karakter ve tip sayısının daha az ve olayın nispeten çok karışık olmaması rağmen mizah duygusunun hat safhada olduğu bir kitap. amat, suskunlar, puslu kıtalar atlası ya da kitabül hiyel'deki gibi yaratılan bir dünyanın içine doğrudan çekmiyor sizi. yer yer sayfaları bulan tasvirleri okurken yorulmamak elde değil. hele bir de bilinmeyen kelimelerin arttığı yerde insan 'noluyoruz ya!' demekten alıkoyamıyor kendini. kitaba tam vakıf olabilmek için değil sadece eski türkçe, aynı zamanda birazcık almanca, fransızca ve latince de bilmek gerekiyor. benim için diğer ihsan oktay anar kitaplarından ayrılan en önemli özelliği kitabül hiyel'den sonra en çok güldüğüm kitabın bu olması. çok ince yerleştirilmiş espriler var. tavsiyem açık alanda okumamanız yönünde. *
ankara'da gidilmesi gereken ve en iyi adana kebabın yapıldığı yerin başında gelir. adanalı ismail usta'nın yeri olarak da bilinir. yeri; bosna hersek caddesinde şok'un olduğu sokaktan girince kimse sorsanız gösterir.
üşendim şimdi detaylı açıklamaya da yaratılışla ilgili önemli bir konudur bu. tüm evrenin ve tüm bilgilerimizin, anılarımızın beş dakika önce meydana gelmediği ne malum sorusuna çıkarız bu hipotezden. üşenmeyenler için: http://en.wikipedia.org/wiki/omphalos_hypothesis
kuvvetle muhtemel öğrenci yazarların beraber kaldığı, evini paylaştığı arkadaşlarıdır. benimkisi tam bir sheldon cooper. abartısız söylüyorum sheldon'daki tüm sinir edici özellikler mevcut kendisinde. kombinin sıcaklığından tutun da eve başka bi arkadaşımı çağırdığımdaki triplerine kadar. tek farkları ev arkadaşım komik değil o kadar. ama ben çok gülüyorum kendisine orası ayrı.*
2.
denizin taşıdıklarını da kesip kesip yakmıştın,
o bir zamanların şimdi uzakta kalmış ocağında
ne kalır ki, geriye?
3.
ateşinin dumanını da biriktirirsin
4.
her şeyden önce unutmaman gereken,
ateşinin hiçbir zaman tek bir düzeyde yanmadığıdır :
ateşin, ya harlanma içinde ya da sönme içindedir
ya yükseliş, ya iniş
5.
ateş, yanmakta olan odunlarla değil,
yeni yanmağa başlayan odunlarla yanar.
hep yakacak yeni odunlar bulan ateş, yükseliş içindedir;
yalnızca eski yanan odunları olan ateş,
inişe geçer.
6.
yanan odunlar tüten odunların dumanını da yakarlar.
7.
yanamayan odun, tüter.
ateşin, bazen, yalnızca tüter: yanamamaktadır
dikkat etmen gereken, ateşe yanyana ve üstüste koyduğun odunların
biribirlerine olabildiği kadar yakın olmaları; ama hiçbir zaman
bitişik ve binişik olmamalarıdır : ateşi yakan, ısı olduğu kadar,
havadır belki daha da çok
8.
ateşin tütüyorsa, bil ki bir şeyleri yanlış yapıyorsun.�
9.
tek bir odunu yakamazsın: odunlar ancak başka odunlar
yanıyorsa, yanar her bir odunun yanması, öteki her bir
odunun yanmasına bağlıdır: hepsi için ayrı ayrı; ve,
hepsi birlikte, karşılıklı
10.
alttaki odunun yanması, üstünde yanmaya başlamış bir odunun
bulunmasına ve üstteki odunun yanması, altında yanmakta olan
bir odunun bulunmasına, bağlıdır.
odunlar yalnız yanmazlar.
11.
ateşini yakmağa başlarken, çıra parçalarını çok dikkatli
kullanmalısın: fazla koyarsan, ya gereksizce büyük alevler
elde edersin, ya da yanamayan çıra parçalarındaki reçinenin
tütmesine yol açarsın; az koyarsan, hem kalın odunları
tutuşturacak kadar alevin olmaz, hem de, yanamayan odunlar
tütmeğe başlarlar tam ölçüsünü, tam yerini, tam zamanını
bulmalısın, ateşini yakmağa başlarken.
