Les frangines grubunun bir şarkısı. Klibi tatlı şarkıyı söyleyen o iki kadının şarkıyı söyleyişleri daha tatlı. Müzik ise şarkının sözlerini melodilerle anlatıyor. Tebessümle dinlediğim güzel bir parça.
Açık seçik aşk bandosunun en son şarkısı. Biraz siyasi eleştiri bolca mizah az biraz da erotizm. Çoğunlukla ise keyifli bir şarkı.
Brass'lar biter bitmez fark edersin,
Nasıl düştüğümü ve sustuğumu
Alışkanlığın mıdır bilmem,
Bi daha olmaz desen de sen düşürürsün
Hazır desem hazır değil, gelsen desem gelecek değil
Böyle suratsız gibi bi her seferin, sanki tribin
Bir türlü göstermedin, bi kerecik öpemedim;
Ah o güzel bembeyaz memelerin
Hay sikeyim, yine çarptı trenim, sinyalimi kaybettim
Aslında çok kederliyim
Bi takım bıyıklı, iyi takımlı audi arabalı
Adamlardan hiç ve piç değildim
Keşke kulaklarımızın açma kapama düğmesi olsaydı
Keşke neyin ne olduğunu sana anlatmanın bir yolu olsaydı
Uzun zamandan sonra ilk defa güzel bir rüya görmüştüm ki
Bacakların evim, ayakların dünyam olsaydı
Suda yüzüyorduk lan, suda
Tekerleklerimiz ıslak, iki yolun tam ortasında
Yaşımdan hızlı artıyordu dertlerim
Şehir büyüdükçe kısılıyordu sesim
Yanlış insanlardı ya şarkısı
Herkes birbirini satıyordu klipte
Hayy vereyim, oyumu kimlere vereyim
Mazbatamı kaybettim, ben de bir garip seçmenim
Bembeyaz geceliğin aklıma gelince bebeğim
Hiçbir şey olmasa da kesinlikle bir şey oldu ama ben göremedim
şu linki verilen siteye girdim. kadir misiroglu, cübbeli ahmet ve bu gibi kişiler hakkında yazılanlara yapılan yorumlara baktım. çünkü girer girmez reklamları var. adamlar hem bunları övüyor hem de başlığın konusu olan kitap hakkında olur mu böyle şey diyor. tam komedi tam rezillik sitesi.
ceddin deden, bunun sözlerini araştır istersen türk milleti diye geçer sözleri. hani araştırma yapmadan böyle başlık açmam siz de cevap vermeyin. istiklal marşı içinde kahraman ırkıma deniliyor. ırk belli bir milleti kapsar bunu öğrenmiş olmalısın.
gelelim asıl konuya ben bunlardan rahatsız olan değil andımızı da savunan biriyim. ve aksine türk kelimesinden rahatsız olanlara karşı rahatsız durumdayım ben ve suni gündemlerle ülkenin gündemini değiştirenlere karşıyım.
Ülkemizden yine güzel bir restorasyon çalışması manzarası. Tabi bunu yapanlar cehapeli olmadığı için fazla ilgi çekmemiş herhalde. Turistlerin gelip gezeceğı yerler burası. Çok rahat bu görüntü kirliliği engellenebilir ama onunla ne uğraşacak adamlar. Kolay yönden parayı götürmek varken.
Tabi kartal belediyesinin o asfalt çalışması daha önemli çünkü orası cehapeli. Bunu da savunduğum düşünülmesin. Orda da görüntü kirliliği var. ihtiyaç olabilir asfalt yol için ama yapım şekli bu olamaz.
dünün haberiymiş bu ama ben bugün aldığım gazetede gördüm haberi. şöyle internette bakayım dedim ve yandaş olan olmayan gazetelerin hepsi yazmış bu haberi.
ve sadece arda turan değil bülent korkmaz, okan buruk ve emre belözoğlu hakkında da soruşturma açılmış şüpheli sıfatıyla. ben nedense ana akım haber bültenlerinde görmedim bu haberi. dün başlığı açıldı mı bilmiyorum ama bir açıyım dedim.
Lara'yı içeri soktuktan sonra kapıyı kapadı. Aralarında anlık bir bakışma olurken sanki kıvılcımlar çakmak üzere gibi bir hava vardı odada. ikisinin de yüzü yaramaz ve masum ifadelerin karışımını içeriyordu. Elif buraya geldiğinden bu yana ilk defa bu kadar cesaret doluydu.
