80 yıldır nereye gitti ki bugün çok farklı yere gitsin. 80 yıldır süper güçtük de şimdi mi kötüye gidiyoruz? daha önce nasılsak en kötü şimdi o haldeyiz.
gençliğin verdiği heyecan ve sabırsızlıkla ilk etapta chp ya da mhp ye, ilerde iş hayatına atılıp olgunlaştıkça ak parti ya da onun benzeri merkez sağ partilere yönelecek yaş grubudur.
latife beyanı yapmıştır. hukukçular bilir. asıl iradesi istemediği halde akp nin altında kalmamak için söylediği boş hedeftir. kendisi de zaten eğer akp %50 nin altında oy alırsa tayyip istifa edecek mi diyerek yenilgiyi baştan kabul etmiştir. akp nin ne kadar oy alacağını hangi bantta olduğunu kendisi hepinizden iyi bilmektedir. doğan medyası ne kadar şişirirse o kadar %30 bantına yaklaşır. daha fazlası onun için bile hayal. chp nin kendi anketine bakın inanmıyorsanız. akp %40 chp şişirmeyle %30. orda bile kabullenmiştir zaten maksimum ne kadar oy alabileceğini.
yoksa siz hala bir değil birden fazla diktatörün vaktiyle yükseldiği ve türkiye'ye avrupalıların çoktan demokrasi getirdiğinin farkında değil misiniz?
- türkiye'ye avrupalılar tarafından demokrasi gelmemiş olsaydı 2 kez dünya savaşında yerle bir olan almanya, japonya bizi gelişmişlik seviyesinde geçemezdi. kim ne diyor, ne giyiniyor 80 yıl boyunca tartışılmazdı. faili meçhuller olmazdı. sağda solda bombalar patlamazdı. şartlar olgunlaşıp darbe yapılamazdı. devlet kendi halkını tehdit olarak görmezdi.ayhan çarkın'lar çıkıp devlet emriyle şu kadar insan öldürdük demezdi.
- türkiye zaten libya, mısır, ırak vs. idi. nerde kimin nasıl öldüğü, hangi bombanın nerde patladığı belli olmayan kime oy atsan aynı zihniyete hizmet eden insanların bulunduğu bir güruha giden siyasi yapıya sahip bir ülkeydi türkiye.( süleyman demirel, mesut yılmaz, hüsamettin cindoruk bugün hepsinin nasıl chp li olduklarını görüyoruz.)ve ülkeyi sadece chp nin yönetmesine demokrasi diyoruz.
unutmayın bu olayların hepsi 2000'lerden önce oldu. uyanın, ne halde olduğunuzun neyle uğraştığınızın farkına varın.
1)nafile ibadetler gizli yapılır. farz ibadetler her yerde yapılabilir, üstelik namazın cemaatle kılınanı efdaldir. kuran'da yazıyor, çok okudum ondan biliyorum havalarında işkembeden sallama.
2)ayrıca atatürk'ün, değil camiye gitmek 1930'lara kadar balkona çıkışı dahi haber yapılıp fotoğrafı çekilmiştir. namaz kılarken fotoğraf çekilip çekilmediğini de bilmiyorum. eğer çekilmemişse ayıp etmiş. yüzde bilmem kaçı müslüman olan halkın halkçı cumhurbaşkanı, her yerde fotoğraf çekilip orda fotoğraf çekilmemişse ayıp etmiştir hiç kusura bakmayın. elin gavuru bile ülkemize geldiğinde hürmetinden merakından cami ziyaret ediyor, hiç tanımadığı ordaki insanlarla fotoğraf çekiliyorlar.
küfür dilin cilasıdır. yeri ve zamanında edilen küfür farz-ı ayin derecesindedir. ayrıca kişiler üzerinde rahatlatıcı bir etki bıraktığı ampirik bir bilgi olup, bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
demokrasiyi tekellerine almış bazı grupların, demokrasiyi cemaatçilere vermemesinden mütevellit demokrasisiz hayata devam etmek zorunda kalan şakirtolardır. ama devir değişmiştir. artık para şakirtolardadır. parayı veren düdüğü çalacağından, demokrasiyi tekelinde tutanlar; artık siz düşünün. kendinize sığınacak başka ideolojiler başka kavramlar bulun. benden söylemesi. sizin demokratlığınız eskidendi.
Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yöntemdir. yönetici gücü belirleme konusunda halkın hangi oranda bu güce katıldığı demokrasi açısından önem taşır. birey ya da grubun kendi içinde demokratik olmak gibi zorunluluğu yoktur. demokrasi, birey ya da grupların yönetici gücü belirlemedeki haklarının eşit olmasıdır. demokrasinin olmazsa olmazları olan siyasi partilerde bile parti içi demokrasi yoktur. bunun dışında kişinin ne giydiği, kiminle ilişkide olduğu ya da kendini hangi topluluğa ait hissettiği kimsenin tekelinde değildir.
bu tarz zorlamalar ve yaftalamalar kişinin bilinçaltındaki otoriter zihniyetinin yansımalarıdır. her ne kadar kendisinin demokrat olduğunu zannetsede.
öğrenciler dediğiniz zevat her fakülteden el ve ayak parmaklarının toplamını geçmeyecek kadar az sayıda öğrenciden oluşan öğrenci kollektifleridir. hepimiz üniversite okuduk ya da hala okumaktayız. bunların ne kadar azınlıkta olduğunu, çoğunluğun görüşünü temsil etmediklerini hepimiz biliriz. kendileri çalıp kendileri oynarlar. bu yüzden hiç bir etkileri olmayacaktır.
onu bunu bilmem de 2000'li yıllarda mizah dergilerinde siyasi öğeler pek yoktu. mesela lmanyak dergisinin kapağında ya deli cevat'ın ya robinson la cuma'nın ya da 0070 cabbar baba'nın resimleri lombak'ta da kötü kedi şerafettin falan olurdu. içerikleri de bu tarz siyasetten bağımsız yazı dizileri olurdu. bugünkü kadar siyasete batmış değillerdi o zaman. ben yorumlamam buğadar.
-her yeni iktidar kendi meşruiyet zeminini oluşturmak; bu zemini sağlamlaştırmak için kendi iktidarından önceki dönemleri kötüleyip kendi iktidarına hayatiyet kazandırmak ve varlık nedeni olan kurucu ideolojinin sürekliliğinin sağlanıp yeniden üretilmesi amacını gütmüştür. ideolojinin yeniden üretilmesi okul, aile gibi devletin ideolojik aygıtlarıyla sağlanırken ideolojiden sapmalar ise polis, ordu gibi devletin baskı aygıtlarıyla kontrol altında tutulmaktadır.
-türkiye'de ki resmi tarih de yukarıdaki çerçevede ele alınmalıdır. siyasi iktidarı elinde tutan cumhuriyetin kurucuları da yeni kurulan devletin haklılığını göstermek ve halk nezdinde meşruiyet kazanmasını sağlamak amacıyla osmanlı devleti'nin varlığının haksızlığını gerekçelendirmişlerdir. ideolojinin yeniden üretilmesi ve toplumsal bütünlüğün sağlanması amacıyla bu haksız gerekçelendirmeler, yanlış, eksik, taraflı ve birçoğu uydurma bilgilerden oluşan yapay bir resmi tarih ortaya çıkarılmıştır. üretilen suni tarihi bilgiler bir ulus yaratmak ve topluma ulus bilinci yerleştirmek amacıyla eğitim kurumları vasıtasıyla topluma benimsetilmiştir. yeni cumhuriyetin, çok uluslu bir imparatorluk bakiyesini devralmasına rağmen bu yapıya ters olan ulus devlet ideolojisini benimsemesi ve bu ideolojinin otoriter uygulamalarına hayatiyet kazandırması, siyasi iktidarın uygulamalarının toplum nezdinde karşılık bulmamasına neden olmuştur. günümüzde, cumhuriyetin kurulması esnasında meydana gelen bu doku uyuşmazlığının tezahürleri gün yüzüne çıkmakta, bir toplumsal refleks olarak gerek akademik, gerek siyasi, gerekse toplumsal alanda farklı çeşitlerde ve yoğunlukta tartışılmaktadır.
