elinde klavye mizahtan, bilgiden, empatiden bihaber takılanların çokluğu, yazdıklarınızın değer görmemesi, piçliğin, terbiyesizliğin prim yaptığı bir yerde neden yazacaksınız?
neden biliyor musunuz?
3-5 tane de olsa sizi anlayan, değer veren insan için. gerçi buna bile değer mi bilmiyorum.
burası -aklı selimleri bir yana koyalım- kadınlardan nefret eden, onları tanımayan kullanıcılarla dolu. yazar demiyorum bak. çünkü ''yazar'' kelimesi çoğumuza fazla.
üstüne nickaltlarında dolanmıyor, salaklıklarına ortak olmuyorsanız sizi asla sevmiyorlar. ha bu benim gibi burda fikir beyan etmekten, zaman geçirmekten, eğlenmekten başka derdi olmayanların umurunda mı? asla değil.
devlet ortalama ve altı insanların varlık sağladığı temel alandır. devlet vasatın imparatorluğudur. sadece burada böyle değil dünyanın tüm ülkelerinde böyledir.
17 yaşındaydım. yani ölmeden önce. hep 17 kalacağım. okumadım. bizim buralarda çok hevesli değilsen kimse seni okutmakla uğraşmaz. hele de kız çocuklarını. ev işlerini yapmaları, vakti zamanı gelince evlenmeleri makbuldür. bende bu makuz talihi yenemeyenlerdendim. annem/babam mevsimlik işçiydi.
ve buralarda ''kader'' en bulaşıcı hastalık.
abimle ben, tıpkı annemle babam gibi mevsimine göre pamuğa, elmaya, tütüne giderdik.bu da yılın yarısını aç geçirmek, sigortasız olduğumuzda hastalanınca akrabalardan para dilenmek demekti.
tüm genç kızlar gibi güzel elbiseleri, film izlemeyi severdim. görünce kalbimin deli gibi çarptığı bir sevdiğimde vardı elbet.
öldüğüm gün annem benimle gelmemişti. gitmek istemediğimi, çalışmaktan çatlayan, kanayan ellerimden utandığımı ona söylememiştim. çünkü evde yağ, tuz, ekmek..bekleyen birine bunu söylemek zordu.
siz hiç 35 liraya öldünüz mü? ben öldüm.
35 lira için balık istifi bindiğimiz minibüs taklalar atarken canım hiç yanmadı. canımı yakan bu hengamenin, tozun, çığlıkların bitiminde tüm gençlik heveslerime veda edeceğimi bilmekti. çünkü ölmek bir anlamda hayallerin bitmesiydi.
benim hayallerimi çaldılar. haklarını yemiyeyim. parasını peşin ödeyip gençliğimi aldılar. katilim; bizim gibileri yok paraya çalıştıran toprak sahipleri, bizim sırtımızdan geçinen aracılar ve bu olanları seyreden devletti. hesabım sorulmayacak biliyorum. bizden öncekiler gibi gazetelerin sayfalarında unutulmuş bir haber olacağım. adı hiç bilinmeyen.
sadece üzgünüm.
bütün yarım kalanlar gibi.
edit: sadece başlık nermin yıldırım'ın başka bir hikayesinden alıntıdır.
malesef türkçülük adı altında kafatası avcılığı, ırkçılık yapılıyor bu ülkede. sen kendi milletini başka milletlerden üstün görür, sürekli onları aşağılamaya çalışır, her daim nefret saçarsan ideolojine tabi ki tepki duyulur.
sonra da oturur insanların başka etnisitelere dost, sana düşman olduğunu sanırsın.
bunu iyi anlamak istiyorsanız şu sözlük bile yeterli. kendisine milliyetçi diyen adamların yazdıklarını okuyun. milliyetçilik kisvesiyle nasıl nefret tohumları saçtıklarını görürsünüz.
bence milliyetçiler oturup önce kendilerini sorgulamalı.
tayt giymek şiddeti meşru kılan sebepler arasında. geyikli taytınızla evde arz-ı endam ederken kocanız tarafından ağzınıza sumsukla vurulabilir, uçan tekme atılabilir. aman dikkat.
erzurum'da boşanma davası sürerken eşini bıçakla yaraladığı için yargılanan turgay k, d.k'nın otomobilde hafif yana yatmış vaziyette oturması ve tayt giymiş olması tahrik sayılarak ceza indirimi aldı.''
almış başını giden sözlükteki çok afedersiniz camış sürüsüdür.
bunları özellikle kadın yazarların nickaltlarında gereksiz övgüleriyle ya da iftiralarıyla görebilirsiniz. eko sisteme, dünyaya, evrene bir hamamböcüğü kadar faydası olmayan bu uuserler burdan tiksinme sebebidir.
anne kutsaldır.
anne adanmıştır.
anne güçlüdür.
yuvayı yapan dişi kuştur.
cennet annelerin ayağı altındadır.
anneye biçilen kutsiyeti ve değeri anlatan yüzlerce söz bulabilirim. dikkat edin bunların hepsi anneyi neredeyse insan üstü bir varlık olarak gösteriyor. anne yıkılmaz, o ki koruyan kollayandır, hep ayakta duran, çocukları ve eşi için yaşayan ve '' insan'' olduğu hiç hatırlanmayandır. hani şu yorulabilen, bıkabilen, vazgeçebilen sınıfından.
peki durum gerçekten böyle midir?
kesinlikle değildir. tıpkı anne olmamışlar gibi yorulabilir, sıkılabilir...yani insana dair tüm durum ve duyguları taşıyabilir.
bence bu ülkede yaşanan kadın cinayetlerinin, şiddetin tek sebebi bu kutsama durumu. kadını/anneyi bir birey, yanlış yapabilen, hayır diyebilen bir insan olarak görmemek.
cidden çok hastalıklı ve tartışılması gereken bir durum.