aylarda. ‘ıbm türk’ şirketi çalışanı 258 kişi tez-koop-iş sendikasına üye oldu. sendika da ıbm türk çalışanlarının grev ve toplu sözleşme hakkını alması için 26 mart’ta
    çalışma bakanlığı’na yetki başvurusunda bulundu. çalışanların sendikaya üyelik bilgilerini onaylayan bakanlık, konuyla ilgili 11 haziran’da şirket yönetimini bilgilendirdi. çalışanlar açısından buraya kadar her şey yolunda gitti. ancak ıbm 17 haziran’da sürece itiraz etti. şirket, sendikalı çalışanların kanunun öngördüğü yeterli sayıda olmadığını ve sendikanın faaliyet gösterdiği iş kolu olan ‘büro çalışanları’ statüsünde bulunmadıklarını savunmaktaydı. taraflar mahkemelik oldu.
    tez-koop-iş’e üye olan ıbm personelinden iki kişiyle buluşup olan bitene dair bilgilenmek için beşiktaş’ta bir kafenin yolunu tutuyorum. arkadaşlardan biri şirketin satış grubunda, diğeriyse teknik grubunda çalışıyor. kimliklerinin açıklanmasını istemedikleri için onlardan ali ile veli diye bahsedeceğim.
    0 ...
  41. kronstadtli olu denizci

    1.
  42. itü sözlük'te yazan ve girileriyle dikkat çeken liberter sosyalist, boş sallamayan, attığını vuran, çok okumuş ve muhtemelen görmüş geçirmiş birisi, okunası kişilik.
    0 ...
  43. cosby ailesi

    1.
  44. testere aziz

    1.
  45. testere necmi'den doğan boşluğu doldurmak için kendini feda eden büyük başkan aziz yıldıvım'ın mafya alemindeki yeni lakabı.

    (bkz: hepinizi pırasa gibi doğrarım)
    0 ...
  46. toplumcu anayasa

    1.
  47. türkiye komünist partisi tarafından hazırlanan anayasa taslağı. kendi anayasamızla kıyasladığımızda bugüne kadar ki mükemmele en yakın anayasa olmakla birlike eğer gerçek manada uygulamaya geçirilirse bize çağ atlatacağından zerre şüphem yok.

    http://www.tkp.org.tr/dos...r/tkp/toplumcuanayasa.pdf adresinden tamamı indirilebilir.

    önemli gördüğüm bir iki kısım;

    --alıntı--

    siyasal yapı:

    Madde 6- Türkiye Cumhuriyeti'nde iktidar bir sosyalist demokrasi olarak örgütlenir. Türkiye Cumhuriyeti'nde işçi sınıfı, toplumsal örgütlenmeleri aracılığıyla doğrudan yönetimdedir.
    iktidar organları fabrikalar, atölyeler, bürolar, çiftlikler, okullar ve kışlalardan başlayarak yukarıya doğru uzanır. Yerel meclisler, toplumun tüm kesimlerini yönetime katacak birer araçtır.

    ekonomik yapı:

    Madde 24- Türkiye'nin toprak, madenler, enerji, nitelikli işgücü gibi yeterince sahip olduğu kendi kaynaklarına dayanan bir kalkınma atılımı örgütlenir ve ülke ekonomisinin dışa bağımlılığına son verilir. Diğer ülkelerle ekonomik ilişkiler karşılıklı yararlar gözetilerek ve ülkenin bağımsızlığı ile toplumsal çıkarlarlar korunarak sürdürülür. Ekonominin bağımsızlığı, onun sosyalist karakteriyle ve emperyalist dünyanın bir parçası olmaktan çıkması ile sağlanır. Emperyalist ülkelerle ülkemiz emekçilerini büyük bir borç yükü altına sokan, ülkeyi bağımlı duruma getiren anlaşmalar imzalanamaz.

    Madde 27- Çalışma süresinin kısaltılması, insanın bütün boyutlarıyla gelişebilmesinin önkoşullarından ve toplumun başlıca hedeflerinden biridir. Çalışma süresi haftada 35 saati geçemez (zed'in notu: 5 gün esasından günde 7 saate tekabül ediyor). Fiziksel emek kullanımını en aza indirmek ve tüm emekçilerin zihinsel üretim potansiyelini harekete geçirmek de bir başka temel hedeftir. Toplumsal üretimin bütün alanlarında ileri teknikler kullanılarak öncelikle insana yakışmayan koşullarda gerçekleştirilen işlerin makineler tarafından yapılması sağlanır.

    Madde 31- Sendikalaşma ve grev hakkı tüm emekçileri kapsayacak biçimde yasalarla güvence
    altına alınır. Sendikalar ve işyerlerindeki iktidar organları çalışma koşullarının iyileştirilmesi, işçilerin dinlenme, kültür ve spor olanaklarının genişletilmesi için yetkilidirler.

    TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER:

    Madde 35- Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm yurttaşları, etnik veya toplumsal köken, ırk veya dil, cinsiyet, cinsel tercih, e¤itim, dinsel inanç, meslek veya görev ayrımı gözetilmeksizin yasalar
    önünde eşittir.