Lara'yı kapıya yasladı bedenine ona doğru yaklaştırdı. Elleri Lara'nın ellerini kapıya bastırır bir haldeydi. Lara da içinde bulunduğu bu durumdan bu andan rahatsız değildi. Merakla ne yapacağını bekliyordu Elif'in. ikisinin de nefesleri derinleşmiş bir haldeydi. Bakışları birer dansa tutuşmuşken nedenleri yavaş yavaş adımlar atıyordu.
Elif dudaklarını Lara'nın dudağı ile yanağının birleştiği noktaya götürüyordu. Dudakları sıcak bir yaz havası kadar sıcaktı o an. Ve dudakları o nokta ile buluşacağı anda evin içinden bir ses geldi, bir şeyin yere düşme sesi. Oysa her yer kapalıydı. Dışarda fırtına kopuyor gibiydi ama bu hava içeriye giremezdi.
ikisi de bu anın heyecanı ve yaşanacak şeylerin merakı ile dolu olsa da evin içinde neler olduğuna bakma dürtüleri daha baskın geliyordu. ikisi de ellerine birer parça eşya aldı ve odanın kapısını yavaşça aralayıp etrafa baktılar. Yavaş adımlarla aşağıya doğru bakmak için merdivene yöneldiler. Bir ses gelmiyordu aşağıdan.
Merdiven basamaklarını inmeye başladıklarında alt katta bir esintinin olduğunu fark ettiler. Ürperdiler. Kim girebilir her yeri kapatmıştık diye kendi aralarında konuşuyorlardı. Merdiven basamaklarının sonlarına indiklerinde hala kimseyi görmemişlerdi.
Bir anda mutfak tarafından ses geldi ve bütün dikkatleri oraya kesildi. Yavaş adımlarla oraya doğru ilerlerken düşen şeyi görmüşlerdi. Evde birinin ya da bir şeyin olduğu kesindi. Tam kapıya doğru yaklaşırlarken gürültülü bir şimşek sesi duydular ve o an birbirlerine sarıldılar korkup. ilk defa bu derece bir yakınlık kuruyorlardı. Birbirlerinin bedenini sıcaklığını kalp atışlarını hepsini o kısa anda hissetmişlerdi. Fakat evdeki şeyin ne olduğuna bakmaları gerektiğinin farkına vardılar fazla sürmeden.
Ve mutfağa geldiklerinde Elif korkmuş ve ürkmüş bakışlarla içeriye bakarken Lara tebessümle bakıyordu içeriye. Elif korkusundan belki de fırsat olduğunu düşündüğü bu andan dolayı Lara'ya sıkıca sarılmıştı. Lara ise hem gördüğü şeyden hem de Elif' in bedenini hissetmekten tebessümü çok daha daha derinleşmiş ve büyümüştü...
açık seçik aşk bandosundan yeni bir şarkı. yine dinlerken keyif alacağınız eğleneceğiniz şarkı sözleri var.
Seni ne çok istedim
Bana hiç vermedin ki sevgini
Hani nerde kalbini
O titreten biri
Ben olmadım ki
Bana hiç yükselmedin
Bir avuç dolar gibi
Bi 100 euro gibi
Hani nerde eteğin
Fileli çorapların
Hiç giymedin ki
Asalak bir sarmaşık olma sakın
Varsın boyun olmasın bir söğüdün ki kadar seninle minik minik bandocuklar yapmamız lazım
Buradan taa Konya'ya kadar
Bebeğim Karaman, Niğde ve Aksaray Konya'dan ayrılıp il olmuş
Hatta tüm ülkeler Konya'dan ayrılmış. Dünya bile eskiden
Dev bir Konya bulutuymuş...
Seni çok istedim
Bir türlü vermedin sevgini
Hani nerde elini
Tenimde gezdiren Bu fantezi...
müziğinde bile kışkırtan bir melodi olan bandonun bir şarkısı.
