Aa yıllardır karşıma çıkmayan kafa dengim, hatta bu direkt ben lan dedikten sonra "neyse kafa dengiyle falan hiç uğraşamam şimdi" diyerek yalnızlığa geri dönmek.
Eğer gerçekten kafa dengimse o da aynı şekilde düşünür ve dostluğumuz kader olaraktan başlamadan biter. "imkansız aşk."
Şu hayattaki herhangi bir şeyi istemeye değer görememe halini kabullenmek ve bir şeyleri istemeye çabalamaktan vazgeçmektir. Depresyon sebepli bir durum vs değildir fakat depresyona götüren bir sebep olmaya iddialı bir adaydır.
Adeta ayıp olmasın diye zorunluluktan bir şeyler istiyormuş gibi kendini kandırsan da er ya da geç özünde hiçbir şeyin sikinde olmadığı gerçeği yeniden kapını çalacaktır.
Aşk, para pul, itibar, mal mülk o bu şu vs... Dünya üzerinde mal mal oradan oraya gezinen 8 milyar farklı(!) insanın aynı istekleri.
Yok Ferrarisi olduğunu hayal ediyormuş, yok sonsuz bir aşk istiyormuş, hayalindeki evmiş, yuva kuracakmış, bilmem neyi arzuluyormuş, Fransayı gezecekmiş, piramitlere gidecekmiş, müdür olmak hayaliymiş, 3 dil öğrenmek istiyormuş, kayak yapmak onun için bir yaşam felsefesiymiş, boş zamanlarında bowlinge gidermiş, kariyer yapacakmış, spor yapmayınca kötü hissediyormuş, evine süs eşyası alırsa mutlu oluyormuş, iflah olmaz bir sanat aşığı ve kitapkurduymuş, yeni insanlar tanımak hobisiymiş, güne kahvesiz başlayamıyormuş, maksatsız uzun yürüyüşler yapmak onu ferahlatıyormuş falan filan. Bunların hepsini sikeyim.
Keyif almıyorsun çünkü istemiyorsun. Çok basit bir denklem.
eşek kadar halinizle yeniden lise sırasında oturduğunuzu ve herkesin size yıllarca sınıfta kalmış bir serseri gözüyle baktığını görmektir. bunun bir rüya olacağına ihtimal vermeden önümde daha seneler var ve yeniden üniversite sınavına gireceğim çok kötü... diye düşünüp kederlenirsiniz. kabustur.
bir anda zihinde çalmaya başlayan "ölüüüğğmsüüz aşklar var daa öllmeyenn aşıık vaağaarğrr mıı" şeklinde şarkılardır. genellikle nakarat kısmını çalıp hemen kapanır gider. kendinizi bir kader mahkumu gibi hissetmenize vesile olup utandırır. bu arada ölmeyen aşık yok. kolay şarkı.
bir gün okunacağını umarak aylarca komodin üzerinde bekleyen, zaman zaman kitaplığa geri gönderilip sonra tekrar alınıp yeniden komodinin üzerine bırakılan kitaptır.
bazen bir el, kapağına dokununca "hah evet işte sonunda o an geldi ve okunacağım" diye düşünse de kapağındaki toz alınıp aynı yere geri bırakılır. dile gelse "madem okumayacaktın niye beni komodin üstünde bekletip boş yere umut verdin piç" diyecektir. haklıdır ve bir gün uyanıldığında ilgisizlikten evi terk etmiş olacak kitaptır.
Neyse en olmadı kafama sıkarım düşüncesi sizi kuş gibi hafifletecektir. Beş dakika sonra oh bee ne boşuna dert etmişim bu kadar basitmiş meğerse diyerek gülücükler saçarsınız.
Film-dizi izleyememek, kitap okuyamamak, müzik dinleyememek, oyun oynayamamak yapamamak edememek...
Bir şeye ilgi gösterme sürenin max 5 dk ya düştüğü ve özünde hiçbir konunun, temanın, hikayenin, düşüncenin veya duygunun umrunda olmadığı süreçlerde yaşanır. Bana ne amk bunlardan deyip tavanı izlemeye devam edilir.
