yavuzum backs
532 (ordinaryus)
altıncı nesil yazar 1 takipçi 29.50 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    2011 den erotik hikayeler

    1.
  1. -yine çok içtin. cesaretin sarhoşluğundan mı geliyor?

    hayal meyal hatırlıyorum kurulup kurulmadığı belirsiz cümleleri. gerçek miydi tanışıklığımız, yoksa yalnızca düşler aleminde mi yalamıştın kulak memelerimi? ne önemi vardı ki zaten? benim her biri bir hatıraydı senden kalma o günlerde.

    hiç olmayacak bir öğle vakti geçiverdi önümden. hava karanlık, yağmur pusudaydı. her zaman sevdiğim ama bir o kadar da melatonine doyduğum, alkole en çok merak sadığım günlerden biriydi. gökyüzünde bulutlarla güneşin savaşını, bulutların kazandığı günlerden biriydi. nasılsın diye sorduğumda benim olacağını tahmin de etmiyordum. kurşuni-kızıl bulutların rengine yeniden isim verdik.

    -uzatma!

    uzuyordu. artık daha tecrübeliydim. aradan yıllar geçmiş 45 yaşını devirmiştim. ne sertcan'ın temassız sevişmelerine ne de silker'in peri masallarına benzerdi benim erkeklik gururumu ağzına almak. zira dört tekerlek üstünde yaşanmazdı hiçbir peri masalı. insanların varlığı beni ilgilendirmezdi ve bacaklarımın arasında her fırsatta sarıldığı damarlı kalın gururumun tadını veremezdi ona tutunduğu hiçbir dal.

    ellerim kalçalarındaydı ve okşamaktaydım vücudunu usul usul. göğüslerini kavradığımda üstümde ne varsa parçalarcasına çıkarmak için kendini paralıyordu. gözleri kapalı, vücudu sıcaktı. dudaklarının arasından kulağıma uğrayan inlemeleri beni daha çok gururlandırıyordu. artık "utanmak" kavramının anlamını, amacını unutmuş varlığını bile tatile göndermiştim. ellerimiz aşağıya kayıyordu. o gururumu sımsıkı sahiplenirken ben de onun bacaklarının arasındaki lavlara dokunuyordum. parmaklarım kaydıkça daha da şehvetlendiğini görmemek aptallık olurdu.

    oral seks yapmasını istediğimi söylememi gerektirecek kadar iyi yapıyordu acemi rolünü. öyle ya; ben henüz hiçbir şeyden haberi olmayan, sevgisi ve erkeklik gururu sağılacak bir inektim. beni sırt üstü yatırıp elleriyle tatmin etme çabasıyla beraber ağzına aldığında tek güven kaynağımı, ilk fark ettiğim şey dilini çok iyi kullandığıydı.

    etli dudakları, düzgün dişleri ve becerikli diliyle işbirliğinin vazgeçilmez elemanı elleri ustalığını gözler önüne seriyordu. benimse tek düşündüğüm ağzına boşalıp boşalmamaktı.

    çok bencildim.
    2 ...
  2. beni bekleme diyen asker

    1.
  3. askerdeki adama bile görüşemiyoruz diye trip atan kaltakların yaşadığı ülkemizde, sevgilisinden askere gitmezden önce ayrılması, yapacağı en akıllıca hareket olacaktır.
    1 ...
  4. me my yoke and i

    1.
  5. damien rice'ın ruh hastalığının ispatı bir eser.

    my drum, my drum, my drum
    gonna make ya
    my drum, my drum, my drum
    gonna make ya come

    my book, my book, my book
    gonna make ya
    my book, my book, my book
    gonna make ya look

    my hand, my hand, my hand
    my hand going under
    my hand, my hand, my hand
    my hand going understand

    my fall, my fall
    my fall gonna break ya
    my fall, my fall
    my fall gonna break your wall

    i'm mad, i'm mad, i'm mad
    like a big dog
    i'm mad, i'm mad, i'm mad
    like a big dog, yeah

    'cause my god, my god, my god
    gave me a rod
    my god, my god, my god
    gave me a rod

    for fishing, fishing, fishing
    fishing, fishing, fishing yeah

    my drum, my drum, my drum
    gonna make ya
    my drum, my drum, my drum
    gonna make ya come

    my book, my book, my book
    gonna make ya
    my book, my book, my book
    gonna make ya look

    my hand, my hand, my hand
    my hand going under
    my hand, my hand, my hand
    my hand going understand

    my fall, my fall
    my fall gonna break ya
    my fall, my fall
    my fall gonna break your wall

    i'm mad, i'm mad, i'm mad
    like a big dog
    i'm mad, i'm mad, i'm mad
    like a big dog, yeah

    'cause my god, my god, my god
    gave me a rod
    my god, my god, my god
    gave me a rod

    for fishing, fishing, fishing
    fishing, fishing, fishing, yeah

    won't you beat my, won't you beat my, won't you beat my, won't you beat my...
    won't you read my, won't you read my, won't you read my, won't you read my book...

    fishing, fishing, fishing
    fishing, fishing, fishing, yeah

    yeah
    yeah
    yeah
    yeah
    1 ...
  6. circulus vitiosus

    1.
  7. sleep little angel of mine

    ?.
  8. zephyros adlı albümden müthiş bir eser. fonda o çalarken ister istemez hayal kuruyor, gözlerinizdeki yaşları tutmanızın imkansızlığına tanık oluyorsunuz.
    1 ...
  9. entelektüel klişeleri