Yap bi seksilik, gece dalgamıza bakalım Otumu yaktım, tekilayı sen ısmarla kadın Canımı yaktın, soyun, kendini affettir kadın
Kafamı yaptım, soyunurken dans et bana kadın
Şimdi o tabancayı yavaşca yere bırak ve uzan
Çok deli planlarım, aklın varsa hazırlan Mumları yaktım, kapıyı kapat ve gel kadın Çoraplar kalsın, onları ben yırtçam kadın
özlemenin karanlık yüzünü anlatan enstrümantal bir parça. dinlerken kendimi barok dönemi bir kilisenin içinde gezinirken kulaklarıma bu yükselen müziğin dolduğunu hissettim.
bu başlığın açılmamasına olan şaşkınlığımı gizleyemiyorum. açık seçik aşk bandosunun enstrümantal şarkılarından biridir.
dinlerken her insan kendi hikayesini yazacaktır bu müzik altında. sanki kelimelerin dökülmesi ve rahatlaması için yapılmış gibi. gözlerinizi kapayın ve sadece dinleyin kalan işi hisleriniz ve zihniniz yapacaktır.
bir dakikalık ufak bir şarkı ama hem söyleyenin sesi hem de müzik ve sözlerle tatlı bir şarkı keyifle eşlik edilebilecek türden bir aybüke kahya şarkısı.
Seni ben küçücük bir odada buldum.
Aldım seni cebime soktum.
El ne der kim ne der ne farkeder bilmem.
Ben buyum biraz farklı huyum.
O ise benden daha farklı birisi.
Verir hep anime tepkisi.
Bu kısım çok deli.
Anlıcak yalnız biri.
O yasu mina say sempai.
Zor değil çok isteyince birşeyi.
Gerçekten.
inandım hep çocukça şeyler geçince.
içimden.
Seni ben çok soğuk bir havada bulsam.
Alsam seni montuma soksam...
her insanda farklılık gösterecek ve kendilerinin kontrolünde olmayan mevsimlerdir. bütün mevsimler var mıdır bir insanda belki, en azından her insands iki mevsim vardır bunu görebilirsiniz.
ruhumuzun düşüncelerimizin psikolojimizin hissettiği ve sonrasında bize hissettirdiği mevsimler. insanların fark etmesi için biraz düşünmeleri biraz hayal kurmaları yeterli ama insanlar bunun yerine modern dünyalarında yaşıyorlar, yaşasınlar da ama insanlık modernlik adı altında saçma bir yere gidiyor.
bir sonbahar mevsiminde ruhunuzun ilkbaharı yaşaması mümkün yada bir ilkbahar ayında sonbaharı yaşaması mümkün. her mevsimin hissettirdikleri farklı ve derinlikleri de farklı.
ruhumun mevsimi ise bu yaz ayında, sonbahardan kışa geçiş zamanı gibi soğuk ama kar yağmayan rüzgarları olan bir mevsim ama soğuk olsa da üşüsem de çalan bir müzik var ve bu tebessüm ettirmeye yetiyor. kış mevsimi bu mevsimi her zaman hissetmem ve benim kontrolümde olmayan bir mevsim derinlerimde olan tuhaf.
bir de yaz mevsimi pek yoktur mevsimlerimde bu mevsimin ruha etkisinin pek az olduğunu düşünürüm ve bu mevsimdeki hislerin daha fazlası ilkbahar mevsiminde var. mevsimler güzeldir en çok da hayal kurarken.
insanlar toplumun ayıpçı bakış acıları karışısında üzerinde bir baskı hisseder. aslında çocukluktan itibaren ayıpçı ve baskılanma üzerine bir yetistirilme tarzı içinde büyür. haliyle özgür bireyler yetiştirme konusunda sorunlar var. insanlar cinsel kimliklerini beli daha sonraları keşfediyor hani biraz o özgürlüğü tattıktan sonra.
insan cinsel kimliğini keşfetse de bu sefer ayıpçı bakış açısı devreye girebiliyor gay, biseksüel, lezbiyen insanlar için. sanki bu kimlikleri utanılacak bir şeymiş gibi anlatılıyor ve bakılıyor. o yüzden fazlaca bir kesim bunu baskılıyor yada ayıp bir şey yaşıyormuşçasına saklı bir şekilde yaşıyor.
erotizm konusu var bir de insanlar bunu da ayıplıyor sanki orda izlenen şeyleri hiç düşünmüyor yada yapmıyormuş gibi. aslında insanlar onları izlerken içlerinde bastırdıkları istekleri, düşleri de açığa çıkarıp keşfedebiliyor. tinto brass filmleri mesela sadece erotik bir film değil insanların içlerinde sakladıklarını bastırılmışlıklarını açık bir sekilde anlatan ve o isteklerin psikolojik yönlerini de anlatan filmlerdir.
ve bir de farklı fanteziler, istekler, düşleri olan çiftlere olan bakış açısı var. swinger, cuckold, bdsm yada herhangi uç olan istekler insanlar tarafından aşağılanıyor ve hakaret ediliyor. oysa bu hakaretleri yapan insanlara sorsanız hepsi özgürlük yanlısıdır ama bakıldığında baskıcı ve ayıpçılardan farkı yoktur.