Bu tip uğraşları seven biri olsanız bile bir süre sonra Sanki hepsi biz zavallı halkı avutmak için sunulmuş yetersiz teselliler gibi görünür. Tatmin yaratmaz, Sahte ve yapay
gelir.
Sanatsal veya edebi soyut entelektüel oyalanmalar anlamlı olabilse de yolun sonunda gerçek bir deneyim değillerdir ve seni izleyici, gözlemci konumunda tutar. Bir noktada soyut bir 3. Şahıs olmaktan sıkılıp siktiri çekersiniz.
Bir eserde kendini buluyor olmanın dahi artık bir tatmin yaratmaya yetmemesi durumudur. Dünya üzerindeki hiçbir düşünce ve bakış açısının sıradışı olmadığını anlama, Herhangi bir eserin ufkunuzu artık daha fazla açacağına inanmama veya ufkum açılsa ne olacak demektir.
Tüm bunların yanısıra Somut dertlere sahip olunduğuna delalettir veya derin depresyona.
Öğrencilik zamanlarında sınavlardan düşük not alınca bir anda neşe dolu espritüel bir kişiliğe bürünmektir. Genellikle erkeklerde görülür. Bir ciddiye almama, problemi göz ardı etme tesellisi barındırır.
Sınıfta Kendi gibi düşük not alan birkaç kişiyle etkili bi sinerji yakalanır. O esnada ön sırada oturan, 100 yerine 90 aldı diye ağlayan pelinsu ile dalga geçip eğlenirler.
Eve gidip yalnız kalıncaysa ruha çöken sıkıntıya hiçbir şey mani olamayacaktır.
Nedendir bilinmez Çocukken engin bir muhabbet kuşu sevgim mevcuttu. Ölen falan olursa derhal yerine yenisini alıp kafesi boş bırakmazdım. Hepsi de çok enerjik yerinde duramayan kuşlardı. Biri hariç.
Yeşil renkli ve hafiften tombul bir kuş vardı. Daha küçük yapılıydı ve topa benziyordu. Kesinlikle depresif bir kuştu. Umursamaz ve kayıtsızdı. Yanına hangi kuşu koysam kısa bir süre sonra kafeste biriken negatif enerjiden dolayı ölüyordu. Sonunda onu tek bırakmaya karar verdim. Belki ihtiyacı buydu. Artık tek kuşum mega depresif top kuştu.
Bir gün kulağına eğilip bu kafesten kimler geldi kimler geçti hiçbiri de senin kadar mutsuz olmadı dedim. Klasik göz kısmalı bakışlarıyla sabit bakmaya devam edip oralı olmadı.
Kafesin kapısını açınca dışarı çıkma gereği duymazdı. Zorla çıkardığım bir gün yastığımın üstüne kondu ve tüm bir günü asla hareket etmeden orada geçirdi. Ne bir tepki ne bir korku ne bir neşe hiçbir yaşam belirtisi vermiyordu. Muazzam bir kararlılıkla duruyordu sadece. Adeta Kuş dünyasının vahe kılıçarslan'ıydı.
Bu kuşla yaklaşık 1 sene geçti fakat ona karşı ah garibim ne de mazlum sesi soluğu çıkmıyor diye acımaktansa belli belirsiz bir saygı duyuyordum. Sonra bu kuş öylece durdu durdu ve öldü. Sanki hayata öylece durmaya gelip vazife süresi dolunca da gitmiş gibi. Net, kararlı ve duygusuz bir veda.
Bugünse anlıyorum ki o kuş benim bugünkü halimin bir ön projeksiyonuymuş. Tanrının erken bir mesajıymış. Kuş, gelecekten gelen benmişim. Artık seni anlıyorum ve Yakında görüşeceğiz ufak top kuş. huzur içinde yat.
insanlık için küçük kendin için büyük risklere gebe durumdur.