-tek doğrunun olmadığı, her şeyin sorgulandığı postmodern dönemde bu tarz sorgulamalara alışmamız gerekmektedir. kutsal olduğuna ve insan ürünü olmadığına inanılan dinin de içinde bulunduğu herşeyin sorgulandığı, akılcı bilimin bunu gerektirdiği söylemine inanıp; resmi tarih sorgulanınca onu sorgulayamaya cesaret edemeyen ve düşünme becerisinden uzak bir zihniyetin, kendine atfettiği ilericilikten ne kadar uzak olduğu ortadadır. istesek de istemesek de artık bir dönem kapanıp yeni bir dönem başlayacaktır. bu yeni döneme hakaret içeren düşünceler beslemek ya da deve kuşu gibi başımızı toprağa gömmek yerine bu sürece hazırlıklı olup bu süreci yönetebilmek gerekmektedir.
-osmanlı devleti'nden sonra onun devamı niteliğinde kurulan cumhuriyetin resmi ideolojisini özetleyen türkiye cumhuriyeti resmi tarihinin en kısa veciz özeti.
-farklı kaynaklardan tarih bilgisi taranmadan ve farklı okuma biçimleri gelişitirilmeden sürdürülen bir hayatta bu ilkokul tarih bilgisinin cehaletin bir simgesi olarak ömür boyu taşınması, düşünsel açıdan zihne ket vurması kaçınılmazdır.
kendilerini muhafazakar modern diye tanımlayan ve ''kendilerini kapalı zanneden giyinik çıplaklar''ın giyim tarzı. kullandığı kavramların anlamlarını bilmeyip hem muhafazakar hem modern olunamayacağı ayırtımını yapamayan, madem modernsin o zaman neyi muhafaza ediyorsun? sorusuna verecek cevabı olmayan şuursuz güruhun; dini, giyim üzerinden yozlaştırma durumudur.
dinin temel gereklerinden ve referans kaynaklarından bihaber olan, haberi olsa da uygulamayıp, nefsani arzular peşinde kendini sergileme isteğini örtünerek dışa vuran kişilerin içinde bulunduğu durumu özetleyen kıyafet kombinasyonu.
aslolanın karşı cinste şehvet duygusunu uyandırmamak olduğunu idrak edemeyen, örtünmeyi şekilden ibaret sanan, sıkmabaş tanımını tüm vücudunda uygulayıp başını kapatıp, en önemli yerini (totosunu) sıktırmalı pantolon giyerek teşhir eden anlayış yoksunu zihniyetin giyim tarzı.
bireyleri birbirine bağlayan, karşılıklı etkileşim halinde olan insanların oluşturduğu sistem.
giddens'ın tanımıyla toplum: bir kurumlaşmış davranış biçimleri bütünü ya da sistemidir.kurumlaşmış davranış biçimleriyle; uzun zaman ve mekan dilimleri içinde durmadan tekrarlanan, sosyal olarak üretilen davranış ve inanç biçimleri kastedilmektedir.
toplumda ana kültürün, egemen kültür dışında toplumun bazı kesimlerinin kendilerine özgü geliştirmiş oldukları kültüre denir. alt kültürler, toplumdaki farklı sosyo-ekonomik veya etnik grupların ana kültürden ayrılan toplumsal kuralları ve yaşam tarzlarıdır.
rüyasında dahi sakatlanabilme özelliğine sahip olan futbolcu. aynı zamanda galatasaray'ın sakat futbolculardan oluşan geleneksel düz koşu takımının değişmez kaptanıdır. herkes gider, gökhan zan kalır; zira o gerçek galatasaraylıdır. o yüzden hiç iyileşmez beter olasıca.
siyasi hayatta iktidarda olan ve hükümet diye adlandırılan oluşumun dışında kalan, hükümete karşı olup onun politikalırını benimsemeyen ya da hükümet karşısında red cephesi oluşturan siyasi grup.
yönetim gücü'nü halktan alan yönetim biçimlerine verilen genel isimdir. yönetici gücü belirleme konusunda halkın hangi oranda bu güce katıldığı konusu cumhuriyet açısından fazla bir önem taşımaz. bu sorun demokrasinin sorunudur. her cumhuriyet demokrasi olmadığı gibi her demokrasi de cumhuriyet değildir. sıklıkla karıştırılan bu iki kavramı ayırt etmek gerekmektedir.
yakın zamanda prof. olan, dersleri uzun tutmaması ve öğrencileri sıkmaması ile tanınan, sınavlarda bol not dağıtan, kendisini açık açık siyasal islamcı olarak tanımlayan istanbul üniversitesi edebiyat fakültesi sosyoloji bölümü öğretim görevlisi. (halden anlayan tam bir öğrenci dostudur kendileri)
insanın dünya serüvenindeki nihai durağını hatırlatarak hayatın anlamını sorgulatan trt 1 ve trt haber kanallarında yayınlanan belgesel programı. programa adını da veren ömür dediğin türküsünü emel taşçıoğlu seslendirmektedir.
