gezi direnişi esnasında yazılan başörtülü bacıma saldırdılar, bebeğini tartakladılar, yerlerde sürüklediler, üzerine işediler senaryosunun yalancı tanığı iki gastecinin versusu.
şamil tayyar isimli a. k. partisi milletvekilinin itiraf niteliğindeki cemaate yaranma cümlesi.
mehmet baransu'nun belgesine karşılık vermek adına yazdığı tweetin tam hali şöyle:
"Doğru Cemaati bitirme kararı 2004'de alındı; sonra emniyet cemaate bağlandı, dersane ve okul sayısı patladı, Akpartiye kapatma davası açıldı"...
bu mektup aynı zamanda ülkemizin ne hale geldiğinin ve demokrasi diye bize yutturulmaya çalışılanların ispatıdır.
sabah gazetesi gibi tirajı yüksek bir gazetede "hocam bu ülkenin sorunlarını sadece siz ve sizin hizmet erleriniz çözer" falan diye bir yazı yayınlanıyor, gazete köşelerinden ilkokul mezunu bile olmayan hacı hocalara yalvarışlarda bulunuluyor ve bu herkesin gözü önünde yapılabiliyor. sözün bittiği nokta bu artık. dibe vurmuşuz, daha fazla rezilleşemeyiz.
bu siteye göre gezi eylemcileri;
cia ajanı
terörist
zındık
ayakkabılarıyla kafir askeri gibi camiyi pisleten
cami'de içen
hatta cami'de grup seks yapma olasılığı olan
mabedi anıtkabir olan bir kitle.
sonuç olarak da şunu yazmış:
Çıkarılacak Hisse: Gördüğünüz gibi bu insanlar Batıl, sapkın davaları için canları pahasına mücadele yolunu seçerken biz Müslümanlar sekülerleştik, dünyaya tapar olduk, kutsal davayı unuttuk, islâm için kılımızı bile kıpırdatmaz olduk. Demokrasiden, seçimlerden medet umar olduk. Demokrasi ile islâmın geleceğini zannettik. Oysa demokrası insanları saptıran beşerî bir din, helvadan bir puttu. Bunu düşünmedik. Yazık bizlere!
eşeğin amına su kaçırma hadisesidir.
habere göre Diyarbakırda çözüm süreci ile birlikte bazı işyerlerinde Kürdistan yazan tişörtler ve formalar satılmaya başlanmış.
öncelikle belirtmek isterim ki hayvanların bile anladığı çözüm sürecini anlamayan insan müsveddelerinden biri benim.
şimdi tanıma geçelim: akil olduğu iddia edilen insanlardan karadeniz grubu üyesi ahmet gündoğdu'nun fantastik beyanı. 50 karakter formatına takılan tam hali şöyle: Çözüm sürecini hayvanlar bile anlamış bazı insanlar anlamıyor.
ifadelerinizden anlaşıldığı kadarıyla sizce çözüm sürecini eleştirenlerin kafası hayvan kadar çalışmıyor. kendi fikrinden başka fikirlerin doğru olmadığı inancının tatlı keyfine kendinizi kaptırmış, laf sokma yeteneğinin zeka belirtisi olduğunu bir yerlerden duymuşsunuz belli ki. ama çok yanlış gelmişsiniz siz. belki de gerçekte meseleyi anlamayan sizsinizdir.
çözüm sürecini eleştirmenin "hadi savaşalım" demekle aynı şey olmadığını anlamamış olabilirsiniz mesela.
yada halka "terörü bitirdik" diye yutturmaya çalıştığınız şeyin aslında terör örgütünü bitirmediğini ve hatta canları sıkılırsa daha da güçlenerek geri dönebilecekleri bir süreç olduğunu da anlamamış olabilirsiniz.
bebek katilinden barış elçisi yaratmaya çalışan kudretin yarın bu ülkeyi bölünmeye götüreceği konusundaki endişelerden de habersizsiniz muhtemelen.
birbirimizi anlamamıza çok var sayın akil olduğu iddia edilen insan.
ama kıçınızı oturttuğunuz yağlı koltuktan bir ara bakmaya fırsat bulursanız belki de asıl anlamayanın siz olduğunu görme fırsatı da yakalayabileceksiniz eminim ki.
son dönemde yaygınlaşan, 50 iq seviyesindeki hikayelerle insanları dindarlaştırmayı hedefleyen facebook sayfalarındaki hikayelerdir.