Mevcut şartlardan memnun olmayan ve bu durumdan kurtuluş arayan kişinin Çeşitli risklere girerek ya çıkarız ya da komple batarız demesidir. Büyük bir bıkkınlık serüveni sonunda yapılır. Bir nebze Cahil cesaretine sahip olmayı gerektirir. Yolun sonunda komple batılır ve huzura erilir.
Herkesin her halta büyük bir ciddiyet, büyük bir önem atfetmesidir. En başta da kendini fazla ciddiye alma çabasıdır.
Ne bileyim böyle bir resmiyet bir samimiyetsizlik...
Hiçbir şeyle rahatça dalga geçilmez bu tiplerin yanında. Birkaç sokak jargonu içeren cümle kursan yüzü sirke satar. Kendinle dalga geçtiğin Bir espri yapsan estağfurullahlar havada uçuşur.
Bahsettiğim şey cıvık biri olmaya davet falan değil bu arada. Onun altını çizeyim. Ben de yılların ciddi insanıyım misal ama bu mevzu daha başka bir ciddiyet ya da samimiyetsizlik. Ben ota boka "hmm kırmızı çizgime laf edildi hemen triplere gireyim" demem misal. Sokayım kırmızıya da çizgiye de bana ne.
Çocukluk ve ergenlik zamanları samimi kişilere denk gelme oranı %98 daha fazlayken bir tık erginliğe adım atan kişi kendine bir ciddiyet-samimiyetsizlik alanı yaratıyor. Bunlar sırf kendini önemli biri sanmaktan ileri gelen haller tabi.
Uzun süre görüşemediğin 20 yıllık arkadaşını görüyorsun o bile böyle bi gereksiz kibarlıklar, böyle bi lüzumsuz duyarlılıklar falan takınmış. Ulan Sanki karşında seni yeni tanıyan biri var. Bana sökmez bu zoraki inşa edilmiş emanet hallerin.
Herkesin bir kutsalı var, herkesin bir çizgisi var, ayıbı var, saygı çerçevesi var bilmem ne. Herkes alınmaya ve küsmeye sadece bir adım uzak. Neticede o büyük, o saygın kişiliklerinin gereklerini yerine getirmekteler.
Biri de çıkıp demiyor ki ben nelerin derdine düşüp ne sikten bir karakter yarattım kendime yahu adeta evhamlı bir ayşe teyze, pimpirikli bir hatçe teyze gibi bişey oldum diye düşünmüyor.
Lan siz kimsiniz? ne biçim adamsınız lan siz? Utanacağınızı bilsem yüzünüze tükürürdüm ama ondan da anlamazsınız ki siz.
"benim canımın deeri yoh" diyerek üç kuruş uğruna gelin arabasının önüne atlayan roman çocuğu gibi "şu an astral denememde ölsem de pek fark etmez" diyerek sıkıntıdan astral seyahate girişmektir. Çareyi öte alemde aramaktır.
Yılların ardından tüm beklentileri sıfırlayıp mucize ve umut kavramlarının bir intihar önleme görevlisi olduğuna kani olunan, evet benim kaderim böyle denilen o andır.
Vasata kucak açmak, çırpınmayı bırakmaktır. Farkındalıktan beş dakika sonra neyse bir çay koyayım bari der ve devam edersiniz.
Sürekli siyah t-shirt giyen erkeklerde görülen bir triptir. Onları, "Sürekli aynı t-shirtü giyen bir paspal" izlenimi vermemek adına gereksiz açıklamalar yaparlarken görebilirsiniz.
- yav seni de siyah t-shirt dışında bir şeyle görmedik şu hayatta
- abi öncelikle bende bu siyah t-shirtlerden en az bi 15 tane falan var. Aynı t-shirtü giymiyorum yani sürekli. Her seferinde yeni birini giyiyorum.
- tamam kardeşim aynısını giyiyorsun demedik zaten de hep siyah ya ondan yani şey ediyorum.
- olsun. hepsi farklı onların. bir giydiğimi akşamına hemen çıkarırım yıkanmadan da tekrar giymem. Dolabımdaki diğer 14 t-shirtümden birini giyerek devam ederim Ve bunların hepsi de siyah. Aynı tshirtten 15 tane aldım çünkü.