cinsellik böylesine insandan soyutlanmaya çalışılıyor zevk unsuru ortadan kaldırılmak isteniyor. sanki insanın doğasında cinsellik yokmuşçasına. çıplaklıkta, cinsellikte insanın doğasında olan şeylerdir ve insanlar isteklerini baskıladıkça, ayıplandıkça özgürlükten ve kendinden uzaklaşıyor. ve tabi insanlıktan da. insan baskılardan ve ayıpçı bakışlardan kurtulup doğaya bırakmalı kendini ancak böyle özgür olabilir.
bdsm genelde bir seks fantezisi olarak bilinir ve görülür ki bunda bazı filmlerinde etkisi büyüktür. oysa bdsm araştırıldığında bir seks fantezisinden daha fazlası bir felsefe, bir yaşam tarzı olduğu görülebilir. insanlar bunu gördüğü halde yine de seks fantezisi diyebilir bu da baskılanmanın sonuçlarından biri ve farklı açılardan bakamamanın. bdsm içinde itaat, hükmetme, aidiyet, teslimiyet ve bir eğitimi barındıran bir felsefe ve yaşam tarzıdır. ve insanlar o normal insanlar kendi hayatlarında daha köleler bunu da görmezler.
görmese şu gözler kapansa görmese bir daha insanların vıcık vıcık ilişkilerini kadınların erkekler, erkeklerin kadınlar hakkındaki düşüncelerini. görmese sadece karşı cins için süslenen, her şeyi onları etkilemek için yapan, parfümleri, güzel kokuları bile sadece onlar için sürünen ve tek yaptıkları herkesten daha iyi olmaya çalışmak olan, üstünlüğü kıyafet ve bedeni kullanarak yapmaya çalışan hepsi ucuz ve aptal birer fahişe olan insanları görmese şu gözler. insanları görmese şu gözler sadece doğayı görse doğallığı görse. kapadım gözleri görmüyorum insanları onların ucuzluklarını.
Kadınlar ıcın sadakatten, sevgıden de onemlı yanında olunması. Cunku basıt bır dusunce anlayısları var yanında olmazsa her seyı yapar ama yapıcak olan her yerde yapar dusunmezler. Kadınların yapısından olunsa gerek bekleyemezler korunması gereklıdır hep yanında olunması gerekendır.
J'ai, j'ai gardé en secret
Dans une boîte en argent
Un petit monde à moi
Des étoiles, un océan
Un peu d'éternité, une flûte de paon
Mais je n'ai rien de toi
Toi qui me manque
Tellement...
Je suis là où tu m'as laissé
Sur la route du néant
Ici la lune n'éclaire jamais
Elle jaunît avec le temps
Et de nuage en nuage
Sur les ailes d'un oiseau blanc
J'me suis laissée prendre en otage
Puisque sans toi,
Plus rien ne rime
Plus rien ne rime, rime
Et je m'abîme, bîme
Et je m'abîme, bîme
Chui allée au bout du monde
J'ai demandé pardon
Je suis là et je t'attends
Sous les étoiles d'Orion
Il y avait comme un son
Perdu dans l'univers
Est-ce que ce serait toi?
Oh comme je l'espère
Je suis là où tu m'as laissé
Sur la route du néant
Ici la lune n'éclaire jamais
Elle jaunît avec le temps
Et de nuage en nuage
Sur les ailes d'un oiseau blanc
J'me suis laissée prendre en otage
Puisque sans toi,
Plus rien ne rime
Plus rien ne rime, rime
Et je m'abîme, bîme
Et je m'abîme, bîme
J'fais comme si tu m'attendais
Mais le temps paraît lent
Et je ne peux m'empêcher
De penser comme une enfant
Que veux-tu que j'y fasse?