aliya izzet begoviç islam deklarasyonu adlı kitabında islam'ın 6. şartının mücadele olması gerektiğini ileri sürerek islam ülkelerinin geri kalmalarının bir nedeninin de mücadele eksikliği olduğunun altını çizmiştir.
tanrının her türlü nesne, hayvan(maymun, sığır vb.) olabileciğini ama allah'ın ise sadece islam dinine mensup müslüman kimsenin kabul ettiği yaratıcı olduğu ayırdını yapamayan ve bu iki kelimeyi eş anlamlı zanneden anlayış yoksunu kimse.
günümüzde solcuların ideolojik olarak milliyetçilik ya da ulusçuluk yapmaları, politik olarak da ulus devleti savunmaları, solcuların solculuktan uzaklaşarak nasyonel sosyalizme doğru kayabilen bir zeminde olduklarını gösterir. buradan hareketle solculuğun ve milliyetçiliğin karşıt iki görüş gibi görünmekle birlikte aslında birbirini besleyen kardeş iki ideoloji olduğu sonucuna ulaşılabilir.
kapitalizmin hristiyanlığı dönüştürerek kanatları altına alması durumunda olduğu gibi kapitalizmin islamiyeti dönüştürme çabasında müslüman kimliğiyle bu çabaya bilinçli ya da bilinçsiz olumlu katkıda bulunan kimse. islamiyetin eşitsizliğe ve güçsüzün sömürülmesine açıkça karşı olmasına rağmen bu sistemde beis görmeyen müslüman müteşebbis. ayrıca ayrıntılı bilgi için milliyet gazetesinden ece temelkuran'ın ve yeni şafak gazetesinden akif emre'nin ''abdestli kapitalizm'' başlıklı köşe yazılarına başvurulabilir.
liberal kapitalist sistemin üretilen mal ve hizmetleri yazılı ve görsel medya vasıtasıyla toplumun geneline alınması gereken ihtiyaç, yaşanması gereken hayat tarzı şeklinde sunması ve bu durumun toplumda özendirici etki yaparak tüm toplumu söz konusu ürüne ya da hizmete kanalize etmesi durumunda toplumda meydana gelen talebin alım gücüyle desteklenememesi sonucu toplumu meydana getiren insanlar üzerinde bıraktığı olumsuz etki.
attila ilhan'ın 1951'de yazdığı, önsözünde ''Tek kelimeyle söylemek gerekirse, okuyucu önünde, onunla birlikte, memleketimizin ve memleketimizin halkının esenliği için elbirliğiyle bulmamız gereken olumlu tipi, gerçek vatandaşı arıyorum.'' dediği ve çağdaş gençliğin açmazlarını, bunalımlarını, umutsuzluğunu, çelişkilerini, öfkelerini anlattığı roman. kitaptan beğendiğim bir paragraf:
-...Erkekler de böyle, yok yok, ben billirim mallarımı, daha da beter! Her biri arkadan bin türlü laf söyler, sonra da koynuna girmek için olmadık dalkavukluk yapar. Hepsi de aynıdır. Hepsi de karılarının yanında melaike benim yanımda aslan kesilirler. Hepsi de birbirinden ahmaktır ha! Ayol kadınlara dedikoducu derler ya, erkekler bin beteri. Kaç kere şunu bunu çekiştirirken kendi kulaklarımla duymuşumdur. Katip müdürünü, tayfa kaptanını, asker üstünü, amele patronunu çekiştirir. Onlara bakarsan her biri bir başvekil, bir mebus! Ben önceleri inanırdım da. Sonra baktım ki, ohooo, iş yok bu kafada. Herif beni kendine eğlence yapıyor. O zaman anladım şekerim, şıp diye aklım başıma geliverdi; ben aleme eğlence olacağıma, alem bana eğlence olsun dedim. Ama ne? Kimseye kulak verme! Bildiğin gibi yaşa! işte bak şimdi hanımefendi sayılırım. iş yaptığın kepazeliği marifetmiş, meziyetmiş gibi gösterebilmekte. Oldu mu oldu. Pezevenklik bile yapsan senden iyisi yok...