- yahu tamam anladık farklı giyiyorsun
- pis değilim ben. düzensiz ve özensiz de değilim. seni öldürürüm anlıyor musun? 15 tane birbirinin aynı siyah t-shirtüm var benim. Bunları farklı farklı giyiyorum.
Vaktiyle değer verilen edebiyatın ve sanatın bir balon olduğunu düşünmeye başlamakla vuku bulabilir.
"lan milletin götünden uydurduğu şeylerle mi uğraşıcaz" ana fikriyle Küt kafalı olmanın dayanılmaz hafifliğine adım atabilirsiniz. Belki de küt kafalı haklıdır. Bilmez, bilemezsiniz.
Tam da yüz yıl sonra bir kalbin olduğunu yeniden hatırlamışken talihsiz bir şehir değiştirme haberiyle yolların henüz kesişemeden ayrılacağını öğrenmektir.
Tebessüm silinir, Kalp yeniden karanlık dehlizine geri çekilir, umutlar söner, sigaranız "ben hala yanındayım atabeyim" diyip paketinden çıkar.
beş dakikalık yaşlılık travmasıyla aynaya kilitlendikten sonra bir damla göz yaşınızı siler, üzerinizdeki kapüşonlu sweati çıkarır ve kareli bir dayı gömleği giyerek depresyona ilk adımı atarsınız. artık o genç çocuğa veda etme vakti gelmiştir.
şimdi kısa kollu gömleğin ön cebine, maltepe sigara paketi koyma vakti.
şimdi çatı katında inziva vakti...
evlenince aşkın bitmesinin bir kademe daha ötesi, daha erkenidir.
maalesef o ilk heyecan, heves, kalp çarpıntıları kelebek uçuşmaları vs ler sadece "acaba o da beni seviyor mu?" diye düşünülen ve her bir harekette anlam aranan, her bir sinyalde mutluluğun doruklarına ulaşılan ilk süreçlerde yaşanıyor. sonra her şey netleşiyor sevgili olunuyor ve aşk birkaç ay kadar kısa bir sürede sönümlenerek yok oluyor fakat iki taraf da hem birbirini hem kendini kandırarak aşık gibi davranmaya devam ediyor. bir çeşit şartlanma resmen. yani çok iyi anlaşabilirsin, çok iyi arkadaş olabilirsin, bir arada bulunmak hala çok çok keyifli olabilir, özleyebilirsin vs vs. yine de bunlar aşkın yitip gittiği gerçeğini değiştiremiyor. zira aşk "iyi geçinmek" değildir. aşk tanımı sevgi kavramıyla haddinden fazla iç içe geçti. birbirine alışmış insanlar aşık olduklarına falan inandırıyorlar kendilerini fakat bunları bırakalım. gerçekte aşk dediğin şey yanıp tutuşmak, karalar bağlamak, yemek yiyemeyecek hallere düşmek ve nicesi gibi çok güçlü hallere sokar insanı. öyle ay kafamız çok uyuşuyor dediğnle hemen aşk yaşıyor olmuyorsun. zira ben hayal de edemiyorum insan biriyle sürekli birlikte olup ilk günkü gibi aşığım falan nasıl diyebilir? bu bir çeşit yalan, dürüst olalım. içinde duyduğu sevgiyi, bağlılığı, alışkanlığı aşk olarak lanse edenlerin yalanı.
diyeceksiniz ki aşk elbet biter sevgi mühim olan şey. sevgi daha önemli bir şey tabi genel planda o ayrı. fakat sevgililik dediğin şeyin temel yapı taşı da aşk. bu bitiyorsa ne anladım ben bu işten? mevzu sevgiden ibaretse arkadaşlarımızı da severiz anamızı babamızı da severiz, benimseriz vs. fakat ilişki dediğin şeyde salt sevgi karın doyurmuyor. aşksa kaybolup gitmek için bahane arıyor. saman alevi gibi sönen aşk kavramına itiraz ediyorum.