Rien n'est plus enivrant
Que de s'accrocher à toi
Et d'y croire tout le temps
Je suis là où tu m'as laissé
Sur la route, sur ce banc
Ici la lune n'éclaire jamais
Elle jaunît avec le temps
Et de nuage en nuage
Sur les ailes d'un oiseau blanc
J'me suis laissée prendre en otage
Puisque sans toi,
Plus rien ne rime
Plus rien ne rime, rime
Et je m'abîme, bîme
Et je m'abîme, bîme
insanın içindeki çocuğu öldürmesidir. açıklama olarak şunları söyliyim başlığı görüp ağzında küfürlerle gelecek oanlar olucaktır başlığın içini okumadan böyle yapmayın bir diğeri içindeki çocuğu öldürmek başlığı var ama böyle bir başlık açtım açıklamaları yaptıktan sonra yazmaya başlıyalım.
büyür insan büyüdükçe yaşar her an bir şeyler yaşar ve büyümeye devam eder. büyüdükçe insan içindeki çocukla aynı kalmaz insan büyüdükçe o çocuk acı çeker her an artan acılar yaşar, insan büyüdükçe derinleşen yaralar alır o çocuk. insan farkında olmaz mı bunun ? olur aslında ama yaşamak istiyordur ve bunu büyüyerek olucağını düşünüyordur. çocuk ise her an daha fazla acı yaşıyordur düşünüyordur ki insan seviyordur hala onu kıyamazdır ama insan için bunun bir önemi yoktur.
işkenceler yapar o çocuğa dayanamıyacağı işkenceler can çekişir bir hale getirir o çocuğu, her yeri yara bere içinde derinleşmiş yaralar, kan içinde kalmış bir çocuk ama o hala düşünüyordur insan onu iyileştiricek ama insan için bunun bir önemi yoktur. onu öldürmek istiyordur çünkü daha da ağırlaşan işkenceler yapar çocuğa, insanın ellerinde artık o çocuğun kanları vardır kana bulanmış eller...
insanlar büyüdükçe hep neyi kaybettiklerini söylerlerdi ?
- masumiyet.
ama o insanlar ellerinndeki kanı göremezler birer cani, katil olduğunu göremezler çünkü bunu kendileri yapmıştır o çocuğa ve sonra derler masumiyetimizi kaybettik hayır kaybetmediniz katlettiniz siz masumiyeti.
çocuk acılara, işkencelere daha fazla dayanamaz hale gelmiş yaraları daha da iyice derinleşmiş, elleri, kolları, bacakları koparılmış bir hale gelmiştir. her yeri kan için içinde kalmış kan kayıpları artmıştır. insan amacına ulaşıyordur. çocuk can çekişiyordur ve dayanamaz bir hale geliyor ölüyor ve insan artık kendi elleriyle o çocuğu katletmiştir. çocuğun kanları bulaşmıştır o insanın üstüne ve büyümüştür artık o çocuçuğu katlederek kurtulmuştur ondan, büyümüştür.
Bir rüya diliyorum sana
içinde yollar olsun, yollar olsun
Bir hayat diliyorum sana
Yolun hep açık olsun, açık olsun
Kim daha çok severse o daha çok acırmış
Kim daha çok özlerse o daha yalnız kalırmış
Şimdi yat uyu, kovdum hayaletleri yatağından uyu
Koydum güzel düşleri başucuna uyu
Söktüm geceden karanlığı, çaktım yerine yıldızları
Sen yeter ki, sen yeter ki
Şimdi rahat uyu
Kovdum hayaletleri yatağından uyu
Koydum güzel düşleri başucuna uyu
Söktüm geceden karanlığı, çaktım yerine yıldızları
Sen yeter ki rahat uyu
Yıldız tozları serpiyor melekler yatağına
Yastağında deniz, yorganında orman kokusu
Bir ninni söylüyor sana rüzgar usulca
Ağaçlar sessiz,
ve biri dua ediyor senin için uzakta unutma
Kim daha çok severse o daha çok acırmış
Kim daha çok özlerse o daha yalnız kalırmış
Şimdi yat uyu, kovdum hayaletleri yatağından uyu
Koydum güzel düşleri başucuna uyu
Söktüm geceden karanlığı, çaktım yerine yıldızları
Sen yeter ki, sen yeter ki
Şimdi rahat uyu
Kovdum hayaletleri yatağından uyu
Koydum güzel düşleri başucuna uyu
Söktüm geceden karanlığı, çaktım yerine yıldızları
Sen yeter ki rahat uyu
Bugün bana güzel bir şeyler söyle
Dokun yanağıma, herşey birgün düzelicek de
Bugün bana ödünç ver ellerini
Sarıl sıkıca, herşey geçer de zamanla
Anlatamıyor hiçbir şarkı artık beni
Gülümsemiyor yüzüme çocuklar, çocuklar
Kurtaramıyor hiçbir dua artık beni
Temizlemiyor, onaramıyor, gülümsetemiyor kırılan kalbimi
Bir masal daha bitti artık çok yalnızız
Biraz daha yorgun biraz daha yaralı
Bu kırık kitabın keskin sayfaları savruluyor, tutulmuyor
Ama hala kar beyazı
Bir masal daha bitti artık çok mutsuzuz
Önümüzde bir son gözlerimiz kapalı
Kimse unutmasın bu ıslanan masalı
Bir yağmurda eriyip giden şeker prens, tuz kralı
Bir masal daha bitti
Bir masal daha bitti artık çok yalnızız
Biraz daha yorgun biraz daha yaralı
Bu kırık kitabın keskin sayfaları savruluyor, tutulmuyor
Ama hala kar beyazı
Bir masal daha bitti artık çok mutsuzuz
Önümüzde bir son gözlerimiz kapalı
Kimse unutmasın bu ıslanan masalı
Bir yağmurda eriyip giden şeker prens, tuz kralı
Çok sevmiştik,
Çok sevmiştik,
Çok sevmiştik,
Biz çok sevmiştik,
Çok sevmiştik,
Çok sevmiştik,
Çok sevmiştik,
Biz çok sevmiştik,
Keşke erimeseydik..