"tam anlamıyla güler misin ağlar mısın"lıktır. hikayelerde "tertemiz müslüman" - "arsız kafir" ayrımını iliklerinize kadar hissettirebilmek için olmadık diyaloglar yaratırlar. misal az sonra linkini verip kendisini alıntılayacağım hikayedeki minibüs içinde seyahat eden 20 yaşındaki kızın "al allahı telefonla ara bana cehennemde yer ayırsın" demesi gibi..
lan ben kaç yıllık kafirim minibüsün içinde öyle şey demeye götüm yemez. meyhanede benim yan masamda oturup içen adam bile hallenir gırtlağıma..
neyse bir örneği şu şekildedir: (formata sıçmamak için noktalama işaretleri kısmen düzeltilmiştir)
"GENÇ KIZIN iBRETLiK SONU
Şehir içi dolmuşların birinde 20 yaşlarında ince elbiseler giyinmiş genç bir kız,utanma duygusunu parçalar bir şekilde, açılıp saçılmış fitne sergiliyordu. Arkasında saçı sakalı ağarmış ihtiyar, genç kızın halinden dolayı arkasında utançla oturuyordu. Kızın kulağına eğilerek edeple şöyle fısıldadı:
Ey kızım sana yakışan örtünmektir. Tesettür,insan kurtlarının iştahını kabartan bu şeffaf elbiseden daha faziletlidir. Hem bu hayâyı parçalar fitneye sürükler.
Genç kız şöyle dedi:
Sana ne? kabrime benimle beraber mi gireceksin? cennete ve cehenneme koymak senin elinde mi? Kız ahmaklaşmış, adamın üzerine gitmeye başlamıştı. Sonra cüreti ve utanmaz tavırlarını artırdı, adamla alay ediyor şöyle diyordu: Al, işte cep telefonum. Allahı arada, bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle. Ve çirkin bir kahkaha attı. Adam çekindi. Allaha sığındı. Allah bana yeter. o ne güzel vekildir dedi ve sustu. Bu cahil kıza nasihat edeceğine pişman oldu. Sessiz geçen 10 dakikadan sonra şoför durağa gelmiş, herkes inmeye başlamıştı. herkes genç kızın da inmesini bekledi. O arabanın kapısının yakınında oturuyordu ve uyuyup kalmıştı. Adama onu uyandırmasını söylediler. Adam çekinerek onu hafifçe sarstı ve kız yere seriliverdi. Ruhunu yaradanına çoktaaan teslim etmişti. Yolcular gördükleri duruma hayret ederek titrediler ve biz Allahtan geldik ona dönücüleriz dediler. Genç kız yaratıcısıyla alay etmişti. işte cep telefonum demişti, Allahı ara bana cehennemde hangi odayı ayıracağını söyle diyordu. Ve bu söylediklerinin ardından da Rabbine doğru yola çıkmıştı. işte, hayatı rabbiyle dalga geçtiği sırada sonlanmıştı. Bu ibret tablosu şu hadisi hatırlatıyor.
"Şüphesiz kul ucunun nereye varacağını düşünmeden, ALLAH 'ı gazaplandıracak bir söz söyler bu sayede cehennemi boylar."
unutmayın bılmeden önem vermeden soyledıgınız sozler sızın helakınıza neden olabılır. "
a.k. partisi zamanında türkiye'de gerçekleşmiştir. devletimizin bakanları teröristlerin sağ salim dışarıya çıkabilmesi için projeler geliştirmekte, sürece (!) zarar vermemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.
ileri demokrasi (!) böyle birşey olsa gerek. hükümetimiz dünyada bu konuda ilk ve tek olmanın gururunu bizlere yaşattı ya, hamdolsun.
zamanında adana yumurtalık termik santrali yapımında bulunmuştum. işin asıl sahibi alman Steak firmasıydı. ama bu firmanın tesisteki işi mimarlar aracılığıyla proje çizmek ve kontrolörler aracılığıyla taşeron türk firmaların yaptığını denetlemekti.
arada taşeron firmalar arasında yaşanan gerginlikleri de bunlar çözer, iş tanımı yaparlardı.
türkiye israil abd ilişkisi de aynen böyledir.
patron: amerika, iş: bop, taşeronlar: türkiye ve israil.
aradaki gerginlikleri de patron sırt sıvazlayarak hallediyor işte.
21 mart 2013'de diyarbakır'da 30bin kişinin ölümünden sorumlu abdullah öcalan piçinin açıklamalarının okunduğu, a.k. partisi ve yandaş medyanın bunu şakşakladığı an yaşanan olaydır.
teröristle pazarlık yapıp terörü sona erdireceğini sananlar eminim ki bu talebe hak verip, bu kitabı bastıracaklardır. ahanda buraya yazıyorum. tarihe not düşülsün.