    1.
  10. entelektüel görünme çabasına girmiş yeniyetmelerin uğraştığını yahut ilgilendiğini belirtmekte ısrar ettiği bir kısım klişelerdir. asla ve asla bunları yapmadan entelektüel veya farklı bir kimlik kazanamayacaklarını düşünerek farklı kimlik peşinde koştuklarını açık ederler. bu sözünü ettiğimiz şeylerden birkaçı şu şekilde sıralanabilir;

    -plak
    -gramofon
    -fotoğraf
    -tim burton, quentin tarantino vb. yönetmenlerin çektiği filmler
    -ikinci el kitap fetişizmi
    -pipo
    -bir yudum bohemcilik
    -pespaye giyim tarzı
    1 ...
  11. çürümüş cesetler tiyatrosu

    1.
  12. Hayatım boyunca işlediğim hatalara, ceza niyetine kesilen, iki porsiyondan ibaret kalmakta olan acılara katlandığım zamanları hatırlar gibiydim bu sabah. hiçbir hatamın acısında pişmanlık arayışları yoktu. hissetmediğim pişmanlıkların, farkında olduğum acılarıyla oyun hamuru gibi oynar, sigara dumanına karıştırıp havaya üfler, biraz da alkolle sulayarak servis ederdim kendime. biraz yorulmak lazım derdim pişmek için. hayatın bizlere verdiği armağanlardı onlar. biriktirip, çekmecelere kaldırdığımızda hepsini, sakinleşmeyi öğrenecektik. biraz daha acıdıkça, acımamayı öğrenecektik. yandıkça, yanmanın etkisini yitirdiğine tanık olacaktık. bu yüzden gereksizdi pişmanlık.

    pişmanlık, gereksiz olmadığını hatırlatmak için saldırıyordu üstüme; şüphenin ortasına düştüğümü görür gibiyken, ellerimden tutacak sandığım bir perinin hayatıma öylece girmesiyle. elimin uzanmış halde, öylece kalacağını öğrendiğimde pişman olmuştum ilk kez. hissettiklerimi acı olarak adlandıramıyor, pişman oluyordum bu sanrıya düşmüş olmaktan. ne kadar çok sevdiğimi gösteremeden ölmekten korkar halde bulmuştum kendimi. pişman oluyordum; hiç canını acıtma riskine girmeden, ölüme razı gelmediğim için.

    belli ki; hayatın, görünür görünmez houdini misali kaybolmalarına kendimi kontrolsüzce kaptırmış, kaybolan da kaybeden de ben olmuştum. yüzünde tebessümü gördüğümde, gülen gözlerini gözlerime diktiğinde, ruhumda çiçekler açmıştı. bir yüz güldürmek, bir umut yeşertmek, en parlak yıldızı cebimde taşımaktan evlaydı benim için. gözlerindeki mutlulukta yitip gidiyordum, hiç yarını düşünmeden, hiç akşamı beklemeden. hayatımın başlangıcından beri tanıdığımdan öyle emindim ki haddinden fazla hızlı olmuştu sorularım ve arayışlarım; içindeki meleği bulmak adına.

    kanatların?
    kanatların olmalıydı senin!?
    bir melek olmalı bir zamanlar bu bedende,
    peki o melek ne vaziyette şimdi?
    derinine mi gömüldü bedeninin?

    kanatlarım hiç yoktu, ben bir melek değildim diye söyleniyordu kendi kendine. kulaklarımı tıkamış, sadece saklanmaya çalıştığını varsayarak yaşamıştım o anları. eğer kanatlarını gösterirse, kırmamdan korktuğu fikrine kapılıp dağlardan aşağı akıp gitmiştim, bir nehir gibi. kırmayacaktım oysa o kanatları. bütün yaralarını iyileştirmeye gücüm yeter sanmıştım, bunu benden beklemediğini bile bile. o yaralara dokunmanın, haddim olmadığını anlamak, canımı yakacaktı biraz ama yine de sevecektim bambaşka isimler verip beklentilerime.

    bir akşam vakti elleri ellerimden kaçtıkça, gözleri ruhumu okumaktan uzaklara koştukça, ağırlaşmış, güvenimi kaybetmiştim sabaha kadar olan süreç boyunca. sabah olduğunda gözlerimde her zamanki mutlulukla bir mesaj yazdım. hiçbir şey olmamış gibi yanında öylece durmak bile yeterdi benim yıldızlar saçmama, bu şehrin karmaşık ve kirli sokaklarında yürürken. en beklediğim anlardan birinde; bir merminin, kafatasımın içine yavaş yavaş girdiğini hissetmiştim aniden.

    çürümüş bir cesedin kokusu doldurmuştu bütün evi. nereden geldiğini merak ederken, kuvvetli küfürler savuruyordum. darmadağın olmaya kendini alıştırmış, ruhum gibi alt üst olmuş yatağımdan doğrulup, aramaya koyuldum. gittikçe yoğunlaşan bu korkunç kokunun kaynağını bulmalı ve sebep olana en kallavi küfürlerimi bağıra bağıra yüzüne tükürmeliydim. her adımda ağırlaşan koku, omuzlarımın üstündekilere yeni ağırlıklar ekliyordu. adımlar, uzuyordu bu zarfta. koridorda gözlerimi kısmış, mutfağa göz ucuyla bakıvermiştim. salona yürüyor, hala bir iz bulamıyordum o rezil kokunun kaynağına dair. duvara çakılmış işlevsiz çivilere takıldı gözüm, olduğum yere çöktüm. artık her şeyi anlıyordum. o korkunç cesedin ta kendisiydim.

    istenmediğimi bile bile; açlıktan ölmeye razıyken, beni öldürecek birilerini bulamamış, kendimi çoktan öldürmüştüm!
    3 ...
  13. bir fincan yalnızlık

    ?.
  14. bir dilim kuru ekmek, altı zeytin ve bir büyük kahve fincanı soğuk su.