Çok sevmiştik,
Çok sevmiştik,
Keşke erimeseydik..
tren, geçmiştir, doğallıktır, hüzündür, mutluluktur, aşktır, sevgidir. dışarıyı izlersiniz camdan dışarısını. farklıdır havası nice aşklar yaşanmıştır o trenlerde tren istasyonlarında. kimi sevgilisinin omzunda uyumuştur, kimi ise ona sarılarak kendini güvende hissetmiştir.
kimi platonik aşklar ise acı vermiştir gençlere bir durakta tüm hayaler yıkılmıştır. trene binen insanlar daha bir sıcakkanlıdır. sabahları işe gitmeye çalışan insanla zar zor açar gözlerini trende dışardan gelen güneş ışığında. satıcılar olurdu trenlerde ellerindeki ürünü satmaya çalışan insanlar tren durdukça istasyonlarda bir diğer vagona geçişler.
metro ise yerin dibinde, karanlık, soğuk, samimiyetsiz bir yerde. yolculuk ederken seyredebileceğin bir yer yok bile her yer duvar insanların suratları bile. bir güler yüz bulmak çölde su bulmaktan bile daha zor yerlerdir. herkes bunalmış bir şekilde gideceği ineceği yeri düşünüyor. trene göre hızlı mı evet ama hız hiçbir işe yaramıyor yavaş olmak daha güzel.
aslında ikisi arasındaki temel fark şu tren insan, metro ise robot.
Perdeleri kapat, sevgime tanık istemem
Işığı söndür, gel otur yanıma konuş
Ergeç anlaşacağız başka çaremiz yok
Sonra sevişeceğiz, bu düzen böyle kurulmuş
istersen yine hep hayır de, olmaz de, ne çıkar
Her şey olacağına varıyor çaresiz
Yaşamak zorundayız, sen de biliyorsun
Öyleyse gel otur yanıma sevişmeliyiz
Durmadan sevişmeliyiz aslında gece gündüz
Daima istekli aç, doymak bilmez, vahşi çılgın
Sabaha karşı koşu atları gibi yorgun argın
Yine de usanmış değil, pişman değil, bıkkın değil
Belki biraz sarhoş, biraz durgun, biraz uykulu
Ama her zaman ateşli, sabırsız, her zaman dolu.
sende karlı dağların serinliği
sende mayıs rüzgarlarının ılıklığı var
sen denizlerimde bir büyük dalgasın
ben senin sonsuzluğunda bir kum tanesi
sen bir tanyerisin renkli camlar gibi
ben her sabah senin şafaklarında uyanıyorum
seni kimseler bilmeyecek benden başka
kimseler bilemeyecek seni sevdiğimi
ona yanıyorum
hiç bir şey beni kurtaramaz artık
jüri karar verdi suçluyum
işte ellerime kelepçe vurdular
alıp götürüyorlar beni
güneşe ve gökyüzüne son defa bakıyorum
zaman bir ateş oluyor yüreğime düşen
kendimi kadere ve sana bırakıyorum
yüz yıl sana mahkumum ben
cinsel tercihi herkesten farklı olduğu, her kadının bir süreden sonra seks istiyeceği ve bunu bir aseksüelin veremeyeceği için sevilmez. herkesle arkadaştır iyi anlaşırlar. tercihini açıkladığında ise herkeste bir önyargı ve farklı biriymiş gibi davranmaya başlar.