ülkemize hiper ileri demokrasi getiren a.k. partisi iktidarında, a.k. partisi hükümetinin seçtiği yöneticilerin yönettiği trt-1 ekranlarında yaşanan olaydır.
turist ömer filminin 1971 yılında çekildiği ve o yıllarda bu haliyle ekranlarda yayınlandığı göz önüne alındığında ne kadar ileriye gittiğimiz karşılaştırmalı olarak anlaşılacaktır.
not: mesele dekolte ile özgürlüğün paralelliği değil, görüntüde de görüldüğü üzere bu kadarcık dekolteden bile kendini rahatsız hisseden kitlenin kafa yapısıdır. bu yüzden dekolte ile medenilik mi olacak mealinde entry giren ilk kişinin ağzının ortasına vuracağım, biline.
21 aralıkta kopacağı iddia edilen kıyamet konusunda amerika'da nasa açıklama yaparken türkiye'de sadece diyanet'in açıklama yapmasıyla ortaya çıkan durum. ortada ne tubitak ne de başka bir bilimsel kuruluş yok. gerçi bilimsel yada değil diyanet dışında bir kurum açıklama yapınca ergenekon'dan direk içeri alıyorlar, onun da etkisi olabilir.
az önce habertürk'te diyanet'in bir yetkilisiyle said-i kürdi'nin kıyamet konusundaki görüşleri konuşuluyordu. ne kadar bilim aşığı bir ülke olduğumuz da ortaya çıkıyor bu vesileyle.
hamdolsun.
başkası yapsa putperestlikle suçlayacak olan müslümanların yaptığı eylem.
tamam tamam şimdi diyeceksiniz ki "biz o binaya tapmıyoruz. allah'a tapıyoruz. allah bize o yapıya doğru secde edin bana ibadet etmiş olursunuz dedi". bunu diyeceksiniz değil mi?
tamam da şakirtcan sen putperest diye adlandırdığın, kendi yaptıkları putların önce önünde eğiliyorlar sonra yiyorlar diye dalga geçtiğin insanların başka bir şey yaptığını mı sanmıştın? onların o kadar salak olduklarını düşünüyordun? onların da kendi inançları kapsamında aslında o puta değil de onun temsil ettiği tanrıya tapındığını anlayamamış mıydın?
bir allahsız olarak derdim neyi nasıl yaptığınız değil tabi ki. istediğinizi istediğiniz şekilde yaparsınız, bu bir tercih meselesi.
lakin benim eleştirim sizin bu tutarsızlığınıza, aymazlığınıza, eleştirdiğiniz şeyin bizzat kendisi olmanıza.
yada boşverin şeytan taşlayın siz. ne o "şeytan yok orda, bu da bir simge" mi diyorsunuz.
deyin tabi. ama ne olduğunuzu, dışarıdan nasıl göründüğünüzü bilin lütfen.
malumunuz bir rivayete göre maya takviminin dünyanın son günü olarak işaretlediği gün 21 12 2012.
eğer doğruysa zaten dünyanın sonuna az kalmış sigarayı bırakmanın alemi yok, eğer doğru değilse 22 aralık'ta sigarayı bırakalım bari de geri kalan ömrümüzde sigaradan kurtulalım diyen kişinin eylemidir.
biri de benim bu kişilerin.
diğer yerleri bilemem ama uludağ sözlük için zaman zaman geçerli olan durumdur.
bazı yazarlar sizin de savunduğunuz fikirleri o kadar boş, o kadar beleş savunuyorlar ki siz o fikri sabote ettiğine inanıyorsunuz. hatta hakaret ediyor, saçmalıyorlar.
bir kitap okumuştum ismini şu an anımsamadığım. konusu toplumların kanaatlerinin ne şekilde yönlendirileceği, nasıl kamuoyu oluşturulacağı ile ilgiliydi. ve kitapta en çok dikkatimi çeken cümle şu olmuştu:
"eğer bir fikre zarar vermek istiyorsanız yapmanız gereken ilk şey o fikre kötü savunucular bulup insanların o kişiye duydukları tepkiyi fikrin kendisine mal etmektir."
entry entry belirtmek istemiyorum ama küçücük örnek vermek istiyorum.
başlık: mustafa kemal atatürk
entry: "sanki amına koyun daha önce demokrasi varmış gibi tek parti zırvasını ve de şapkayı anmayınız şurda!" (olduğu gibi kopyalanmıştır).
bu entry'de yazarın yapmaya çalıştığı şey tek parti dönemi ve şapka devrimi üzerinden atatürk'ün karalanmaya çalışılmasına itiraz etmek.
bu maksada katılıyor muyum? kesinlikle evet. aynı safta mıyız? kesinlikle evet.