    kahvaltı soframın dillere destan ihtişamında, yalnız başıma, sabahın kör vaktinde gülümseyebilmeyi başarmıştım. gözleri vardı aklımda en siyah noktalarıyla. kanatlarını, hayatının fırtınaları kırmıştı ve yollar yormuştu dizlerini. bu yüzdendi belki de alıştığı yalnızlığını terk etmeyi istememesi. bedeni yanımda mutluyken, aklı başkalarının ellerine dokunduğu anlardaydı. yine de gülebiliyordum kendime.

    kahvaltı namına yediklerimin pek de farkında değildim. anlamlı gözlerin, gözlerimle çarpışmalarından sonra, o gözlerin kimleri gördüğünü düşünürken, açlık bile hissedilebilir değildi. tebessüm yavaş yavaş siliniyordu. mutluluğumun sebebinin ellerimden kayıp gitmesi ürkütüyordu beni. mutlu olacaktım hani? sigarayı bile bırakmıştım oysa ki.

    o, kocaman bir kadındı küçük bir peri olduğu kadar. öyle ani olmuştu ki omuzlarıma dokunuşu, şaşkın bir bakıştan fazlasını gösterememiştim. saklanacak vaktim yoktu, zaman tanımamıştı. ruhumun bütün köleliğini sermiştim ayaklarının altına. tek isteğim bulutlara çarpmasıydı gözlerimizden yayılan ışığın. yıldırım olup yeryüzüne vurduğunda yağmurla birlikte, işte bu benim eserim diyebilmekti. benim olmasan da, senin olmasam da, hep gül gözlerinle bana demiştim.

    gel, demedi.
    git, demedi.

    git demediği için, gelmesini bekler olmuştum. en büyük hatam; birlikte geçirilen zamanlara doymamak olmuştu. yanında gülerken, kaçamak dokunuşlara alet ederken kahkahalarımızı, gözlerimize anlık bakışlar armağan ederken, yetinememiştim. daha fazlasının telaşına düştüğüm günler gösteriyordu kendini. dokunuşlar açıkça, bakışlar hainceydi artık. en derine vuruyordu darbelerini her tebessüm. birbirimizden sakladığımız o küçük sırlarımız ortaya çıktığında, gökyüzünün rengi griye çalmaya başladı. bölündüğünü görebiliyordum, kaçışlara başvurmaya niyetlendiğinde gözleri.

    bir sonbahar sabahına dönmüştü hayallerim. güvercinlerin kanatları birbirine çarptıkça kalabalıklaşan gürültüye ekleniyordu yağmur ve sarı yaprakların üzerine düşen bir melek, gözlerimin içine bakar gibiydi. tanrının ona yaptığı yanlışları kabullenmiş gibi, boyun eğmiş gibi bir çaresizlikle bakıyordu. kendi kırık kanatlarımı vermek istedim, yitirdiği kanatlarının yerine, uçsun diye. uçmayı unutturacak kadar uzun zaman geçmişti son düşüşünün üstünden. elinin tersiyle ittiğinde gözlerime bakmayı, ağlamıştım.

    bir lokma ekmeği ziyafete dönüştürürken, açlıktan ölmüştüm.
    6 ...
  15. değişime teslim olmak

    1.
  16. hüzün...

    bazen huzurla ve kimi zaman mutlulukla harmanladığım bir yaşam tarzıydı hüzün. saat geç olmuştu, son içkilerimizi içip kalkmalıydık. gözlerinde kaybolmayı öyle çok istiyordum ki; bakışlarımız çarpışsın diye kazaya davetiye çıkarırcasına dik bakıyordum yüzüne. her göz göze geldiğimizde, ufak bir tebessüm indi dudaklarına. sonra başka taraflara baktık ikimiz de. çok değil, on dakika önce, bütün o trafiğin tam ortasına, yarı sarhoşken atladığımda, aklımda yalnızca üç saniye sonra yanında olmak vardı. geri kalan her şey, küçük ayrıntılardı.

    dedim ya; gözlerin çok güzeldi ve bana yine gülümsediler bu gece. ardından bir şarkı başladı biraz can acıtan türden. utanmam mı gerekiyordu senin yanında ağlamaktan? ben utanmadım. gururla, bir bir vurdum tuzlu damlaları masaya. gözyaşlarımı gördüğünde üzülecektin, biliyordum. saklamaya çalıştım; içimdeki hesaplaşmaları, yüzümde gösteren aynalarımı. hemen peşinden gelen şarkı ise direncimi kırmak için gereken fiskeyi vurarak, salıverdi ruhumu gökyüzüne, ağladım. gözlerime baktın. -anlat! dedin.

    bildiğim ne varsa dökmek isterdim kucağına yavaşça, sabah olup da güneş göz kırpana kadar. öyle farklı bir histi ki bu; her düşen yaşın adı başkaydı. gözlerine bakıp, güldüğüne şahit olmanın huzuru vardı içimde. sadece vakit kaybı olduğunu fark ettiğim anları hatırladığımda kendime olan kızgınlığım vardı yüzümde. seni daha önce tanıyamamış olmanın pişmanlığı, seni ölmeden önce bulmuş olmanın izah edilemez mutluluğu vardı gözyaşlarımda. hepsi aynı anda, aynı yere düştüğünde; üzülme onlar için. çünkü onların içinde olmayan tek şey; acıydı. çünkü onlar, senin kıymetindi.

    zamanın tam da sözünü ettiğim gibi durmaya yeltendiği bir ana denk gelmişti veda vakti. avucumdaki kum tanelerine baktığımda rüzgar, alıp götürmek istedi zamanımızı. bütün gücümle sıktım ellerimi. o zaman, bizimdi ve hiç kimse elimizden alamazdı. yarın sabah ölecekmişim gibi sarıldım, bırakamadım. son kez gözlerine bakarken, yüzümde hissettim parmaklarını. az önce dünya durmuştu. az önce cennet yeryüzünde kendini gösterip, kaybolmuştu.

    arkamı dönüp giderken; diyaloglar, bakışlar, kaçamak dokunuşlar, zihnimin en orta yerinde, adını yankılıyordu hiç durmaksızın. sakla beni diye haykırmak istedim, arkamı dönüp. bu geç bulduğum harikalar diyarında sakla beni, sonsuza dek!
    12 ...
  17. sarı saçlı küçük kız

    1.
  18. büyümek istemediğini hepimiz biliyoruz. çünkü biz; hepimiz, istemeden büyüdük.
    büyüyeceksin küçük kız. istemeden, can çekişerek büyüyeceksin.
    bir adam gelip, sevecek seni var gücüyle. elinin tersi, yüzünün düzü ile itecek senin için dünyayı.
    sana kırlardan toplanmış rengarenk ve güzel çiçekler almayacak ama o adam sevecek seni küçük kız.
    soğuk, tuzlu sulara atlarken elini tutan bir başkası olacak belki ama o adam sevecek seni.
    martılara simit atarken yanında bir başkası olacak ama o adam sevecek seni.
    başkalarıyla beş kuruşsuz mutlu olacaksın ama o adam sevecek seni.
    o yanında olmadan eğlenip, güleceksin ama o adam sevecek seni.
    başka yataklarda, başka adamlarla uyuyacaksın ama o adam, koynunda hayal edip sevecek seni.
    seni büyütmek isteyecek, kendini koruman için. o adam yürekten sevecek seni.
    sana büyümeni söyleyecek, emir almayı sevmediğini bile bile sevecek seni.
    verdiğin sözleri tutmayacaksın küçük kız. o adam, bu ümitle sevecek seni.
    yakacaksın, yıkacaksın ama bir şans daha verip sevecek seni.
    bir yıkıma daha yer kalmadığında yüreğinde, sana inanarak sevecek.

    kısacası küçük kız; hayatının en güzel hatırası olacaksın ve o adam sevecek seni!
    o adam seni sevecek. ellerini, gözlerini, saçlarını değil...

    sonra sen bütün şerefsizliğini koyacaksın ortaya!
    bütün rezilliğinle onu kandırmaya kalkacaksın!
    o adam bildiği her şeyi anlatacak tek tek!
    senin bir fahişe olduğunu öğrendiği için ağlamayacak!
    o adam kötü adam olmayacak, bildiklerini söyledi diye.
    sense hep fahişe ruhunla, fahişe sevişmelere kurban gideceksin.
    öleceksin! fahişe bir ceset olarak piç gibi gömüleceksin!
    15 ...
  19. cinayet işlemeye yardımcı şarkılar

    1.
  20. tak! tak! tak!
    once;
    upon a time,
    i could control myself!

    diyelim ki bir süredir it oğlu iti öldürmek istiyorsunuz ancak içinizdeki tarifsiz nefrete rağmen yasalardan ve insan öldürme hissinden çekiniyorsunuz. çözümümüz basit! yalnızca beş şarkıdan oluşan listemizi dinlediğinizde sıra son şarkıdayken yeterli gazı bünyenizde biriktirmiş olacaksınız. fakat cephanemiz şarkılardan ibaret kalmayacak.

    suçlu olmak, hele ki kinini kaldırıma kazıyan bir suçlu olmak, o kadar da ucuz bir iş değil. öncelikle cinayetin sokakta işlenmesi çok daha eğlenceli olacaktır. bu yüzden ses sistemi kuvvetli bir otomobile ihtiyacımız var. silah için de benim birincil tavsiyem demir bir sopa. tercihe göre levye yahut bir beyzbol sopası olabilir. bu tarz bir silah tercih etmemizin sebebi cinayeti daha keyifli ve hissedilir kılarak, kurbanımızın uzun süre acı çekmesini sağlamaktır.

    bütün techizatı sağladıktan sonra, listede verilen şarkıları sırasıyla ve her gün yalnızca birisi olmak kaydıyla sınırsız defa dinleyebilirsiniz.

    birinci gün!

    pearl jam-once

    ne oldu şaşırdın? buraya hemen sivilceli zırtapozlar gibi black metal şarkılarını listeleyeceğimi filan mı sandın şaşkaloz? korkma lan! black metal de var, sivilcesine kurban! ilk gün kısık sesten başlayarak yavaş yavaş zirveye taşıyacağımız şarkımız bu! bu şarkıdan alacağımız ilham geçmişi hatırlamak ve eskiden kendimizi nasıl kontrol edebildiğimizi zihnimizde canlandırmaktır a dostlar! önceden karar verince yapardım lan ben! diyerek gaza gelmeye yönelteceğiz bu şarkıyı. eddie vedder abimizin tonlamalarına hayran kalmayı da unutmayacağız elbette o sırada. şarkımızı maksimum beş defa dinledikten sonra gün içinde kendi kendimize mırıldanarak bilincimizin en derin köşelerine yerleştireceğiz.

    ikinci gün!

    dimmu borgir-satan my master

    dedik ya; gaza ihtiyacımız var. o gazı da, shagrath sağlayacaktır mümkün olduğu kadar. mutlak surette cinayete engel teşkil eden bir diğer unsur dini değerleriniz olabilir. öyleyse bu dini değerleri önce kafanızda bitirin! en azından; -cinayet günah hocaefendi! -tevrat, öldürmeyeceksin diyor! gibi cümleleri duymayacağım sizden. adam olun, dinleyin lan şu şarkıyı. kedi yavrusu gibi mıymıymıy ağlamayın oturduğunuz yerde. adam öldüreceksiniz lan! boru mu? coşturacaksın içindeki şeytanı, dolduracaksın kini ve nefreti kafanın tam ortasına! bu şarkımızı da aynı şekilde günde beş doz alacaksınız. ancak mümkün mertebe güne yayıp, dinlemediğiniz zamanlarda kendi kendinize bildiğiniz, başardığınız kadar tekrar edin. üçüncü güne hazırsızınız!

    üçüncü gün!

    metallica-sad but true

    şizofreni, bir katilin olmazsa olmazıdır! james hetfield saygıdeğer bir abimizdir, bilirsiniz. şu enfes şarkıda öyle bir konuşturur ki vurguları, aklınız yerinden oynar alimallah! ben? kim? neresi lan burası? diye diye kafa son seste davul olacak elbette! öyle bir ruhsal karamsarlığa itmeli ki bu şaheser seni, o sözünü ettiğin cinayeti işlerken başka biri olmalı gözlerinden bakan. öyle bir kaybetmelisin ki kendini o sözlerle; bir sapık katil olduğuna inandırmalısın bedenini. günlük sınırlamaları artırdığımız bu evre, dönüm noktasıdır, cinayetimiz için. yedi ve on arası bir dinleme sınırı getirilebilir. fakat boş zamanlarınızda; bulaşık yıkarken, yemek yerken yahut yaparken, internette gezinirken şarkıların tümün bilinç altınıza itmeyi unutmayın. son gün lazım olacak!

    dördüncü gün!

    placebo-infra red

    ve bir dönüm noktası! birazdan meydana gelecek kazadan söz eden bu şarkıdan daha güzel bir seçim olabilir miydi? öldürmeyi planladığın adamı getir gözünün önüne! kaçacak hiçbir yeri olmadığını tekrarla defalarca. kafasına, sırtına, suratına vurduğun darbeleri hayal etmeye başlayabilirsin artık. brian molko haykırdıkça, enginlere sığmayacak, taşacaksın. ben, karanlıkta dahi seni bulur, şah damarını ellerimle parçalarım diye bağıracaksın en yürekten bir biçimde. kafasını kaldırımın köşesine vurduğunu düşleyecek kendini kaybedeceksin! ve bu orgazmik eseri de maksimum on dinleyişte damarlarına işleyeceksin.

    beşinci gün!

    dope-die motherfucker die

    yavaş! hemen dinlemek yok öyle. bugün büyük gün ve ağır ağır baştan alacaksın. önce o ses sistemi kuvvetli arabana bineceksin, seçtiğin silahı -ki daha önce tavsiyemiz olmuştu- yanına alacaksın ve bu şarkıların bulunduğu cd zımbırtısını takacaksın. sesini sonuna kadar açıp, yukarıdaki sıralamayla şarkılarımızı dinleyeceksin. kurbanımızın geçmesi muhtemel olan bir yere pusuyu kuracaksın. ufukta kendisi göründüğünde yavaşça son şarkıya geçip sesini sonuna kadar açacaksın. kapıyı ağır ağır açıp bir videoklip edasıyla ineceksin arabadan. elindeki silahı sallaya sallaya üstüne yürüyeceksin kurbanın! şarkıyı o da duyuyor mu?

    gözlerin dönsün aniden, vur şakaklarına! öyle bir vur ki; edsel dope o orospu çocuğunun kafasına düşen yıldırımın gürültüsünü duysun! yere düştüğünde bir an olsun acıma! her seferinde daha güçlü vur! kafatasının ezilip pelte kıvamına geldiğini görene kadar vur. bağır, haykır nefretini! kus bütün kinini kanı kokuşmuş ite! dola saçlarını ellerine ve kaldırımın köşesine yapıştır kafasını! topukların ömrün boyunca vurduğun en kuvvetli darbeleri indirsin suratına! öldür o ölümü herkesten çok hak eden onursuz piçi!
    --------------------------------------------

    lütfen denedikten sonra; -hocam çok işe yaradı öldürdüm gavatı! -sağol hacı amına koydum ibnenin! minvalinden mesajlar atmayınız. ben affederim, kanun affetmez. direkt polisi ararım ona göre! sözlüğe filan da yazmayın başardım deyu! alırlar aşağı adamı mayk!

    evet ufaklık!
    şimdi siktim belanı!

    someone call the ambulance!
    18 ...
  21. bentley continental supersports

    ?.
  22. bütün continental modellerinde olduğu gibi 5998 cc motora sahip olan jantları yalanası haz mankinesi.

    630 beygir güç,
    800nm maksimum tork
    329 km/h maksimum hız,
    3,9 saniye 0-100 performansı...

    daha ne olsun be hacı?

    bu da fotoğrafı; http://www.egmcartech.com...supersports_image_004.jpg
    2 ...
  23. ingilizce başlık açan yazar

    1.
  24. türkçe karşılığı dururken, başlığı ingilizce olarak açıp süper, ultra, mega açıklamalarını yapan pek muhterem yazardır.

    !uzun aradan sonra entrylerime edit!

    hacı bak şimdi benim nick de yarı türkçe yarı ingilizce gibi bir zımbırtı.
    o zaman yarısı ingilizce yarısı türkçe başlık açmam gerekir şu düz mantığa bakıp. anlaştık mı?
    lan bir kere de açıklamadan anlayın anlatılmak isteneni be!
    diyorum ki; adam başlık açıyor ingilizce.
    şarkı ya da film adından söz etmiyoruz burda, bir kere onu da anla!
    gel! yanaş! anlatacağım.

    bak! konu şu değil.

    başlık: glass
    tanım: ingilizce; bardak.

    bak! konu bu!

    başlık: cigarette
    tanım: yalnız gecelerde tek dostum. içiyorum üflüyorum amına koyayım!

    lan salak! o entry sigara başlığına yazılır cigarette başlığına değil. anladın mı çocuk?

    şimdi o saksıyı sakince omuzlarının üstüne bırak ve bağlantı kurmaya çalış. beyninin üzerinden kalk lan!
    7 ...
  25. sivrisineğe yapılabilecekler

    1.
  26. medeniyetin uğramadığı bir yayla köyünde gaz lambasının üzerindeki sac parçasına salıp yavaş yavaş ölmesini izlemek.

    (bkz: işte bunu seviyorum)
    4 ...
  27. hamsa

    1.
  28. avucun içindeki göz şeklinde görülen, nazar boncuğu zımbırtısına alternatif, şeytan kovduğuna inanılan bir koruyucu olma özelliğinin yanında hem yahudiler hem de müslümanlar tarafından kabul görmüş olması hasebi ile ve her iki inanış sahiplerinin de kendi inançlarından bir takım atıflarda bulunmuş olmasının da yardımı ile ortadoğu coğrafyasında barış gönüllüsü toplulukların kendilerine sembol seçtikleri ve iki din arasında köprü olabileceğine inandıkları sembol.

    o göz ki dünyanın iyiliklerine açılan kapıdır. beş parmağın birbirine eş olmamasının yorumundan yola çıktığımızda her biri ayrı bir dünya olan insanlara anlayışı, iyiliği temsil etmesiyle beraber hamsa, tasavvufi görüşler kapsamında da kendisine yer bulmuş, bu görüşün felsefi yönüne meraklı güruhun ufkuna bir mum yakmıştır.
    2 ...
  29. soluk bir silüet ferhunde

    ?.
  30. ben!

    sana layık olamazdım ben ferhunde! gözlerinde sevgi ve umuttan başkasını taşımayan bir adam sana ne verebilirdi ki? umut senin ruhunu doyurmayacak, sevgi sana yetmeyecekti. çünkü çoğu zaman benim sevgim daha kıymetsizdi o çok sevdiğin adamlarla içtiğin bir yudum içkiden. seni o adamlardan kıskandığım için layık olamazdım sana. gün geldiğinde arkanı dönüp giderken üzülmüş gibi yapacağın bir silüetten ibarettim senin hayatında. seni ne kadar çok sevdiğimi her seferinde söylediğim için sana layık değildim ferhunde!

    ben!

    orospu ruhlu bir aşağılıktım ben ferhunde! seni kandırmak istemediğim, bütün gerçekliklerimi yalanlarından ayrıştırarak sana gümüş tepside sunduğum için orospuydum. seni tanıdığım gün, geçmişe sünger çekip yalnızca seni sevmek istediğim için orospuydum. en hayasız fahişelerden daha rezildim, gündüzlerimle harmanladığım uykusuz gecelerde gözyaşlarımla adına yaktığım sigaraları söndürdüğüm için. yatağına girdiğin adamların canını almak istediğim için orospuydum. senden şerefli, onurlu bir kadın gibi davranmanı beklediğim için...

    ben!

    senin, yanında olmaktan mutluluk duyduğun adamlar ile kıyaslanamayacak kadar basittim gözünde ferhunde! seninle konuşurken kurduğum görkemli cümleler kıymetsizdi onların sana söylediklerinden. seni onlardan kıskandığımda kalbim sıkıştığı için basittim. ciğerlerime dolmaktan kendini men eden havaya seni anlattığım için basittim. sana övgüler yağdıran pisliklerin içindeki haysiyetsizliği bildiğim için basittim. oyuna geldiğini söylediğim için, şerefsizlerin kanını okuyup nefret ettiğim için.

    sen!

    benim yanıma yakışmazdın ferhunde! sen, herkesin gülüşüne hayran olduğu bir kadındın. herkes bugüne kadar sarf etmediği kelimeleri sarf ediyordu sana. saçların çok güzeldi, herkes öyle diyor ya. gamzelerin eşsiz, gözlerinse bir dünyaya bedeldi. sen onların tanıdığı en farklı kadındın ferhunde! hiçkimseye benzemediğin için değildi duydukların. hepsi artık çok da yabancı gelmeyen bir yatakta uyanmanı sağlamak içindi. aslına bakarsan, ben sana kıymet verdiğim için benim yanıma yakışmayı sen de istemezdin. senin istediğin de o rüsva köpeklerle aynı yatağı paylaşmak değil miydi yoksa?

    sen!

    vücuduna o övgüleriyle dokunmalarına izin verecek kadar sarhoş olduğunda hak ettin nefretimi. iki kadeh sonrasını hatırlamayacak olmanı bir avantaja çevirmek için uğraş verecek adamlarla aynı mekanı paylaştığın için hak ettin. ve saygımı o gün kaybettin ferhunde. bir hikayeyi başlamadan bitirdiğinde, beni yıkıp gittiğinde, kendi rezil heveslerine ve egona boyun eğdiğinde en karanlık kuytulara ittim seni! yapma dediğim ne varsa yaptığın gün, kör kuyulara attım sana olan saygımı. bu suçu hiç kabullenmediğin için kaybettin saygımı ferhunde!

    ve sen!

    kanındaki pisliğe beni kurban seçmiş olman ne garip ferhunde! soluk bir silüetsin artık rüyalarımda. bir gökdelenin en tepesinden atlarken şehre, bulanık bir yüz görüyorum. gözlerini seçebiliyorum, nefret dolu bakışları. birazdan bu hayattan çekip gidecek olmanın huzuru kol geziyor damarlarımda. o bulanık fotoğraf bana bakıyor ve dudaklarından iki kelime düşüyor usulca;

    geri gel!

    ben hiç gitmemiştim ki ferhunde! sen gelmeye karar verdiğinde ise çoktan gitmiş olacağım!
    4 ...
  31. oğlum

    8.
  32. üzgün olduğuma hiç inanmadılar. yok saydılar seni. sevmediğimi söyledim herkese. hiç umurumda değildin ilk zamanlar. senin bana ait bir parça olduğun gerçeğini görmezden geliyordum. adını ben koymak istediğimde terslendiğimi hatırlıyorum hayal meyal. sonradan istediğim ismi taşıdığını duyup, hüzünle karışık bir mutluluk hissediyorum gözlerimi ve dudaklarımı titreten. seni gördüğüm ilk gün gözlerine bakamamıştım, affet beni. gözlerini o anne diyeceğin kadından almıştın, öyle belliydi ki.

    farkındayım, hakkım yok seni yokluğuma alıştırmaya. ben senin yokluğuna kendimi alıştırmak için kapıları kapatmadan uyuyamadım, seni silmeye karar verdiğim günden beri. efelerin efesi diyecektim sana büyüdükçe. sen büyüdükçe, ben kocaman adam olduğuna tanık oldukça, gururla karışık iki damla gözyaşı dökecektim her gece yastığıma. çok erkendin, genceciktim bu yükü kaldırmaya. doğumgününü bile unutacak kadar önemsizdin kanımdan kan taşımana rağmen. ben senin doğumgününde hiç tanımayacağın bir kadınla yatağıma uzanmış, mutluluğun formulasyonu üzerine yarattığım fikirlerime hem kırbaç hem gem vurmak için paralanıyordum.

    hayasız bir hayat sürdüm yıllar boyu. bir jiletle kesip atmak istedim geçmişimi ve sen bu jiletin keseceği insanlardan biriydin. ondandı belki seni hiç var olmamış saymam. yaşadığım o rezil hayatı öz babam dahi bilmedi ve öyle görünüyor ki oğlum, senin süreceğin hayatı kendi öz baban da bilmeyecek, bilmek istemeyecek. yine de seni sevdiğimi bilmeni isterdim. madem seviyorsun neden burada değilsin diye soracağını bilsem de. geç de olsa doğum günün kutlu olsun.
    5 ...
  33. bir organ nakli gibi sevmiştim seni

    3.
  34. küçük iskender'in yapmış olduğu müthiş benzetmelerden yalnızca bir tanesi. bir düşünsene zaman ayırıp. bir organ nakli? başarılı olursa kurtulan bir hayat var elimizde. ya tutmazsa? ölüme yaklaşan bir hastaya dönüverir o sevginin hediyeleri. ya yeni organlar aranır kıyameti ertelemek adına ya da yavaş yavaş ölünür.

    kimisi yeni organlar bulur hayatta kalır, kimisi sessizce veda eder dünyaya. ancak er ya da geç sonuç aynıdır. ölürüz.
    5 ...
  35. satanistim okula donla geleceğim

    1.
  36. kılık kıyafet özgürlüğü isteyen müslümanlara böyle bir tepki vererek çok zekice bir şey yaptığını sanan gerizekalının söylemidir.

    -hmm ben satanistim donla girerim okula.
    +ne alaka lan?
    -abi onlar türban takarsa ben de donla giderim. satanistim ben.
    +siktir git lan okula. donla git ama... git de gör ebeni tersten!
    -ne kızıyosun abi bu da bi fanteziydi sıçtın.
    +hülen bak hala!!!
    -sıstım...
    6 ...
  37. emotik

    ?.
  38. emo kriterlerinden bir kısmını taşıyan, yine de emo olduğunu kabul etmeyen ya da emo tabirine tam olarak oturmasa da yakınlığı gözle görülebilen kişi, cisim, varlık ve oluşumlara verilen isim.*
    4 ...
  39. anathema seven metalcinin emo olma olasılığı

    1.
  40. yüzde 10'dan düşük olmakla beraber ürkütücü bir ihtimaller bütününün anathema adlı ingiliz doom metal grubunun şarkı sözlerinde acıdan, hüzünden, kederden, kimse beni sevmiyorculuktan dem vurulmasının göz önünde bulundurulması ile bahse konu grubun ağlatma, depresyona sokma, bir nevi nevir döndürme potansiyeliyle beraber ele alınması ve ayrıca haykırışların, hezeyanların, melankolik tavırların muazzam enstrumantal yetenekle harmanlanmasının ortaya çıkardığı yıkıntı haline bürünmüş, tüm dünyanın yükü omuzlarındaymış havası yaratmış kişinin ve kişiliğinin, bakış açılarımıza yansımış halinin gerçekçiliği olasılığıdır.

    şimdi her genellememizde yaptığımız gibi şarkılardan deliller sunalım ancak bu sever tarzımıza değişiklik getirelim istiyorum sayın okur ve yazar arkadaşlarım.

    -i can't tell you why i'm breaking down. do you wonder why i prefer to be alone? have i really lost control? i'm coming to an end, i've realised what i could have been.*
    aman yarabbi sözlere bak gözlerim nemerdi yemin ediyorum. nasıl bir duygu seli nasıl bir çöküntü hikayesi? öyle değil mi sayın yazar sen söyle?

    -remember how you were before you locked your heart away...*
    şuna bak şuna. ha müslüm gürses ha anathema göz pınarlarım kurudu ağlamaktan. yanaklarım aşındı yemin ediyorum.

    -it's killing you, you're killing me, i'm clinging on to my sanity.*
    hay maşallah vincent cavanagh abime be! nasıl derinden söylüyor bir dinlesen ey deli gönül. ne de acıklı bir giriştir o şarkıya.

    -maybe I always knew my fragile dreams would be broken for you.*
    gel de gözlerin dolu dolu olmasın işte abi. hayallerim kırıldı lan hayvan kadın! bundan sonra da hep kırılacak biliyorum. diye nasıl da beynine beynine vuruyor insanın.

    -those wasted moments won't return and we will never feel again.*
    al işte. adı bile emotik kardeşim şarkının. al sana bütün hayat üstüme geliyorculuğun dikalası, daniskası bir şarkı sözü.

    bırakın abi bu ayakları. kimsenin üsütünüze geldiği filan yok. dağıtın grubu gidin biraz için. sonra gezeleyin bi' şeyler yapın. yeter ulan ağlata ağlata ekmek yediğiniz. nedir yani? insan üzmek kötü bir şey bilmiyor musunuz? iki kardeş kolkola yallah tazyik güney sahillerine.

    velhasılı kelam bu arkadaşları dinlemeyin. canınız sıkılır, gözünüz dolar, üzülürsünüz, ağlarsınız. illa ben ağlamak istiyorum diyene de budaklı meşe odunuyla dalarım üç gün aralıksız ağlar. serdar ortaç gibi harikuladenin fevkinde** bir sanatçıyı dinleyin. eğlenin ve hatta coşun. es geçin bunları.

    bir sonraki genellemede sevişmek üzere. pardon, görüşmek üzere.*
    6 ...
  41. world zionist organization

    ?.
  42. aman necati hegemonya falan

    ?.
  43. entelektüel birikime sahipmiş gibi görünme çabası içerisindeki şahsa söylenebilecek söz öbeği. bu mümtaz şahsiyetler günlük hayatta insanların çok kullanmadığı, çoğu insanın anlamını dahi bilmediği kavramları cümlelerinin içine serpiştirerek ben çok biliyorum havası yaratmaya çalışırlar ve ezik psikolojisini ta derinde yaşarlar. beş kelimesinden biri sistem ve emperyalizm olan zavallılar da bunlara dahildir.

    bu da benden bonus; (bkz: aman yarabbim milyonlar falan)*
    4 ...
  44. air rivals

    1.
  45. sözlüğün sağ tarafında reklamı arz-ı endam eden oyun. sanal manal kayılır bu hatuna.**
    7 ...
  46. opeth dinleyicisindeki kişilik bölünmesi

    1.
  47. death metalin en sağlam gruplarından olan isveçli opeth grubunun şarkılarında görülen bir yavaş bir hızlı olma durumundan dolayı gözler önüne serilmesi muhtemel ve hatta belki de sırf bu hızlanıp yavaşlamalardan kaynaklanan kişinin ruh halindeki dengesizleşme olayının notalara dökülen enfes bir sanat ile harmanlanıp önümüze sunulması hareketinden yola çıkarak iddia edilen bir genellemedir.

    dur yolcu! yargılamadan önce bir oku ve anla sebebini. böyle dingin böyle kadife bir sese sahip adam mikael akerfeldt o enfes sözleri brutal vokal tekniği ile söylüyorsa vardır bir bildiği kesinlikle. şimdi birkaç örnek vererek savımızı destekleyici argümanlar ve deliller sunalım.

    -at the waters i dwell the waves are still whispering ancient lullabies...*
    -moving, i am moving closer to your side. luring, you are luring me into the night. crying, who is crying for you here.*
    -walk with me, you´ll never leave. wait to see your spirit free.*
    -there is rain falling only on me. there is dream i am living.*
    -in the name of desperation i call your name.*
    şimdi sözlerden birkaç örnek var yukarıda ve bu sözler ne kadar da naif ne kadar da hoş sözler değil mi? işte bu güzel sözler şarkıda brutal olarak söyleniyorsa ben kıllanırım arkadaş. hele ki bleak şarkısından örneklenen cümlenin o hayvani sese rağmen insanı ağlatacak kadar kötü bir hale getirmesinden ne biçim bir duygu yaklaşımı taşıdığını sorgularım.

    kısacası sayın yazarlar. bu muhteşem grup hepimizi ruh hastası olmaya yönlendiriyor. kurtarın kendinizi ve serdar ortaç dinleyerek beyninizi dinlendirin.

    bir sonraki genellemede sevişmek üzere. pardon, görüşmek üzere.
    9 ...
  48. working on a dream

    1.
  49. cillop gibi bruce springsteen albümü kralından da bir şarkısı.

    out here the nights are long, the days are lonely
    i think of you and i'm working on a dream
    i'm working on a dream

    now the cards i've drawn's a rough hand, darling
    i straighten my back and i'm working on a dream
    i'm working on a dream

    i'm working on a dream
    though sometimes it feels so far away
    i'm working on a dream
    i know it will be mine someday

    rain pourin' down, i swing my hammer
    my hands are rough from working on a dream
    from working on a dream

    i'm working on a dream
    though trouble can feel like it's here to stay
    i'm working on a dream
    our love will chase the trouble away

    i'm working on a dream
    though it can feel so far away
    i'm working on a dream
    and our love will make it real someday

    the sunrise come, i climb the ladder
    the new day breaks and i'm working on a dream
    i'm working on a dream
    i'm working on a dream
    i'm working on a dream

    i'm working on a dream
    though it can feel so far away
    i'm working on a dream
    and our love will make it real someday
    i'm working on a dream
    though it can feel so far away
    i'm working on a dream
    and our love will make it real someday
    1 ...
  50. even flow

    1.
  51. pearl jam'in ten albümündeki iki numaralı krallar kralı şarkısıdır.
    2 ...
  52. © 2025 uludağ sözlük