12.
ateş, bir kez yanmağa başlayınca, senin denetiminden
çıkar gibi olur ama, unutmamalısın ki, kendi haline
bırakılan ateş, gerçi, koşullar uygunsa, harlar; ama,
kısa zamanda, yakabileceklerini yakarak, tükenme sürecine
girer: ateşin ilk niteliği yayılmaksa, son niteliği de, tükenmektir.
bu yüzden, ateşini beslemen gerekir: tam zamanında, tam yerine,
yeni yanacak odunlar koyman; belirli bir yanı tükenmeğe
yüz tutmuş odunları biribirlerine göre çevirmen; yanamayarak
tütmeğe başlamış odunları yanabilecekleri bir konuma getirmen
bir sürü düzenleme, ayarlama
ateşini kendi haline bırakamazsın bırakırsan, tükenip söner
durmaksızın süren döngünün farkına varıldığında nefes almak için gözlerini açan insanın başına gelir. çarpan temiz hava karnını acıktırmıştır. kafanın yenmesi an meselesidir.
afili filintalar'da en beğendiğim yazar kişisi. gerçekten çok güzel hikayeler yazıyor ve şöyle bir baktım da çıkarttığı bir kitabı yok halihazırda sanırım. ama ben hikayelerini tek tek biriktiriyorum. olur da kitap çıkartmazsa hepsini zımbalayıp kitaplığıma koyma niyetim var.
adı bilmem ne ya da her neyse ne nikli yazarımızın şu zaman veya bir zaman diliminde çıkaracağı kitabının adı. konusunu sordum, 'sen anlamıyorsun diye var da olamaz devrik cümlenin devi' dedi bana. nedense anlamadım.
öyle böyle giden günün ardından şöyle şu şekilde dum duma bum bum falanda olan, nerde ile ne yazık ki arasında ahlamaları vahlatan ve onun için o şekilde orda, orada, oradayken, olurken ve oldururken ritmini yakalayanların sınısı, tınısı, sızıntısı ve passınısı tadındaki her şeyin bir şeyinin o şeyidir o.
monoton yaşantının göstergesidir. varlığın en önemli tutangaçlarından biri eksik kalır hayaller yoksa. bu aralar bende de var kötü hissediyorum kendimi o yüzden. canım da sıkılıyor biraz. ne yazdığımı da bilmiyorum takılıyorum buralarda.
diş macununun bitişiyle tetiklenen olaylar zinciri. ardından da şampuan gelir. daha düne kadar hiç bitmeyecekmiş gibi dururlardı ama bitmişler işte.
sonra buzdolabındaki kahvaltılıklar bitmiştir. günün 3 öğününü beraber götürürsün ama gecenin bir vakti onlar da seni yarı yolda bırakmıştır.
sıkıntıdan mesaj atmak istersin ama mesaj hakkın da bitmiştir. boş telefona bakarsın o da sana bakar.
aslında hepsini tetikleyen paranın bitmesidir. paran bitmiştir, alan insan modun bitmiştir.
en sonunda oturursun bilgisayarın başına ama yazacakların da bitmiştir. biten insan modu açılır. uyursun, yeni güne uyanmadığın sürece bitmeye devam edersin.
başlıklara yapılan yorumları okumaktansa o yorumları yapan yazarların, tamamını olmasa da yazmış oldukları pek çok entrysini okumaktır. ben bunu nerdeyse sözlüğe girdiğim ilk günden beri yapıyorum çok da hoşuma gidiyor. kimi zaman şükela butonuna basıyorum ve o an kime denk geldiysem onun bütün entrylerini, özellikle ilk girdiği entryleri okuyorum. bu sayede güzel insanlar tanıdım. bak sen şurda şunu demiştin şimdi bunu diyorsun diyorum. tanıdığım insanların da çoğunun da adını bilmiyorum. ne ismimi söylüyorum ne de isimlerini soruyorum. nickleri gayet de her şeyleri onların. ama tabi zamanla tanışıklığımızın isim düzeyine indiği ya da çıktığı da oluyor yapacak bir şey yok.
işin asıl güzelliği, siz birinin farkında değilsiniz ama biri sizi düşünüp yazdıklarınızı okuyor. taa ne zaman yazdığınız bir entrye artı ya da eksi oy veriyor*.birinin yazdıklarını okuyarak o insana karşı çok fazla şey öğrenilebilir, ben buna inanıyorum.
zeytinburnu'nda olivium'un yanında olan ama olivium'dan çok eski olan ilköğretim okulu. 17 senelik öğrencilik hayatım biterken ilk 5 senemi harcadığım yerdir kendileri. okulun hemen yanında fatma süslügil ilköğretim okulu da vardı. biz böyle hep kavga ederdik ulan. anılarım canlandı la gece gece*
editim dedit: la az evvel ben entry girmeden bi entry vardı noldu ona.
kıçının üstüne oturma özlemi çekenlerin, yatıp da uzun uzun uyumaya hasret kalmışların ve yorgunluktan uyuyamayanların ağlama sebebidir. hepsi bir yana, insan bir de arada güzel haberler alıp sevinmeye bile vakti olmayınca ağlayacak bile gücü kalmıyor.
çoğu insanın sevgilisiyle indirgediği hayat modeli. ola ki bir kavgada ya da ayrılıkta hayatın tümden boş olduğu sonucunu çıkartmaya götürecek önermeler silsilesinin ilk adımıdır aslında.