ve fakat bu nasıl bir ifade şeklidir, nasıl içi boş bir yazıdır ve hatta türkçe'nin resmen katlidir. böyle bir entry yazarsan ne kendi fikrine destek verecek, ne karşı fikri çürütecek en küçük bir şey yapmadığın gibi ayrıca saçmalamış da olursun. eğer bu temayı işlemek istiyorsan ortaya donelerini koyarsın, neden tek parti döneminin gerekli olduğunu, şapka devriminin bu ülkeye kattıklarını (kendi cümlelerinle) anlatırsın. senin bu fikrini kabul edenler olduğu gibi etmeyenler de olacaktır. bunu da normal karşılar "kan davasına" çevirmezsin.
bu şekilde snn be slk diyen tiki liseliler gibi bir fikri savunursan savunduğun fikri de rezil edersin.
sözlükte savunduğum yada savunmadığım her fikir için durum böyle ne yazık ki. azalarak bitmelerini temenni etsem de moderasyonun sözlük formatına uymak gibi bir kuralı bile gözardı ettiklerini düşünürsek kısa vadede bu temennimin gerçekleşeceğine inanmıyorum.
1. arapça dilindedir.
2. arapça olduğu için arapların haricinde başka dilleri konuşan insanlar anlamaz.
3. arapçada bir kelimenin o kadar çok anlamı vardır ki, -ohhoooo- başka dile tercüme edilemez.
4. başka dile yapılan tercümeler yanlıştır. haliyle başka dillere tercüme edilen kuranları okuyanlar ne okuduğunu anlamayamazlar.
5. başka dillere tercüme edilen kuranları okuyanların kuran'dan verdikleri örnekler hep yanlış tercüme edilmiş ya da içinden cımbızla çekilmiş örneklerdir. kuran'a ait sayılmazlar. halbuki, dincilerin verdikleri örnekler ise doğru tercüme edilmiş ve kuranı olduğu gibi yansıtan yerlerindendir.
6. türk olan biri kuranı ancak ve ancak said-i nursi ya da fethullah gülen gibi kişilerin açıklamalarıyla anlayabilir. (diğer milletlerin de said-i nursi ve f. gülen'leri olmaları gerekir ki kuranı anlayabilsinler.. )
7. bu konuda en şanslı millet araplardır. çünkü, kuran arapçadır, arap arapça konuşur ve okur, o zaman said-i nursi ve f. gülen'e ihtiyaçları olmadan kuranı okur ve anlarlar.
8. ama araplar, arapça okuyup anladıkları kuran'da kendilerine söylenen şeyleri yaptıklarında türklere göre bu yapılanlar yanlıştır, islamiyetle bağdaşmaz (mesela şeriat uygulamaları gibi, hırsızların elinin kesilmesi, karının koca tarafından dövülebilmesi, zina yapanın kırbaçlanması, mahkemelerde kadınların şahitliğinin kabul edilmemesi, erkeklerin 4 kadınla evlenebilmeleri, erkeklerin cariye alabilmesi, kız çocuklarına erkek çocuklara göre mirasta yarı pay verilmesi, kadınlara araç kullandırılmaması vb). bu nedenle arapların arapça okudukları ve öğrendikleri islamiyet gerçek islamiyet değildir. bir arap bile arapça olan kuran'ı okuduğunda anlayamaz ve yaptığı ibadetten uyguladığı şeriat kanunlarına kadar her şey yanlıştır.
9. bu durumda bir türk müslümanına göre, dünyada kuranı gerçekten okuyup anlayacak ve uygulayacak insan henüz anasından doğmamıştır ve şeriat kurallarıyla yönetilen müslümanlar da kuranı anlayamamış olan sahte müslümanlardır.
10. kuran'da bu yukarıda yazılmış hususlar yazılı değildir ama türk müslümanı bunlara sanki kuran'da varmış gibi inanmayı tercih eder.
nickaltı suresi 129'ncu ayet: (de ki) ey sözlükçüler, içinde inananlar için nice güzellikler sunduğum sol frame'de her gün aynı nickaltını görmekten bıkmış olabilirsiniz. sabredin. şüphesiz ki gören gözler için bunda alınacak dersler vardır.
bugüne kadar mahsun kırmızıgül'le ilintili hiçbir şey izlemedim. kürtçe bilmem. hatta kaba bulurum bu dili.
ama bu dizinin fragmanını izlediğimden beri aklımdan çıkmıyor bu tını.
bu nasıl bir ezgi? bu nasıl bir müzik ki dinledikçe canımı acıtıyor. içimde cam kırıkları var sanki.. bu ezgiyi duydukça kıpırdayıp kanatıyor hiç bilmediğim bir yerlerimi. biliyorum ki anlamadığım bir dilde aşkı anlatıyor.. hiçbir şey söylemeden nasıl bu kadar çok şey anlatılabilir? nasıl bu kadar çok "benden" bir şey ifade edilebilir?
tanım yok. bazı şeyler yazılarak ifade edilemiyor.