    Madde 36- Türkiye Cumhuriyeti'nde kadınlar ve erkekler eflit haklara sahiptir. Cinsiyet farklılığının ayrımcılığa yol açmasına karşı ekonomik, siyasal, ideolojik ve kültürel önlemler alınır. Bu önlemler, kadınların mesleki ve kültürel eğitimlere erkeklerle eşit erişiminin sağlanmasını, işle alım ve yükselme aflamalarında, toplumsal, siyasal ve kültürel etkinliklerde kadın ve erkeklere eşit fırsat tanınmasını, anne ve anne adaylarının çalışma yaflamına katılması ve toplumsal yaşamdan dışlanmaması için, ücretli izin süresinin artırılması ve çalışma saatlerinin azaltılmasını kapsayan maddi ve manevi desteğin verilmesini içerir.

    Madde 37- Türkiye Cumhuriyeti'nde ulusal ve etnik köken hiçbir biçimde bir ayrıcalık ya da dışlanma-ezilme nedeni olamaz. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde birlikte yaflamak ve tüm bölgelerin eflit gelişimini sağlamak temel hedeftir. Devlet, bu hedef doğrultusunda tüm yurttaşların, enternasyonalist ve yurtsever bir bilinçle eğitilmesinden, yaflayan dillerin korunması ve öğretilmesinden, bu dillerle eğitim ve öğretim hakkının sağlanmasından, kültürel zenginliklerimizin
    geliştirilmesinden sorumludur.

    Madde 38- 16 yaşına girmiş her yurttaş, bütün yönetim kademeleri için seçme ve seçilme hakkına sahiptir.

    Madde 39- Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm yurttaşları, anlatım, propaganda ve örgütlenme özgürlüğüne sahiptirler. insanın insanı sömürmesini açık ya da dolaylı biçimde savunan, savaş kışkırtıcısı, din istismarcısı, ırkçı ve faşist düşünceler toplumun özgür gelişiminin önünde engel oluşturdukları için propaganda ve örgütlenme özgürlüklerinden yararlanamazlar.

    Madde 40- Temel özgürlüklerin yaşama geçirilmesi için yazılı ve görsel iletişim, toplantı ve gösteri yapma olanakları bütün toplumsal örgütlenmelerin hizmetine verilir.

    Madde 41- Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm yurttaflları çalışma hakkına sahiptirler. Tüm yurttaşlar, yaptıkları işin karşılığında, devlet tarafından belirlenmiş bir standartın altına düşmeksizin, ücretlendirilirler. Tüm yurttaşlar, yetenek, eğitim ve eğilimleri doğrultusunda, toplumun ihtiyaçları gözetilerek, istedikleri meslek ve işi seçebilirler. Bu hak, sosyalist ekonomik sistemin düzenli gelişimiyle güvence altına alınır.

    Madde 42- Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının, seyahat etme serbestliği, konut dokunulmazlığı ve haberleşme gizliliği devlet güvencesi altındadır.

    Madde 43- Sorgulama ve kovuflturma sırasında devletin gözetiminde tutulan kişilere fiziki veya manevi baskı yapılamaz. Hiç kimseye, hiçbir koşul ve durumda işkence uygulanamaz. Yasalarda yazılan suçüstü durumları dışında hiç kimse savcı izni ya da mahkeme kararı olmadan gözlem altına alınamaz.

    Madde 44- Hiçbir durumda ölüm cezası verilemez.

    --alıntı--

    pdf'den kopyalarken sorun olmasa hepsini alacaktım da, neyse. yönetim sistemine bir iki ufak itirazım dışında az önce de dediğim gibi kusursuza yakın biçok nokta var (elbette sıradan biri olarak konuşuyuyorum bunu, anayasa uzmanı olan arkadaşlar daha iyi değerlendireceklerdir). partiden bağımsız olarak ele alınması, mutlaka okunması gereken bi taslak, önemle tavsiye kısaca.

    dipnot: taslağı gönderdiği için kisil'e çok teşekkürler
    3 ...
  48. ağrı dağı ndaki turistlerin kaçırılması

    1.
  49. ağrı dağı'na tırmanan 3 alman turistin az önce yapılan açıklamaya göre teröristlerce kaçırılması hadisesi.
    1 ...
  50. psk

    1.
  51. orhan yoney

    1.
  52. eski 3. ordu komutanı, şimdinin Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı.
    0 ...
  53. kabak tadı veren devam filmleri

    1.
  54. bir film tutulunca bundan mümkün olduğunca faydalanma arzusuna kapılan sinema yapımcılarının devamını getidiği konusu güzel filmlerin eşşeğin ziki gibi uzamtılmışları. evet, cidden izleyicide kabak tadır verir bu bir müddet sonra. bikaç aklıma gelen;

    (bkz: die hard)
    (bkz: saw)

    yerli olarak da ilk aklıma gelen;

    (bkz: hababam sınıfı)
    2 ...
  55. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük